|

AKP’nin Anayasa Değişiklik Paketine Oyumuz HAYIR!

Türkiye her geçen gün daha büyük bir hızla felakete doğru sürükleniyor. AKP hükümetinin “bize teğet geçti” diyerek hafife aldığı uluslararası ekonomik kriz daha şimdiden çalışabilir her dört gencimizden birinin işsiz kalmasına neden olmuş durumda. Kadın işçiler işlerinden ilk atılanlar oluyor. Yoksul köylülerimiz ülkemizde emperyalizmin istekleri doğrultusunda tarım ve hayvancılığın bilinçli olarak yok edilmesi sonucu kaderlerine terk edilmiş durumdalar. Emeklilerimiz aldıkları ücretlerle ayın bir haftasını bile zor geçiriyorlar. Herkes kriz sırasında milyarlarca dolar kâr ettiklerini açıklayan yerli/yabancı bankalara esir olmuş halde borç batağında yüzüyor. Kimsenin geleceğe dair bir güveni yok. Ülkemizin faal nüfusunun sadece yüzde 3’ü sendikalı, geri kalanlar eğreti çalışma şartları altında taşerona bağlanmışlar. Artık neredeyse bütün bir toplum zenginlerden sadaka bekler hale getirildi.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Türk halkımızla Kürt halkımız arasına nifak tohumları saçılıyor. Bir taraftan “açılım” yapıyoruz derken, diğer taraftan seçilmiş bütün belediye başkanları ve çalışanları hükümetin dümen suyuna girmedikleri için tutuklanıyorlar. Alevi inanışında olanlarla Sünni inanışında olanlar birbirlerine düşman haline getiriliyor. Bu konudaki sözde “açılımları”na rağmen hükümet Alevi inanışının önüne koyulmuş yılların engellerini korumaktaki ısrarını sürdürüyor.
Dahası, ABD emperyalizminin savaş aygıtı NATO’nun emrine sunulan askerlerimiz başta Afganistan olmak üzere çeşitli yoksul ülkelerin halklarına karşı işgalciler safında dövüştürülüyor. Yarın nereye gönderilecekleri belli değil. Tabii ki Amerikan emperyalizmi nereye isterse oraya. Kimbilir belki de sırada İran var…
12 Eylül Anayasası güçlendirilerek sürdürülüyor
Bugün ülkemiz hâlâ 12 Eylül Anayasası ile yönetiliyor. 12 Eylül’den beri iktidara gelen bütün partiler bu anayasaya karşı olduklarını söyleseler de şimdiye kadar ancak ABD ve AB tarafından dayatılan ya da kendi özel gündem ve çıkarlarıyla sınırlı değişikliklerle yetindiler. Şimdi de AKP benzer bir biçimde esas olarak kendi kaygılarıyla ve süs maddesi olarak da bazı kısmi “demokratik” değişiklerle sınırlı bir paketle topluma dayatma yapmaya çalışıyor. 12 Eylül rejimiyle hesaplaşacağı koskoca bir yalan. Tam tersine 12 Eylül’ün Evren Paşa’sının bile o sıralar elde etmiş olduğu yetkilerden daha fazlasını cumhurbaşkanına sunmaya uğraşıyor. Bu yetmiyor 12 Eylül Anayasası’nda bile tümüyle kaldırılmaya cesaret edilememiş grev hakkını fiilen ortadan kaldırmaya yelteniyor. Mahkemelerin, 12 Eylül Anayasası’nda bile varlığını koruyan “kamu yararına aykırı düzenlemeler yapılamaz” hükmünü kullanmalarını engellemek için değişiklik istiyor. Yani kamu alanlarının ve işyerlerinin daha kolay satılmasının ve özelleştirilmesinin yolunu ardına kadar açmaya çalışıyor. Sadece bunlar bile AKP’nin değişiklik paketi referanduma gittiğinde neden bütün çalışanlar ve ezilenler olarak hepbirlikte “HAYIR” oyu kullanacağımızın gerekçeleri olmaya yeter. AKP’nin oylarıyla referanduma sunulacak değişiklik paketine “HAYIR” oyu kullanmak işçi sınıfının yerli ve yabancı büyük patronlara karşı yürüttüğü sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
TBİP’in Çözüm Önerisi
