|

1 Mayıs’ta Brezilya’da ve Fransa’da işçi sınıfı modern darbelere karşı ayakta! Ya Türkiye’de?

1 Mayıs’ta Brezilya’da ve Fransa’da işçi sınıfı modern darbelere karşı ayakta! Ya Türkiye’de?Dünya işçi sınıfının uluslararası dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs bu yıl dünyanın önemli iki ülkesinde adına yaraşır bir biçimde, yani işçi sınıfı mücadelesinin bu ülkelerin geleceğini kısa vadede tayin edebileceği koşullarda kutlanıyor. Bu ülkelerden biri emperyalist Fransa, diğeri ise emperyalizme bağımlı Brezilya.

Emperyalizmin modern darbe politikası

Emperyalizm çok zorda kalmadıkça geçmişte olduğu gibi şimdi de çeşitli ülkeler üzerindeki hâkimiyetini askeri darbelerle sürdürme politikası izlemiyor. Elbette Mısır’da “Müslüman Kardeşler” hükümetinin başı olan Mursi’ye karşı gerçekleşen büyük halk ayaklanmasının, bizzat emperyalizme bağımlı rejimin kendisini devireceğinden endişe ederek Mareşal Sisi’ye askeri müdahale yaptırması gibi istisnalar mevcut. Ama bu istisna durumu değiştirmiyor. Emperyalizm askeri darbe yaptırmak yerine sözde barıştan, sözde demokrasiden, sözde insan haklarından yanaymış gibi gözüküp açık bir askeri darbeyle yaptıklarının hepsini legal kanallardan gerçekleştirmeyi yeğliyor, yani modern darbelerle istediklerini hayata geçiriyor.

Brezilya’da ne oluyor?

ABD emperyalizminin arka bahçesi Latin Amerika’nın en önemli ülkesi olan Brezilya’da (200 milyona yaklaşan nüfusu ve örgütlü dev proletaryasıyla) işte böyle bir modern darbe yürürlüğe konmuş durumda. Amaç; PT’nin (İşçi Partisi) adayı olarak Başkan seçilen Dilma Rousseff’in devrilmesi. Şu anda ülkedeki bütün sağcılar, faşistler, büyük toprak sahiplerinin yandaşları, bankerler, kaçakçı örgütleri, her türden mafya, kitle gösterileri aracılığıyla ve zaten hep ellerinde tuttukları askeri diktatörlük döneminden kalma ve PT’nin yıllardır hiç dokunmadığı kurumlarla (Anayasa Mahkemesi, siyasi polis gibi) PT’yi yıkmaya çalışıyorlar. Tabii PT’nin yanı sıra dev işçi konfederasyonu CUT (Birleşik İşçi Konfederasyonu) da Amerikancı muhalefetin baş hedeflerinden. Emperyalizm ve oligarşi mevcut ekonomik krizi, PT ve CUT gibi işçi örgütlerinin varlıklarını koruduğu koşullarda aşamayacaklarını bildiklerinden kriz dönemine gerçek hırsızların (Dilma’nın yerini alacak olan sağcı aday) yönetimi altında girmek istiyorlar. Ama işte burada devreye sınıf mücadelesi giriyor. Hem PT, hem CUT yöneticileri bugüne kadar izledikleri politikaların bir anlamda özeleştirisini yaparak, kitle çizgisine, yani PT’nin diktatörlüğe karşı mücadele yıllarının politikalarına dönme mesajları veriyorlar. “Aslolan işçi sınıfının darbeye karşı kitlesel seferberliğidir” diyorlar. MST (Topraksız Tarım Emekçileri Hareketi) daha da ileri gidiyor ve bütün işçi örgütlerini bu yıl 1 Mayıs’ta emperyalizmin darbesine karşı sokağa çağırıyor. Bütün örgütler ortak eylemi onaylıyorlar. Brezilya’da emperyalizm yandaşlarının eylemlerinin karşısında, 1 Mayıs ve sonrasında dev kitle gösterilerine tanık olacağız. Ama hepsinden önemlisi modern darbe girişimine karşı ülkenin bütün fabrikalarında ve işyerlerinde Meclisler kurulmaya başlıyor. Meclislerin ana hedefi, geçmişte olduğu gibi yarım yamalak ve burjuva partileriyle koalisyon oluşturmaya çalışan bir işçi hükümeti değil, gerçek bir işçi hükümeti. Ve bunun için de mevcut parlamentonun feshedilip, onun yerine emperyalizmden bağımsız egemen bir Kurucu Meclisin oluşturulması çağrısı yapılıyor. İşte Brezilya 1 Mayıs 2016’ya bu koşullar altında giriyor. Selam olsun Brezilya işçi sınıfına ve Brezilya’nın tüm ezilenlerinin mücadelesine!

Fransa’da ne oluyor?

