|

Örgütlenme Önündeki Engeller Yerinde Duruyor

Koop-İş Sendikası olarak büyük alışveriş merkezlerinde örgütlenme yürütüyorsunuz. Örgütlenmenizin önündeki engellerden bahsedebilir misiniz?
Sendikaya üye olmanın işten atılmaya neden olamayacağının yasalaştığı günleri hatırlıyorum. Sebepsiz iş akdi feshinin olamayacağı, işten çıkarmanın haklılığının işveren tarafından ispat edilecek olduğu bir ortam sağlanmıştı. Bu ortamda işçi ile sendikalar arasında ciddi bir ilişki olmuştu. Ancak örgütlenmeye başladığımızda işveren çok rahatlıkla işten atabiliyor. Örneğin Praktiker örgütlenmenmesine başladığımızda İstanbul’da sadece üç mağaza vardı. İşveren her üç mağazadan da ikişer arkadaşımızı işten attı. Bu süreçte iş kanunun kuralları işletilmiş miydi? Hayır. Biz de hukuk sürecini başlattık. Ancak 1,5 yıl sonra davayı biz kazandık ama örgütlenmede işten atılan işçilerin olmasının yarattığı bir sorun yaşadık.
Örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırdık diye getirilen yasayı küçümsemiyorum ama engelleri kaldırmıyor. İşçilerin tedirgin olması için yeterli nedenler var. Yüzde 50 artı 1 çoğunluk işletme düzeyinde isteniyor. Oysa biz bunun yerine işyeri düzeyinde yetki almak ve işyeri sözleşmesi yapmak istiyoruz. Yeni çıkacak sendikalar yasasında böylesi bir değişiklik var dediler ama olmadı.
Bakanlığa başvuruyorsunuz. Yüzde 50 artı 1 çoğunluğu kanıtlayabilmek için işverenden kayıtları isteniyor. Biz bunun işverenden istenmesine karşıyız. Zaten bunların kayıtları var. Bu yolla işveren sendikadan haberdar olmuş oluyor ve örgütlenme süreci zorlaşıyor. Diyelim ki bunu da aştınız. İşverenin altı işgünü içinde itiraz hakkı var. Hayır, bu işyeri bu işkolunda değil ya da çoğunluk sağlanmadı diyebilir. Ne derse desin dava başlıyor ve en az 1 sene sürüyor. Yetkiyi alamadınız, sözleşme yapamadınız; 1,5 seneden önce biten dava yok, işçiye ne diyeceksiniz?
Bunları da başardınız, yetkiyi de aldınız. Masaya oturacaksınız. İşveren, ben sizi tanımıyorum, masaya oturmuyorum diyebiliyor. Arabuluculuk tayini istiyorsunuz. Bu süreçte işçi halen örgütlü ise grev oylamasına gittiniz. O süreçte işçi işten atılmış ya da sendikadan istifa etmiş de olabiliyor, çünkü hiçbir taahhüdünüzü gerçekleştiremiyorsunuz.
İşveren de bu arada ikale sözleşmesi (karşılıklı anlaşmayla fesih) yapıp kıdem ve ihbar tazminatlarını verip işçiyi işten ayırmış olabiliyor. Bu süreçten bıkan işçiler bu ikale sözleşmesini imzalayıp işten ayrılıyor ve siz yüzde 50 artı 1’in de altına düşüp grev oylaması yapıyorsunuz. Ne yazık ki keşke grev oylamasında Hayır çıksa da yüksek hakeme gidilse diyorsunuz. Bütün bu süreci yaşayan bir işyerini düşünün.
Sendikal faaliyetleri nedeniyle işten atılanların işe iadeleri 4 ayda sonuçlanmalı ama işveren sendikal tazminatını ödeyip işçiyi yine işten atıyor. Tazminat ödeyip işten atma hakkının işverenden alınması ve işe iadenin sağlanması gerekiyor. Bunu sağlarsak hedeflediğimiz yüzde 50 artı 1 yerine yüzde 70 artı 1 oluruz. İşverenin çoğunluk tespiti sürecinde işçiyi kaçırmayız. Böylece işvereni pazarlık sürecine katabiliriz. Bazen toplu sözleşme imzalanmış olmasına rağmen uygulanmaması gibi bir engelle de karşılaşıyoruz. Mesela bu süreci anlatan küçük bir işyeri örneği var. Sultanbeyli Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nda mütevelliye yapısı şöyle: Vakıf başkanı Kaymakam ve vakıf yönetiminde ilçe yönetiminde söz sahibi olan kişiler var. Vakıf çalışanları bizim sendikaya üye oluyorlar. Burada örgütlendik, çoğunluk sorunu da yaşamadık ama Kaymakam masaya oturmadı, tanıdığı işçileri de sendikadan istifaya zorladı.
