|

2013 Haziran İsyanının 7 Haziran 2015’teki İntikamı

Haziran İsyanının AKP’den intikamı gecikerek de olsa geldi: HDP’nin yüzde 13’e tekabül eden 6 milyonun üzerindeki oyu ve Meclis’te elde ettiği 80 milletvekili, Tayyip Erdoğan’ın düşlediği Başkanlık Sisteminin önünü kesmenin yanı sıra 13 yıldır parlamentoda istediği gibi at koşturan AKP’nin de tek başına iktidar olmasına fırsat vermedi. Bu, bu kez tercihini büyük ölçüde HDP’den yana yapmış olan başta Kürt halkı için olduğu kadar onu seçimlerde destekleyen kesimler için de tadına doyulmaz bir zafer anlamına geliyor. Seçimlerden önce İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) olarak 7 Haziran’ın önemli olduğunu ama esas zorlukların seçimlerin ertesi günü başlayacağını dile getirmiştik. İşte şimdi o günlerdeyiz ve önümüzü görebilmemiz için bazı saptamalar yapmak zorundayız.

Şu an itibariyle AKP yüzde 40 oya sahip bir parti değildir

Türkiye 12 Eylül 1980’den bu yana yüzde 10 barajıyla dünyanın en anti-demokratik seçimlerinin yapıldığı bir ülke olmakla ünlüydü. Ama 7 Haziran 2015 seçimleri bundan öncekilerin hepsine rahmet okuttu. Anayasa gereğince “tarafsız” olması gereken Erdoğan, açıkça partisinin propagandasını yaptığı gibi kamunun bütün imkânlarını da seferber ederek Başbakan Davutoğlu’na destek çıkmıştır. Bu desteğe ses çıkarmayan AKP Hükümeti de Yüksek Seçim Kurulu da suçludurlar. 7 Haziran seçimlerinde sandıklardan oy çalınıp çalınmadığı tartışması yapılmış ve oylara sahip çıkıldığı için daha adil bir seçim yaşandığı ileri sürülmüştür. Oysa ki Tayyip Erdoğan’ın meydan meydan dolaşıp AKP’ye oy isteyerek bu seçimlere yaptığı kanunsuz müdahale geçmiş seçim hilelerinden çok daha vahimdir ve alenen gerçekleşmiştir. Bundan daha büyük bir seçim hilesi olabilir mi? Daha önce de belirttiğimiz gibi bu seçimler kanun dışıdır. Ya AKP’nin elde ettiği 258 milletvekili aldıkları oy oranlarına göre diğer partiler arasında paylaştırılmalı ya da seçimler Erdoğan’ın fiili müdahalesi olmadan yenilenmelidir.

Yaşanan seçimlerin ardından başta TÜSİAD olmak üzere, AKP’nin içinde olmayacağı bir koalisyon hükümetinin temsilde adaleti zayıflatacağını ileri süren “uzlaşma” yanlısı bir dizi kurum, örgüt sözcüsü ve köşe yazarı peydahlanmış bulunuyor. Diyorlar ki, “ama AKP de 19 milyon insanın desteğini arkasına alan bir parti, onu nasıl yok sayarsınız?” İddia ediyoruz: Bugün itibariyle AKP’nin arkasında artık yüzde 40 oy yoktur. İktidar olamayan parti gemisinden fareler çoktan kaçmaya başlamışlardır ve bu kaçış hızla devam edecektir. Bugün seçim yapılsa AKP’nin elde edeceği oy CHP’nin elde ettiği yüzde 25’i geçemez. Bu durum daha önce ANAP, DYP ve DSP’nin de başına gelenden farklı değildir. Dolayısıyla hiç kimseyi AKP’nin yüzde 40’lık oyuyla korkutamazsınız! Seçim olsa görürüz o yüzde 40’ı. Ama tabii AKP’yi istiyorlar, çünkü Türk Metal sendikasını terk eden işçi sınıfının eyleminin yaygınlaşmasından korkuyorlar ve en az MHP kadar AKP’nin de bu konuda kendilerine yardımcı olacağının farkındalar.