Emperyalist Fransa da modern bir darbenin tehdidi altında! İlk bakışta şaşırtıcı gibi gelebilir, ama gelişmeleri yakından izlediğinizde bunun beklenen bir durum olduğunu görürsünüz. Brezilya’daki tehdit ABD emperyalizmi ve IMF kaynaklı ise, Fransa’daki de Avrupa Birliği (AB) ve AB Komisyonu kaynaklı. Evet, gerçekten de iktidarı ele geçirdiği günden bu yana gerici AB’nin direktiflerini ülkesinde uygulamak isteyen devlet başkanı François Hollande, Fransa işçi sınıfının yaklaşık 150 yıllık kazanımlarının ürünü olan mevcut İş Kanununu ortadan kaldırıp, kapitalistlerin lehine bir kanunu yürürlüğe sokmak istiyor. Üstelik bunu, kitlelerin ve onların örgütlerinin şiddetli itirazlarına rağmen yapmaya çalışıyor. Anketler bizi pek ilgilendirmez, ama bilebildiğimiz kadarıyla hükümet yanlısı anketler dahi halkın yüzde 80’inin İş Kanununun değişmesine karşı olduğu sonucunu veriyor. İşte buna rağmen Hollande, İş Kanununu değiştirmekte kararlı. Ama bu modern darbe de Brezilya’da olduğu gibi işçi sınıfının direncine toslamış durumda. Fransa’daki işçi konfederasyonları arasında bizdeki gibi hükümet yandaşı olan bir tek konfederasyon var ki, o da Hıristiyan kökenli olan CFDT. Ama CFDT üye sayısı diğerlerine göre az olan bir konfederasyon. Yani, durum Türkiye’dekinin tam tersi. Şu an Fransa işçi hareketi tarihinde ender rastlanan bir durumla karşı karşıyayız: CGT, CGT-FO, SUD, Solidaires, First gibi büyük konfederasyon ya da sendikalar işçi sınıfını İş Kanununun değiştirilmesi girişimine karşı eyleme, yani genel greve çağırıyorlar. Ancak bu genel grev çağrısının önemli yanı ucunun açık olması, yani süresiz! 24 ya da 48 saatlik grevler değil, kanun geri çekilene kadar genel grev! Fransa’da da Brezilya’da olduğu gibi işyeri meclisleri kurulması çağrıları yapıldığı gibi, bazı yerlerde kurulmaya başlandı bile. İşte Fransa işçi sınıfı 1 Mayıs 2016’ya böyle giriyor. Selam olsun Fransa işçi sınıfına!

Peki, bizde ne oluyor?

Hiç unutmayalım, Brezilya’da ve Fransa’da şimdi gerçekleştirilmeye çalışılan modern darbe bizde 2010 yılı öncesinde, ama özellikle 2010 yılındaki Anayasa Referandumuyla gerçekleşti. Bundan daha önce de AKP’nin kapatılmasına ilişkin davada Anayasa Mahkemesi’nin son anda “ikna” edilerek kapatmanın durdurulmasıyla hayat buldu. Yani bugün Fransa’da ve özellikle Brezilya’da gerçekleştirilmek istenen modern darbe Türkiye’de emperyalizmin hizmetindeki egemen güçlerin elbirliğiyle gerçekleşti. AKP’nin iktidarının kökleştirilmesi ve demokrasi, laiklik ve cumhuriyet düşmanı bir ülkenin 2023 yılına kadar inşası için emperyalizmin açık desteğinde Cemaat, büyük patron örgütleri, bütün burjuva siyasal partiler, TSK’nin konformizme batmış generalleri, merkez ve yandaş medyanın neredeyse tümü ve tabii “Yetmez ama Evetçi” solcular elbirliğiyle çalıştılar. Bu kumpas bugün Fransa ve Brezilya’da kolaylıkla devreye sokulamıyor, çünkü karşısında işçi sınıfı ve örgütleri var.

Brezilya işçi sınıfı ayakta, Fransa işçi sınıfı ayakta, dünyanın daha pek çok ülkesinde sınıf kardeşlerimiz ayaktalar. Peki, bizde ne oluyor? AKP Hükümetinin yıllardır ayakta kalmasının nedeni işçi sınıfımızın hareketsizliği. 2013 İsyanının sonuçsuz kalmasının da sebebi işçi sınıfının örgütsel katılımının eksikliği. Aradan geçen zaman zarfında Petrol-İş ve Hava-İş gibi sınıf mücadeleci sendikalarımızı da AKP’ye teslim ettik. Tuhaf olan şu: Öznesi işçi sınıfı olması gereken sosyalist hareket işçi sınıfının dışında ya da kenarında, öznesi egemen sınıflar olan AKP işçi sınıfının içinde! Elbette bunda hükümet olmanın, iktidar olmanın, devleti ele geçirmiş olmanın, kaynakları istediği yerlere akıtabilmenin imkânlarını kullanmanın avantajları var. Ama işçi sınıfını hadi işyerinde yakalayamadın – ki gene de yakalaman lazım – mahallesinde de mi yakalamanın bütün yolları tıkalı? Yok böyle bir şey! Sosyalist hareketler öncelikle işçi örgütleri olmak zorundalar. İşçi örgütleri olarak bir araya gelmeliler ve asgari bir programatik temelde anlaşıp büyücek bir sınıf partisinin inşasına girişmeliler. Büyücek bir sınıf partisinin inşasına girişmek dar grup çıkarlarını bir an için kenarda bırakmayı gerektirdiğinden, aynı zamanda birleşik bir cephenin de inşasına koyulmak demektir. Bu cephe; içinde işçi sınıfının birleşik cephesinin kök saldığı bir anti-emperyalist cephe olmak durumundadır. Ülkemiz emperyalizme bağımlı bir ülke olduğundan ulusal egemenlik bu cephenin temel taleplerinden biri olacaktır. Ve bu cephenin elbette ki, başta laikliği ve cumhuriyeti savunmanın yanı sıra siyasal demokrasiyi kurma hedefi de olacaktır ki, bu da egemen bir Kurucu Meclis talebinden başkası olamaz. Laiklik işçi sınıfının parçalanmasını engellemenin biricik yoludur. Demokrasi, Kürt halkıyla Türk halkının birbirlerinden kopmasını engellemenin tek aracıdır. İşte bu zihniyetle haydi 1 Mayıs 2016’ya!

Yaşasın dünya işçi sınıfının mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs!

İŞÇİ KARDEŞLİĞİ PARTİSİ (İKP)

Yoruma kapalı