İşçi sınıfının, kendilerini “sağcı” ya da “solcu” diye niteleyen bütün patronlardan ve onların devletinden bağımsız olarak örgütlenmesini savunan Türkiye Birleşik İşçi Partisi (TBİP), her şeyden önce yüzde 10’luk seçim barajının varolan meclisin de gelecek meclislerin de meşruiyetini ortadan kaldırdığını ileri sürüyor. Dolayısıyla TBİP önümüzdeki seçimlerin barajsız bir seçim olmasını ve ülkenin kaderini eline alacak egemen bir KURUCU MECLİS’i ortaya çıkarmasını öneriyor. TBİP; Türkiye’nin Washington’dan ve Brüksel’den yönetilmesine son verecek bir meclis istiyor. Türk halkıyla Kürt halkının eşit haklarını onaylayacak ve böylece halklararası kardeşleşmeye yol açacak bir meclis istiyor. Bunun için de her şeyden önce seçim sisteminin ve partiler yasasının değiştirilmesini talep ediyor. Bütün partilerin, genel bir seçimde aldıkları oy oranında bu kurucu mecliste temsil edilebilmeleri için yüzde 10 barajının kaldırılmasının yanı sıra, kurulu bütün partilerin istedikleri takdirde seçimlere katılabilme hakkına sahip olmalarını, bütün partilere eşit propaganda hakkı verilmesini, partilerin KURUCU MECLİS adaylarının Genel Başkanların atamasıyla değil ön seçimlerle tespit edilmesini, yüz kızartıcı bir suçtan hüküm giymemiş bütün hükümlülerle tutukluların seçimlerde aday olabilmelerini ve seçildikleri takdirde KURUCU MECLİS’e girebilmelerini savunuyor.
TBİP’in KURUCU MECLİS Seçimi için İşçi ve Halk Örgütlerine Çağrısı
Türkiye Birleşik İşçi Partisi (TBİP) yukarıdaki çözüm önerisini fiilileştirebilmek için ülkemizin bütün işçi, köylü, kadın, gençlik, emekli ve işsizlerine ve onların örgütlerine aşağıdaki eksiksiz demokrasi programı çerçevesinde böyle bir Kurucu Meclis’in “aşağıdakiler” tarafı olmak için bir kurucu meclis hareketi inşa etmeyi öneriyor.
Demokrasi, cumhurbaşkanının seçilme tarzının değiştirilmesi değil söz ve karar hakkını halka vermek demektir. Ülkenin bileşenlerini meydana getiren bütün güçlerin özgür katılımıyla nispi temsil ve genel oy usulüyle seçilecek ve bütün yetkileri elinde toplayacak bir Kurucu Meclis seçimi önümüzdeki tek çözümdür. Bu Kurucu Meclis 1982 Anayasası’nı değiştireceği gibi, ülkemizin NATO’dan ve AB’den bağımsızlaşmasına da karar verecektir. Ülkemizi meydana getiren halklar kendi aralarında barış ve kardeşliğin tesisini istiyorlar. Oysa barış ve kardeşliğin tesisi AB ve NATO’nun hakimiyetine son vermeyi gerektiriyor. Hem bağımsızlıktan söz edip hem de NATO’nun ülkemizdeki varlığına ve Amerikan askeri üslerine ses çıkartmamak sahtekârlıktır. Hem bağımsızlıktan dem vurmak hem de AB’ye karşı adım atmamak ikiyüzlülüktür.
Bütün bunları sağlamak için Türkiye’de eksiksiz bir demokrasi yerleştirilmelidir. Bu demokrasi Türkiye’de yaşayan emekçilere, köylülere, gençlere, kadınlara, emeklilere onurlu yaşama imkanı sunmalıdır. Bunun gerçekleşebilmesi içinse:
• Memleketimizi yıkan bütün özelleştirmeler derhal durdurulmalı,
• Bugüne kadar satımı gerçekleştirilmiş bulunan bütün stratejik işletmeler derhal yeniden kamulaştırılmalı,
• Kamu hizmetleri kendilerine ayrılacak yeni tahsisatlarla yeniden yürürlüğe sokulmalı, • Bütün sendikal haklar eksiksiz sağlanmalı,
• Çalışanların ve emeklilerin ücretleri derhal arttırılmalı, sosyal güvenlik sistemi güçlendirilmeli, özel sağlık ve emeklilik sigortası uygulamalarına son verilmeli, taşeron çalışma ve işten atma yasaklanmalı, herkese iş verilmeli,
• Düşünce, örgütlenme, din ve vicdan özgürlüğü tam olarak sağlanmalı,
• Ve Türkiye’nin bütün halkları arasında eşitlik sağlanmalıdır.

Yoruma kapalı