|

“Avrupa İşçi Birliği” için Komite Kuruldu!

Bizler, 16 Avrupa ülkesinin (Almanya, Belçika, Danimarka, Fransa, İngiltere, İtalya, İsveç, İsviçre, Portekiz, Romanya, İspanya, Sırbistan, Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Yunanistan) temsilcileri olarak, işçilerin hak ve kazanımlarına karşı İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en kapsamlı saldırıların gerçekleştiği bugünlerde, “Avrupa İşçi Birliği” kurulması için bir komite oluşturmuş bulunuyoruz.
Birkaç haftalık kısa bir süre içinde, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Avrupa Birliği’nin rantiyeci devletlerinde başlayan kriz bir anda Avrupa’nın tüm ülkelerine yayıldı. Şimdilerde, bu dünyanın büyükleri ve iktisat uzmanları Avrupa devletlerinin büyük kabahatler işlemiş olduğunu “keşfediyorlar”. Özel şirketlerin yardımına koşarak, teşvik planlarını hayata geçirerek, 2008 yılından beri finansal sistemi bu bataktan kurtarmaya çalışarak çok büyük kabahatler işlediler. Bankaların ve spekülatörlerin borçlarını “kamulaştırdılar”.
Şimdi de tüm uluslararası finans piyasaları sistemi iflas tehlikesi altındayken Obama yönetimi, IMF, AB ve tüm Avrupa yönetimleri, kuralsızlaştırma, maaşların düşürülmesi, üretim kaydırılmasını daha da artırarak yeni işten çıkarma dalgasına hazırlanıyorlar. Sosyal güvenlik sistemlerinin ortadan kaldırılması, hastanelerin kapatılması ve özelleştirilmesi, yüzbinlerce öğretmenin işten çıkartılması yönünde tavsiyeler veriyorlar.
NATO’nun askeri faaliyetlerine milyon dolarları akıttıkları bir dönemde, nüfusu düşüren politikaların hayata geçirilmesini talep ediyorlar. İspanya, Romanya, Doğu Avrupa ve hatta Doğu eyaletlerinde artık yavaşlamış olan Almanya’da bu nüfus düşürme politikaları uygulanıyor. Bunu da daha sıklıkla yıkıcı ulusların parçalanması politikalarıyla birlikte yapıyor ve savaş kışkırtıcılığı demek olan “etnik” çatışma ve provokasyonlarıyla gerçekleştiriyorlar.
Bizim ülkelerimizde çalışanların büyük çoğunluğu tasarruf politikalarına karşı çıkıyor. Dört aydır Yunanistan’da, Romanya’da, İspanya’da, Portekiz’de, Fransa’da, Almanya veya Danimarka’da, yüzbinlerce çalışanın tepkilerini dile getirmediği veya bu politikaları toplu bir şekilde lanetlemediği bir gün geçmiyor. Ve bu insanlar, bu yıkıcı programların iptal edilmesi ve geri çekilmesi için birleşmeye ve savaşmaya kararlılar. Ne yazık ki, bugün, tarihsel olarak işçi sınıfının mücadelesini sırtlamış partilerinin kurduğu hükümetler, Avrupa Birliği, IMF gibi kurumların hizmetkârlığına soyunmuş durumdalar. Tıpkı, Yunanistan’da Papandreu, İspanya’da Zapatero veya Portekiz’de Socrates’in yaptığı gibi.
Muhalefette oldukları zaman da, bu partilerin hiçbiri açıkça yüz milyarların finans piyasalarına aktarıldığı Avrupa Birliği planını hedef almayan çekingen protestolarla vakit geçiriyorlar (eğer zaten bulundukları parlamentolarda AB planlarına henüz desteklerini sunmamış iseler). Milyonlarca çalışanın örgütlendiği ve sahiplendiği sendika yönetimlerinin büyük çoğunluğu belli başlı protestolar dışında plana karşı mücadele etmeyerek, tüm Avrupa’da milyonlarca çalışanın kendilerinden beklentilerini boşa çıkardı.
Herkes sendika yönetimlerinden, kendi yönetimlerimizden, kurtarma ve tasarruf paketlerinin açık ve net bir şekilde reddedilmesini ve bunların engellenmesi yönünde mücadele çağrısı beklerken, bu konuyla ilgili hiçbir adım atılmadı. Kurtarma ve tasarruf paketlerine karşı acilen harekete geçmek yerine, bizlerden Avrupa çapında ETUC tarafından koordine edilecek bir eylemliliğe boyun eğmemiz isteniyor ve şöyle deniyor: “Çalışma ilişkilerinin ve güvenceli çalışmanın gözden geçirilmesi ve gerektiğinde uyumlulaştırılması (…) ve yeni yönetim politikalarının başarılı olabilmesi için, tüm düzeylerdeki sosyal ortakların ulusal ve Avrupa çapında reform stratejilerini ortaklaşmasıyla sağlanabilir”.
