|

AB emrediyor AKP yerine getiriyor

AKP’nin Anayasa değişikliği paketinin geçmişine baktığımızda aslında ulusal ve uluslararası pek çok metinle ilişkisi olduğunu görüyoruz, dolayısıyla paketin hangi amaçlarla ortaya konduğunu anlayabilmek için paketi bu bağlam içine oturtmakta yarar var. Bu metinleri hatırlarsak: 2004 Avrupa Anayasası, 2007 Özbudun Taslağı ve 2009’da kabul edilen Lizbon Antlaşması.
Avrupa Anayasası; AB’nin Avrupa halkları üzerindeki hakimiyetini mutlaklaştıran ve sosyal devlet esasına göre örgütlenegelmiş Avrupa toplumlarını serbest rekabete alabildiğine açan bir metindi.
İşçi Kardeşliği’nin yayın hayatına yeni başladığı sırada gündeme gelen Avrupa Anayasası; AB’nin Avrupa halkları üzerindeki hakimiyetini mutlaklaştıran ve sosyal devlet esasına göre örgütlenegelmiş Avrupa toplumlarını serbest rekabete alabildiğine açan bir metindi. Bu metinde “yüksek düzeyde rekabet gücüne sahip piyasa ekonomisi” ve “rekabetin özgür ve saf olduğu serbest piyasa” temel amaçlar olarak ele alınıyor-du. Böylece Avrupa işçi sınıflarının kazanmış olduğu tüm haklar ve kamu hizmetleri bu amaçlar uğrunda çökertilecek veya tasfiye edilecekti. Avrupa Birliği’nin hükümeti niteliğindeki Avrupa Komisyonu’nun yapacağı yasalar (“Avrupa Yasaları”) üye ülkelerdeki parlamentoların ona-yına gerek kalmadan geçerlilik kazanacaktı. Dolayısıyla demokratik olarak seçilmiş parlamentolar, atanmış Avrupa Komisyonu karşısında yet-kisiz bırakılacak, yasa yapma yetkisi olmayan Avrupa Parlamentosu ise etkisiz kalmaya devam edecekti.
Böylesine anti-demokratik bir metin tabii ki anti-demokratik bir şekilde Avrupa halklarına kabul ettirilmeye çalışıldı. AB’ye üye 25 ülkeden 16’sı referanduma bile gerek görmeden metni parlamentolarında kabul etti (Anayasa niteliğinde bir metin olduğunu hatırlatalım). Ancak, zo-runluluk sebebiyle Fransa ve Hollanda’da yapılan referandumlarda Avrupa halkları cevap verme imkanı bulabildi ve bu saldırıya “HAYIR” diyerek, patronların planlarını suya düşürdü.
Özbudun taslağı Avrupa Anayasası’nı model alan, 1982 Anayasası’nı serbest piyasanın ihtiyaçları çerçevesinde şekillendiren, tabii bunu doğrudan dile getirmeyerek “sivil anayasa” diye yaftalanmış bir metindi.
AKP’nin Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Ergun Özbudun’a hazırlattığı 2007 tarihli Özbudun taslağı Avrupa Anayasa-sı’nı model alan, 1982 Anayasası’nı serbest piyasanın ihtiyaçları çerçevesinde yeniden şekillendiren, tabii bunu doğrudan dile getirmeyerek “sivil anayasa” diye yaftalanmış bir metindi. O dönem çok yapılan Kemalizm tartışmalarıyla ilgili olarak Özbudun açıkça Kemalizm’in altı ilkesinin toptan kaldırılmasının söz konusu olmayacağını, ancak “devletçilik” gibi özel-leştirmelerde pürüz çıkaran ilkelerin çıkarılacağını belirtmişti. Böylece, amacın Kemalizm’den ziyade sosyal devletin tasfi-yesi olduğunu beyan etmiş oluyordu. Özbudun taslağının bir diğer önemli özelliği; egemenliği düzenleyen maddeye, ege-menliğin uluslararası kurumlara üyelik nedeniyle paylaşılabileceği yönünde bir ifade eklenmesiydi. Dolayısıyla metin, tıpkı Avrupa Anayasası gibi, sandıkla oluşturulan ulusal egemenliği emperyalizmin kurumlarının lehine sınırlandırıyordu.
Avrupa Anayasası’nın reddi üzerine onun kırpılmasıyla hazırlanan Lizbon Antlaşması; eski metnin temel noktalarını yine öne çıkarı-yordu.
Avrupa Anayasası’nın reddi üzerine, mevcut metnin kırpılmasıyla hazırlanan Lizbon Antlaşması, eski metnin temel noktalarını yine öne çıkarıyordu: AB içinde yürütme organının güçlendirilmesi, AB dönem başkanlarının yerine daha uzun görev süreli bir AB Başkanı ve bir Dışişleri Bakanı yaratılması; Avrupa Merkez Bankası’nın resmi statü kazanması bu metinle geliyordu. Ek olarak, oybirliği yerine nitelikli oyçokluğu sistemine gidilerek üye ülkelerin karşı çıktığı kararların da bağlayıcı olması sağlanıyordu. Antlaşma metni 2007 yı-lında kaleme alınsa da anti-demokratik kabul sürecinin tamamlanması 2009 yılını buldu. Önceki metne “HAYIR” oyu vermiş olan Fransız ve Hollanda halklarına bu kez referandum imkanı sunulmadı, metin parlamentolardan geçirildi. Sadece İrlanda’da referandu-ma sunulmak zorunda kalındı ve reddedildi. Ardından yüzsüzce tekrar referanduma sunuldu ve ikinci referandumda kabul edildikten bir süre sonra yürürlüğe girdi.
AKP’nin önümüze getirdiği paketin Lizbon Antlaşması ile ilk göze çarpan benzerliği, hayata geçirilememiş ilk metnin kırpılmış hali olması. Yine Lizbon Antlaşması ile benzer şekilde bu metinde de yürütmenin gücü yargı karşısında arttırılıyor. Ek olarak “yerindelik denetimi” kaldırılarak kamu yararı ilkesinin uygulanması güçleştiriliyor, böylece ormanlardan enerjiye tüm ülke kaynakları serbest piyasanın yağmasına açılıyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün.
TÜSİAD Başkanı Boyner’in yaptığı açıklama düşündürücü: “EVET de çıksa HAYIR da çıksa, 13 Eylül’de ‘Yeni Anayasa’ya ihtiyacı-mız var” diyeceğiz. Bu memnuniyetsizlik AKP’nin paketinin patronlar için yetersiz olmasından kaynaklanıyor. Demek ki bu paket, yapılacak yeni Anayasanın provasıdır, Türkiye ve dünya çapında bu saldırıyı durdurabildiğimiz ilk noktada durdurmak zorundayız.

Yoruma kapalı