Kim Kimle Hükümet Kurarsa Kursun

Yüzde 10 seçim barajıyla bu seçim koşullarında oluşmuş bir parlamentodan (milletvekili bileşeni ne olursa olsun) ancak gericiliğin hâkimiyetinin çıkacağını daha önce söylemiştik. Şimdiden gözüken o ki seçmenlerine demokratikleşme sözü verenler bile “hükümet olmak” ile öyle meşguller ki bu sözlerini koalisyon pazarlıkları nedeniyle tutamayacaklar. (Oysa Meclis’in mesela Cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanması ve yolsuzluk yapanların Yüce Divan’a gönderilmesi için “hükümet kurma”ya ihtiyacı yok.) Hatta belki de uluslararası mafya kapitalizminin (ABD, AB) ve onun yerli işbirlikçilerinin (TÜSİAD, MÜSİAD)  istekleri doğrultusunda, neredeyse eskisine bile rahmet okutacak tıynette bir yeni anayasa yapmaya yeltenecekler.

AKP’nin tepetaklak düşüşe geçtiği koşullarda en azından şimdilik Başkanlık Sistemine geçiş süreci frenlenmiş bulunuyor. AKP’nin kaybetmesiyle Cumhuriyet ve laiklik bir nebze olsun nefes almış, demokrasi mücadelesinin yolu da aralanmıştır.  Zaten ilk elde önemli olan da budur. İkinci önemli husus kendisi bir Savaş Hükümeti olan AKP’nin yerini bir başka savaş hükümetinin alması tehlikesidir. Açıkçası daha önceki tavır alışları dikkate alınırsa HDP dışındaki partilerin hepsinin Suriye’deki Esad rejimine karşı -eğer emperyalizm kendilerinden talep ederse- T.C. tarafından yürütülecek bir savaşa hayırhah baktıklarıdır. Buna karşı zaten Meclis’te yapılacak fazla bir şey yok. Savaşa karşı mücadele ancak sokakta yürütülebilir ve yürütülecektir, çünkü barış yoksul ve ezilen insanların özlemidir. İşte bu koşullar altında keşke AKP’nin içinde yer almayacağı bir hükümet kurulsa, çünkü…

Devr-i Sabık Yaratmadan ne Cumhuriyeti, ne Laikliği Koruyabilir ne Demokrasiyi Kazanabilirsiniz

AKP herhangi bir parti değildir. Geçmişin Demokrat Partisinden, Adalet Partisinden, Anavatan partisinden farklı bir misyonu vardır: Cumhuriyetle ve laiklikle hesaplaşmak, demokrasiye imkân bırakmamak! Başkanlık Sistemi, şu anda öyle gözükse de, sadece Tayyip Erdoğan’ın kişisel ihtirasının ürünü değildir. Yukarıda sıraladığımız görevlerini yerine getirebilmek için AKP’nin de MHP’nin de bu rejime sempatiyle yaklaşması normaldir. Başkan olmayı istemeyecek bir Devlet Bahçeli düşünebiliyor musunuz?

Bütün bunlarla birlikte şu anda ne kadar ayrı düşmüş olsalar da AKP ve Gülen Cemaatinden geçmiş yıllarda yaptıklarının hesabı sorulmadığı takdirde ne Cumhuriyet ne laiklik ve ne de demokrasi için mücadele verilebilir.  AKP ile Cemaat’in Türkiye’de yarattıkları tahribat çok büyüktür. Geçmiş AKP hükümetlerinin koruması altında soruşturulamayan tüm icraatlarının hesabının sorulması için Devr-i Sabık yaratmak ancak çok köklü bir mücadele hattını gerektirir, onun da yolu ancak bir Kurucu Meclis’ten geçer.

Neden Egemen bir Kurucu Meclis?

