|

Üniversiteler siyaset yapmıyor, üniversiteler üzerinde siyaset yapılıyor

Rektörlüğe aday olanlar ilgili öğretim görevlilerince oylama sonucu sıralanır. Sıralamadan sonra sonuçlar YÖK’e sunulur. Daha sonra YÖK’e sunulan liste isteğe bağlı bir şekilde düzeltilerek cumhurbaşkanına sunulur ve son adım olarak da cumhurbaşkanı usulen imza atar. Gözüktüğü gibi cumhurbaşkanının fonksiyonu bu süreçte sadece biçimseldir.
Üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını öngören anayasa değişikliğinin TBMM’de görüşülmesinden önce bir grup öğretim üyesi “üniversitelerde özgürlük” bildirisini internette imzaya açmıştı. Gül’ün atadığı 23 rektör arasındaki 16’sı bu bildiriyi imzalamıştı. Gül elindeki biçimsel yetkiyi, ideolojik silaha dönüştürdü. AKP’ye yakın isimleri rektör olarak atadı.
İstanbul Teknik Üniversitesi rektörlük seçimlerinde de en yüksek oyu alan mevcut rektör Prof. Dr. Hüseyin Faruk Karadoğan değil Prof. Muhammed Şahin atandı. Bunun sonucunda İTÜ’de 11’i profesör 12 öğretim üyesi görevlerinden istifa ettiğini açıkladı.
TÜSİAD, tartışma yaratan rektör atamalarıyla ilgili olarak “Yükseköğretim sistemi yeniden yapılandırılarak eğitim, siyasetin müdahale alanı olmaktan çıkarılmalıdır” dedi. Ne kadar samimi bir yorum… Son dönemde Doğan-Erdoğan tartışmasıyla da belirginleşen AKP-TÜSİAD anlaşmazlığı olmasaydı böyle bir yorum gelir miydi?
Üniversitelerde çatlak var! Gemi su alıyor!
Tüm bu demokrasi dışı hareketlerin dışında en az onlar kadar geleceğimizi tehdit eden bir konu da yeni açılan üniversiteler ve arttırılan kontenjanlar.
Siyasilerin “her ile üniversite” sloganı tabela üniversitelerine dönmüş durumda. Son iki yılda 41 üniversite kuruldu. Kurulan bu üniversitelerin alt yapı sorunları için en az 10 milyar dolar gerekiyor. Önümüzdeki 3 yıl boyunca yeni üniversiteler için 1,5 milyar dolarlık ilave yatırım gerekiyor.
Mali yönü bir yana 30 bin öğretim üyesi eksikliği var. Ama öğretim üyesi yetiştirme konusunda büyük eksiklikler var. Akademisyenler işçileşiyor. Evet, akademisyenlerin aldıkları ücret hayatlarını ancak geçindirecek düzeyde. Nerede kaldı, bilimsel gelişme…
Üniversiteler konusunda olumlu siyaset üretilmiyor. Üniversiteler ancak kısa vadeli popülist politikaların nesnesi. Seçim dönemlerinde üniversitelerdeki afları nasıl yorumlamalı başka?
Üniversiteler üzerinde siyaset yapıladursun, üniversitelerin gerçek sahipleri öğrenciler ve çalışanların siyaset yapmasının önünde birçok engel var. Eğitim ve bilim emekçileri sendikaları üzerinde baskı var; öğrenciler patronların karşısında bir söz mü söyledi hemen sesleri kesilmeye çalışılıyor.
Artık AKP’nin sözde demokrasi amigoluğunun ardından tezahürat yapan tribünler boşalmaya başlamalı. Üniversiteler de gösteriyor ki AKP’nin takımında demokrasi yok!
AKP demokrat değil, piyasacı ve muhafazakârdır!
AKP’nin üniversitelere müdahalesini anlamamız için söze 12 Eylül darbe rejimi altında 1981’de YÖK’ün kurulmasıyla başlayan üniversite sistemindeki dönüşümle başlamak gerekmekte.
Darbe sonrasında üniversiteler siyasi iktidarın işlevi açısından ikiye ayrıldı: Seçkin üniversiteler piyasaya nitelikli işgücünü sağlamak, sistem ideologlarını yetiştirmek amacıyla diğerlerinden ayrıştırıldı. Kitle üniversitelerine ise toplumu otoriter, milliyetçi, Kemalist ideolojik sosyalizasyonla disipline edilmesi işlevi biçildi. AKP’nin muhafazakâr ve piyasacı iktidarıyla YÖK karşısında dikilir gibi göründü. Emek hareketinin zayıflamasıyla toplumun muhafazakârlığa ve piyasacılığa teslimiyeti artmıştı. Artık üniversiteleri kendi geri dinamikleriyle gerileştirmek mümkün olduğundan YÖK gibi merkezi bir kuruma ihtiyaç kalmamıştı. Bu liberaller tarafından AKP’nin “demokrasi açılımlarından” biri olarak görülmüştü.
Oysa AKP her muhafazakâr hareketin ve her kapitalist gücün olduğu gibi ihtiyacı olduğunda merkezi kurumlara ihtiyaç duyuyordu. Tıpkı patronların sıkıştıklarında orduya ihtiyaç duymaları gibi…
Abdullah Gül’ün ve AKP iktidarın üniversitelere otoriter, sözde demokrasi kurallarını bile hiçe sayan müdahaleleri bu açıdan görülebilir.
Seçkin üniversitelerini kontrol et ki patronlara nitelikli işçi üret!
Kitle üniversitelerini kontrol et ki patronların düzenine boyun eğen nesiller yetiştir!
Bu müdahalelerle:
·         Artık üniversiteler şirketleşmeye gönül rahatlığıyla devam edebilir.
·         Artık eğitim bir mal gibi alınıp satılmaya rahatlıkla devam edebilir.
·         Artık bilimsel bilgi bir mal gibi alınıp satılmaya rahatlıkla devam edebilir.
Yani,
·         Artık şirket-üniversiteler arazilerini iktidarın rahatlıkla haydutlarına peşkeş çekebilir. Özel şirketlerle bir şirket gibi anlaşmalar yapabilir.
·         Artık bir hak olan eğitim yalnız para babalarının evlatlarına hizmet götürme ihtirasını beslemeye devam edebilir.
·         Artık toplum için bilim üreten üniversiteler sadece patronların ceplerine yarayan bilgi üretmeye devam edebilir.
Emekçilerin mücadelesi Özgür Üniversite mücadelesidir
Ne zaman emekçiler bu ülkede güçlü olursa işte o zaman üniversiteler daha özgür olur. Çünkü patronlar üniversiteleri istedikleri gibi kullanamazlar.
Emekçilerin gücü üniversitelerdeki öğrenci hareketlerini besler. Emekçilerin gücü üniversitelerdeki emekçilerin çalıştıkları üniversiteleri savunmasını sağlar.
Eğitim hak olur. Üniversiteler toplum için bilgi üretir. Üniversiteler patronların yönettiği şirket olmaktan çıkar, emekçilerin yönettiği özgür bilimin yuvası olur.
Öğrenciler, üniversite çalışanları!
Bu toplumu üretip, toplumun dışına itilenler…
Özgür, demokratik, halk üniversiteleri için de İşçi mücadelesine! İşçi Kardeşliği Partisi’ne!

Yoruma kapalı