|

Çözüm Yeni Anayasa’da Değil! %0 Barajlı KURUCU MECLİS seçiminde

12 Eylül referandumunda “Evet” oyunun kazanmasıyla birlikte Türkiye artık ABD emperyalizmine ve onun sadık hizmetkârı Avrupa Birliği’ne her zaman olduğundan daha bağımlı bir ülke haline geldi. Zaten hangi vesileyle olursa olsun referandumdan hemen sonra Abdullah Gül’ün Washington’a, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Brüksel’e uçması partimizin bu öngörüsünün (WASHİNGTON’DAN VE BRÜKSEL’DEN YÖNETİLMEYE HAYIR!) haklılığının kanıtı oluverdi. Daha önce TBİP olarak, 2003 yılında ABD ordusunun Türkiye’den geçerek Irak’a müdahalesine izin vermeyen TBMM’nin gene aynı partinin iktidarda olduğu bugünkü TBMM’ye göre daha bağımsız olduğunu ifade etmiştik. Şimdi yüzde 10’luk seçim barajı koşullarında oluşacak 2011 TBMM’nin mevcut anayasa değişiklikleriyle birlikte emperyalizme bağımlılığının katmerleneceğini hep birlikte göreceğiz. İşte bu yüzden de önümüzde açılan yeni dönemde sınıfın ve ülkenin bağımsızlığının güvencesi olması gereken işçi örgüt ve partilerine her zaman olduğundan fazla bir görev düşüyor. O halde mücadeleye kaldığı yerden daha yeni başlıyormuşçasına devam etmek partimizin diğer işçi örgütleriyle birlikte esas işi olmalıdır.
Çözüm: Yeni bir anayasa yapmak değil, bir Kurucu Meclis Hareketi inşa etmektir!
TBİP daha başından itibaren işçi hareketinin önündeki temel görevin yeni bir anayasa taslağıyla ortaya çıkmak değil ülkenin kaderine sahip çıkacak egemen bir kurucu meclis yaratmaktan geçtiğini ifade etmiştir. Çünkü ancak egemen bir kurucu meclis için mücadele Türkiye’nin emperyalizmden bağımsızlığını ve Türk-Kürt eşitliğini sağlama yolunda hareket imkânının yolunu açabilir. Ama her şeyden önce şu meseleye açıklık getirmekte yarar var: Yüzde 10’luk seçim barajıyla, 12 Eylül ‘yaratığı’ mevcut partiler yasasıyla, neredeyse tek parti hâkimiyetine yol açan mevcut propaganda eşitsizlikleriyle bir kurucu meclis seçimine gidilemez. Hedefimiz önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimleri bir kurucu meclis seçimine çevirtmeye çalışmak olmalı ve bunun için de yüzde “0” seçim barajını, eşit propaganda imkânlarını, kurulu her partinin istediği takdirde seçimlere katılmasını ve tüm tutuklu ve hükümlülerin seçimlere katılabilme hakkına sahip olmalarını ileri sürmeliyiz.
AB Anayasasına karşı bir Kurucu Meclis!
ABD emperyalizminin hizmetindeki AKP bu referandumda tabii ki herkese yalan söyledi. Ama unutmayalım CHP de yalan söyledi. Aslında Tayyip Erdoğan oyunbozanlık etmeseydi, Deniz Baykal 29 maddenin 26’sında anlaştıklarını söylemişti. Tayyip Erdoğan, Baykal’ın yargı meselesi dışındaki uzlaşma önerisini reddederken mealen şöyle demişti: “Bu öneriyi kabul etmeyiz, çünkü bizim esas referanduma gidişimizin nedeni sattığımız birçok kamusal alanın bedelini mahkemelerin engellemeleri yüzünden alamayışımızdır.” Ve tabii yargıya ilişkin diğer değişiklikler de kamunun bütün imkânlarının “neo-liberal” politikalarla çokuluslu şirketlerin hesabına geçirilebilmesi için yürütmenin kuvvetlendirilmesini dayatmaktaydı.
Yani yargı meselesi dışındaki bütün işçi sınıfı ve halk düşmanı maddelerde bu iki parti tam bir mutabakat halindeydi, dolayısıyla CHP’nin “Hayır”ı aslında yalandı. Zaten şimdi de önümüzdeki en büyük tehlike artık herkesçe kabul edilmesi dillendirilen bir Avrupa Birliği Anayasasının içine Kürt hareketinin de dâhil edileceği bir mutabakatla halkın onayına sunulmasıdır. Kürt hareketi bu konuda uyarılmalıdır, gerici-piyasacı bir Avrupa Birliği anayasası Türkiye’de yaşayan hiçbir halk için hayırlı sonuçlar doğurmayacağı gibi Türkiye’nin bütün halklarının Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde emperyalizmin savaş planlarına dâhil edilmesi anlamına gelecektir. TBİP bu tehlikeye karşı başta işçi sınıfı olmak üzere bütün halkları egemen bir kurucu meclis için mücadeleye çağırıyor. Önümüzdeki büyük tehlike Avrupa Birliğinin bütün Avrupa halklarının yaşamakta olduğumuz isyanına sebep olan türden bir anayasayı Türkiye’ye dayatması ve böyle bir anayasanın da işin ne olduğunu bile farkedemeyecek Türkiye insanlarınının şaşkın bakışları arasında referandumla yangından mal kaçırırcasına geçirilmesi olacaktır. İşte tam da bunu engelleyebilmek için Washington ve Brüksel’den yönetilmeyecek bir egemen meclisin oluşumu için ileri!
Türkiye Birleşik İşçi Partisi (TBİP) demokrasinin serpilip gelişmesinin tek mümkün yolunun başta işçi sınıfı olmak üzere ezilen kitlelerin kendi maddi çıkarları doğrultusunda eyleme geçmeleri olduğunu sürekli ifade ettiğinden bunun dışında bir demokratikleşme yolu tanımaz.Emperyalizm, kapitalizmin en kokuşmuş ve en anti-demokratik biçimi olduğundan da hiçbir patron partisi ya da kurumu Türkiye’de demokratikleşmeye tahammül edemez. İşçi sınıfı ve ezilenler kendi göbek bağlarını kendileri kesmek zorundalar.

Yoruma kapalı