İki üyemiz kaldı ve grev oylaması yaptık. İstifa edenlere de oy kullandırıp greve hayır dedirttik ve yüksek hakeme başvurduk ve yetkiyi aldık. Sultanbeyli Kaymakam’ı işveren olarak masaya oturmuyorsa, işten atmakla tehdit ediyorsa örgütlenmenin önündeki engeli söylemekte zorlanmayız.
Praktiker’deki örgütlenme süreci beş yıldır devam ediyor. Örgütlemeye başladığımızda yedi mağazası ve bir genel müdürlük vardı. Sendikaya üye olduğu için işten atılan arkadaşlar oldu. Tümünün işe iade davalarını kazandık. Mahkeme, işvereni kıdem ve ihbar tazminatının yanı sıra sendikal tazminat ödemeye de mahkum etti. Buna rağmen işveren tazminatları ödedi ama kimseyi işe geri almadı. Bundan çekinen işçiler olduğundan örgütlenme duraklatıldı. İşe iade için genel müdürlük önünde protesto yaptık. İkinci örgütlenme dalgasını başlatmış olduk. Bu sefer de işveren; Kartal, Ümraniye ve Güneşli mağazalarında dörder kişiyi işten attı. Bunların da işe iade davaları açıldı ve kitlesel olarak protesto edildi.
İşkolunuzdaki işyerlerinin pek çoğu uluslararası sermayeye ait. Bu anlamda uluslararası sendikal mücadelenin örgütlenmenize katkıları oluyor mu?
Tam bu süreçte UNI (Uluslararası Sendika Ağı) ile temasa geçerek UNI’ye bağlı Ver.di Sendikası (Birleşik Hizmet Sendikası, Almanya) ile ilişkiye girdik. Ver.di Sendikası Almanya’da Praktikerler’de örgütlü. Ver.di Sendikası temsilcileriyle birlikte destek amaçlı mağazaları gezdik. Bu, işçilerde güven yarattı. Tam yüzde 50 artı 1’e yaklaştığımız dönemde Bayrampaşa ve Ankara’da birer mağaza açıldı. Praktiker, Türkiye’de zarar ediyoruz, kayıplarımız var, primleri keseceğiz vs. derken mağaza sayısını artırıyor. İşçilere bunu da anlatıyoruz. Sendika üyesi olduğu anlaşılan işçileri çağırıp baskı kuruyorlar. Son zamanlarda hiçbir gerekçe göstermeden ziraat mühendisi bir arkadaş Konya’ya sürüldü. Üstelik bu arkadaşın mühendislik sıfatını kullanarak satış yapabiliyorlar. Konya’ya tayin edilişi, tamamen sendikal nedenlerden. Bazı arkadaşlar ise tayine rağmen gitmemiş ve işten atılmış. Bunları da kitlesel basın açıklamasıyla duyurduk.
Ver.di Sendikası’nın Türkiye’ye gelip mağazaları gezmesini Koop-İş’e verdiği ciddi bir destek olarak görüyoruz. Alman işveren ile yapılan görüşmede Koop-İş’in yanında olduklarını, gerekirse Almanya’da da üretimden gelen güçlerini kullanacaklarını ilettiler. Türkiye’deki işverenden gelen her türlü baskının raporu isteniyor bizlerden. Bu görüşme sonucunda Praktiker Genel Müdürü sendikamızı ziyaret etti. Sosyal diyalog başlatılması için Genel Merkezimizle görüşme yaptılar ve bir süre işyerlerinde sendikal nedenlerle baskı uygulanmadı. Ancak idari yapıda ve insan kaynakları departmanında yapılan değişiklikle bu sosyal diyalog bozuldu. Son zamanlarda işçilerin naklinden dolayı yaptığımız basın açıklamasından sonra tekrar görüşme bilgisi geldi. Praktiker Holding’in CEO’su Michael Arnold, Genel Başkanımıza bu konuları konuşmak üzere teklifte bulundu. Özellikle Praktiker noktasında, İstanbul olarak bir şey demek gerekirse Ümraniye, Kartal, Güneşli, Bayrampaşa mağazaları ve Genel Müdürlük’te faaliyetler sürdürülüyor. Sadece İstanbul’da 350 çalışan mevcut. Örgütlenme sürecinde Faruk Üstün’ün de katkısıyla İstanbul’da yüzde 50’nin üstündeyiz ama Praktiker örgütlenene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Sendikaya ilk üyeliğin 2003 yılında olduğunu ve o zamandan beridir toplu sözleşme yapamayan, hizmet veremeyen bir sendikaya halen üye olmaya devam eden işçilerin olduğunu düşünürsek bu mücadeleyi onlar için vermek ve sonuçlandırmak zorundayız. Bunu başardığımızda grevli, toplu sözleşmeli günleri de göreceğimizden hiç şüphem yok. Teşekkür ederim.

Yoruma kapalı