İlkin şunu söylemeden geçmeyelim: 7 Haziran 2015 Meclisinden yukarıda sıraladığımız nedenlerden dolayı kesinlikle bir kurucu meclis çıkmaz. Yüzde 10 barajının sıfırlandığı, her partinin seçimlere katılabildiği, herkese eşit propaganda hakkının sunulduğu, devletin veya büyük patronların parasal desteğinin çeşitli partilere akıtılmasının yasaklandığı, TV kanallarının ekranlarında tüm adaylara tam anlamıyla eşit süreler tanımak zorunda kalacakları bir seçimde oluşacak bir Meclis, bütün sınırlarına rağmen mevcut Meclisten kat be kat daha demokratik olacaktır. Önümüzdeki sınıf mücadelesi dönemi böyle bir Kurucu Meclis için mücadele dönemi olacaktır. Bir başka ifadeyle, siyasal demokrasinin kazanılması için mücadele. Çünkü bu, işçi sınıfının tümüyle budanmış olan örgütlenme hakkı için mücadeledir. İstediği sendikayı özgürce seçmesi için mücadeledir. İğdiş edilmiş olan grev hakkını yeniden bütün uzantılarıyla birlikte (dayanışma grevi, genel grev vs.) kazanması için mücadeledir. Neredeyse tamamen yok edilmiş olan toplantı ve gösteri hürriyetlerinin en azından 1961 Anayasası’nın düzeyine çıkarılması için mücadeledir. Ülkenin gençlerinin emperyalizmin çıkarları doğrultusunda haksız bir savaşta canlarını kaybetmemeleri için mücadeledir. Ezilen Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı için mücadeledir. Abdullah Öcalan dahil bütün siyasi tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması için mücadeledir. Egemen bir Kurucu Meclis, Orta Doğu’ya yapılacak maceracı askeri girişimleri yasaklayacak olan bir Meclistir, “yurtta sulh, cihanda sulh!” diyecek, dolayısıyla NATO gibi uluslararası mafya kapitalizminin askeri aygıtından kopacak bir Meclistir. Kendi halklarının geleceğiyle ilgili kararları Washington’a ve Brüksel’e bırakmayıp kendisi alacak bir Meclistir. İşte bu yüzden de “Ortak Vatanımız” diyen Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacak bir Meclistir. Hiç unutmayalım, 7 Haziran 2015 seçimleri aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın kaderi üzerine yapılmış bir referandum niteliği de taşımıştır. Türkiye’deki Kürt seçmenlerin yaklaşık 6 milyona yakını (hadi bunun 5 milyonu Kürt, kalanı Türk seçmen olsun) HDP’ye yani Öcalan’ın özgürlüğüne oy vermiştir. Yani her üç Kürt seçmenden ikisi! Seçimleri adil yaptığınızda bu sayının daha da artacağından emin olabilirsiniz. Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için Kürt halkının yüzde 100’ün mü onay vermesi beklenecek? Merak etmeyin başta MHP’ninki olmak üzere, yürütülmekte olan bu inkâr politikalarıyla çok yakında o da olur. “Ülke bölünecek” diye korkutulan seçmenin anlaması gereken şudur; esas Kürt halkının bu hakkını çiğnerseniz bölücülük yapmış olursunuz. Sınır komşumuzda AKP hükümeti eliyle beslenen savaşı görüyorsunuz, bu savaşın içine tamamen çekilmemiz an meselesi. Asıl bölücülük Suriye savaşını, dolayısıyla ülkemizde çatışmayı körükleyecek bir politikayı desteklemek ve Savaş Hükümetinin yolunu açmaktır. Savaş yaşamış/yaşayan ülkelerin hepsinde (Afganistan, Irak, Yugoslavya, Suriye vd.) komşu komşuya, mezhep mezhebe, halklar halklara düşman, ülkeler paramparça! 7 Haziran’da oy verenler daha fazla sömürü, ezilme ve savaş anlamına gelecek Başkanlık Sistemine karşı çıkmıştır. 2013 Haziran İsyanında sokaklara dökülenler, partilerini seçim ittifakı yapmaya ikna edemeseler de sandıkta buluşmuşlardır. Şimdi kardeşlik için verilen bu oylara sahip çıkılmalıdır.

Görülmelidir ki Egemen Kurucu Meclis Türk halkının olduğu kadar Kürt halkının da diğer halkların çıkarlarını aynı eşitlikte korumanın yolunu açacak, yılların düşmanlıklarına son verecektir. Ve tabii böyle bir kurucu meclis, işçi sınıfının, kendisiyle birlikte bütün toplumu, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejimine son verip kurtarmasının yolunu da aralayacak, uluslararası mafya kapitalizmine, yani emperyalizme bu topraklarda ağır bir darbe indirecektir.

 

(19 Haziran 2015)

İşçi Kardeşliği Partisi (İKP)

Merkez Yürütme Kurulu

 

 

 

Yoruma kapalı