Sanki çalışanlar için derecelendirme firmaları ve patronların tehdidinden kurtulmanın bir yolu yokmuş, sanki insanlık için başka çözüm yokmuş gibi, topluma mâl edilen ödünlerle finans piyasalarının açgözlülüğü doyurulmaya çalışılıyor. Bize artık finans piyasalarının düzenlenmesi, Avrupa Merkez Bankası ve AB kurumlarının demokratikleştirilmesi masalları anlatmayı bırakın! G20 zirvesinde piyasaların düzenlenmesi, Belçika’nın demokratikleştirilmesi kimin umurunda? Krize neden olanlar, 2008 yılından beri kamu bütçesini yağmalayanlar bize yine bu masalları anlatanlarla aynı olduktan sonra!
Bugün milyonlarca çalışanın ve ailelerinin kurtulmasının ümidi olan örgütlerimizin, bu felaketin sorumlularının taleplerine ve kurumları olan AB ve IMF’ye boyun eğdiği düşünülebilir mi? Bizim, 19–20 Haziran’da, Berlin’de bir araya gelen 16 ülke delegasyonu olarak ortak cevabımız HAYIR! Konferans boyunca delegelerin raporlarını dinledik. Bizlerle yürüttükleri mücadelelerini paylaştılar; Almanya’da, Fransa’da, İspanya’da ve Belçika’da kendilerine verilmiş vekalete ihanet içinde olan sendikal yönetimlerinin uzlaşma ve ulusal sorumluluk politikalarına karşı verdikleri mücadeleleri anlattılar. Konuşmacılar şunları aktardılar:
▪ Bugün çalışma hakkı ortadan kalkarsa, sosyal güvenlik sistemi, emeklilik ve eğitim sistemlerinin yok edilmesine izin verilirse,
▪ Bankaların istediği şekilde üretim kaydırılması ve kapatmalar yaygınlaşırsa,
▪ Grev hakkı ve bağımsız sendikal örgütlerimize saldırılar devam ederse, zaten kıtamızın dramatik bir şekilde yüzleşmek zorunda kaldığı sosyal ve siyasi felakete giden yol derinleşecektir.
Bu raporların ışığında ilan ediyoruz: Emek bizim ülkelerimizde yenilmemiştir, hayatta ve savaşmaya hazırdır. Bugüne kadar farklı ülkelerde gerçekleşen grevler ve gösterilen bunun sadece ilk ifadesidir. Ulusal ve Avrupa çapında tüm bu yıkım programlarını engellemek için, işçi örgütlerinin aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya birleşik bir cephesinin gerçekleştirilmesi elzemdir. Buna hiçbir şey engel olmamalı. Milyonlarca Avrupalı çalışan devasa gücüyle, kendilerinin inşa ettiği yönetimlerin görevlerini yerine getirmesini, yani tasarruf programlarına hayır denmesini, emekliliğe ve sağlığa karşı yürütülen yıkım programlarının durdurulmasını, çalışma hakkının altının oyulmasının engellemesini sağlayacaktır. Binlerce işyerinin kurtulmasını sağlayacak millileştirilmelerin gerçekleşmesi sağlanmalıdır. Biz buna bütün desteğimizi sunacağımızı ilan ediyoruz.
TEKRAR EDİYORUZ: TÜM BU PROGRAMLARIN DURDURULMASI VE GERİ ÇEKİLMESİ İÇİN MÜCADELE AVRUPA HALKLARININ GERÇEK, DAYANIŞMACI BİRLİĞİ İÇİN ATILACAK BİRİNCİL PRATİK ADIMDIR. HEDEFİMİZDEKİ “İŞÇİ PAKTI” BUDUR.
Geçtiğimiz ayların deneyimi ortadadır. AB direktiflerinden, IMF buyruklarından ve tüm Avrupa kurumlarından kopulmadan işçilerin lehine bir çözüm bulunması mümkün değildir.
Bu üretimin emekçiler lehine yeniden örgütlenmesi, işyerlerinin açık tutulması, böylelikle de ülkelerimizin gerçekten yeniden inşasının sağlanması, halklarımızın egemenliğinin ve demokrasinin yeniden kurulması için bir önkoşuldur. Halkların ihtiyaçlarına cevap verebilen ehil yönetimler bu şekilde oluşturulabilir. Bu hedef uğrunda savaşabilmek için, kendi aramızda siyasi fikir alışverişini geliştirmek için, birbirimizin yürüttüğü mücadelelere destek olabilmek, kendi ülkelerimizde gerçekleşen işçi eylemlerine yardım edebilmek için, yönetimlere verilen vekâlet çerçevesinde sendikal örgütlerin birliğinin sağlanması ve çalışanların çıkarlarının lehine çözümler üretilmesi gerekmektedir. Kriz önlemlerinden, finans piyasalarından ve sermayenin taleplerinden kurtuluş bu şekilde mümkün olabilir. Bu, ancak felaketin tek sorumlusu olan sermayenin sömürüye dayalı sistemine son vererek mümkün olabilir.
Avrupa halklarının gerçek özgür birliği ancak bu yolla kurulabilir; halkların birliği, finans piyasalarının aslan payını aldığı Avroyu kurtarma paketleriyle değil, dayanışma, kardeşlik ve barış esas alınarak kurulacaktır. Konferans sonucunda, bu sayılan hedefleri gerçekleştirmek için “Avrupa İşçi Birliği” için Komite kurulması kararına varmış bulunuyoruz.
16 Avrupa ülkesinden delegeleri, konferansımızın hedef ve kararlarını temsil etmeleri amacıyla, Uluslararası İşçi Birliği (IAV) ve Cezayir İşçi Partisi’nin çağırıcısı olduğu Cezayir Savaşa ve Sömürüye Karşı Açık Dünya Konferansı’na (27–29 Kasım 2010) davet ediyoruz.

Yoruma kapalı