|

Bahadır Kaptan Görevinin Başına!

İşçi Kardeşliği: 2007 TİS ve grev oylamasını ve işten çıkarılma sürecinizi anlatabilir misiniz?

THY’de 2006 yılında yapılan büyüme plansız, altyapısı hazırlanmadan yapılan bir büyümeydi. Havacılıkta da bu çok ciddi tehlikeler yaratır. Çünkü “Ben uçak alayım sonra pilot bulurum” diyemezsiniz. Uzun vadeli planlar yapılmalıydı. Personel sıkıntısı yaşanınca bunu çözmek için çalışma süreleri arttırıldı. Çalışanları fazladan uçuşa zorladılar. Türkiye’de 14 saat olan gündüz mesaisi (Avrupa’da 12 saat) 16 saate çıkarıldı. Bizim çalışma ve dinlenme sürelerini belirleyen bir yönergemiz var. Avrupa normlarının çok altında olan bu yönergeye dahi uymayan planlamalar yaptılar. Ancak biz de buna karşı çok güzel bir şey örgütledik. Hiç olmazsa kendi yönergesine uymasını sağlayacak çok haklı bir zemindi bu. Bir gün viziteye çıkacağımızı, uçuşa hazır hissetmeme hakkımızı kullanacağımızı, kamuoyuna duyurduk. Eyleme geçeceğimiz sırada işveren haksız olduğunu kabul edip çalışanların haklarını geri verdi ve eylemden vazgeçtik doğal olarak.

Ancak THY kuralsız uygulamalarına devam etti. Toplu iş sözleşmesi (TİS) döneminde daha da sertleşti mücadele. TİS sürecinde görüşmeler çıkmaza girince işveren, seçimlerde de AKP’nin aldığı başarıyı arkasına alarak, personele yoğun baskı uygulayarak ve sendikanın arkasında duran kitleyi de sindirerek sendikayı yalnız bırakmak istedi. Grev oylaması için imzalar topladı. Ancak uçuş işletmenin temsilcileri çok iyi örgütlendiler. Ben de bunların içinde aktif yer alıyordum. Tabii özellikle bir kaptanın bu baskılara karşı çıkması, yüksek sesle bunu ifade etmesi, çalışanları direnişe davet etmesi çok rahatsız etmişti onları. Bizim mücadelemiz kamuoyu tarafından da destek gördü ve grev oylamasını kazandık. Aslında açık farkla kazandık. Bu kamuoyuna az bir farkla kazanılmış gibi gösterildi. İşverenin uzman kadrosunda işe aldığı ve kadrolaştığı yaklaşık 1000 kişilik kapsam dışı personel hayır oyu verdi. Dolayısıyla 1000 sıfır yenik başladık. Yönetimde görev verdiği kesimler de hayır oyu verdi. THY yönetimi, bizi çok yüksek ücretler alan ve bir türlü memnun edilemeyen bir kesim olarak kamuoyuna lanse etmeye çalıştı. Medyada hep onların sesleri çıkıyordu. TİS’te özellikle uçucuların hakları üzerinde anlaşmazlık maddeleri vardı. Bu maddeleri topluma en iyi bir uçucunun anlatacağını düşünerek sendikanın verdiği görevle kamuoyuna, “Biz İngiliz pilot kadar yüksek ücret almak istemiyoruz; ama onun kadar uyumamız gerekiyor. Ben eksik uykuyla uçuşa gidersem bu yolcuların da güvenliğini tehlikeye sokar”diye demeç verdim. Bu hem çalışanlar arasında hem de kamuoyunda yankı buldu. Konaklama meydanında dinlenme süresi bizde 8, Avrupa’da 12 saat. Biz bu 8 saatin ancak 4 saatinde uyuyabiliyoruz. 4 saatlik uykuyla ben 14 saat çalışmak zorunda kalıyorum. Bu da yolcu güvenliğini etkiliyordu. Bu talebimiz de karşılandı ve dinlenme süresi asgari 10 saate çıktı.

TİS ve grev oylamasını biz kazanınca THY yönetimi, onları göreve getiren hükümet nezdinde mahcup oldu. Kendi koltukları, itibarları sarsıldı ve bunu bir yenilgi olarak kabul etti. Bu süreçte aktif olanları bertaraf etmek ve kuralsızlığı topluma kural diye göstermek istedi. Bir sürü kaptana, ikinci pilota, kabin memuruna ceza verdiler. Bu şekilde sindirmeye çalıştılar. İşten atmak için fırsat kolluyorlardı. Aslında hiçbir fırsat yakalayamadı. Benim işten atılmama sebep gösterilen olay aslında son derece rutin kuralları uygulamamdan ibaret olan bir olay. Kaptanın onayı olmadan hiçbir şekilde yolcu alınamaz. Bu kuraldır. Benim onayım olmadan uçağa, hem de uygulanması gereken usule aykırı olarak önce VİP yolcuları alınmış. Bu sırada da çok kısa süren bir yemek arası vermiştik kabin görevlileri için. Üstelik uçağın havalandırma sistemi de arızalıydı. Ankara’da 32 derece öğlen sıcağında uçağa alsam uçakta bekletmek durumundaydım. Daha konforlu olan klimalı araca davet ettim. Bu Esenboğa istasyon müdürlüğünün bir hatasıydı ben de o yüzden şirketim adına defalarca özür dileyerek durumu açıkladım. Bu söylediklerimi VİP yolcularının arasında bulunan Karaelmas Üniversitesi Rektörü Bektaş Açıkgöz, daha sonra gazete ve televizyonlara tanıklık ederek doğruladı. Bu tanığın ortaya çıkması haklı olduğumu ve THY yönetiminin art niyetini göstermiştir.Bu ön yargı ile daha hiçbir araştırma yapmadan Bahadır Kaptan’dan kurtulma yoluyla toplumu da sindirmeyi amaçladılar.

Ama tersi oldu. Bundan sonraki süreçte çalışanlar bana ve meslek onurlarına daha fazla sahip çıkarak olaya tepki gösterdi. Çünkü çok açıkça, hiçbir kusurum olmadığı bir zeminde, sadece sendika temsilcisini işten çıkartmak değil, öteki kuralları uygulayan kaptanlar üzerinde de çok yoğun baskı yaratacak etik dışı bir davranıştı bu. Uçucular çok yoğun tepki gösterdiler. Bu duyarlılık sendikayı 1 gün uçuşa çıkmama haklarını toplu olarak kullanma kararına götürdü. Son gün, bu kararın uygulamaya konulacağı sırada sendikada değerlendirme yaptık. THY yönetiminin çağdışı uygulamalarının topluma iyi bir şekilde anlatıldığı ve yaklaşan TİS sürecinde bu eylemi kötü niyetle kullanabileceği riski vardı. Bu örgütlülüğü TİS sürecine taşımamızın daha yararlı olacağını düşündüm. Çünkü aslında toplumun gösterdiği duyarlılık amacına ulaşmıştı ve ben sendikama eylemden vazgeçmeleri çağrısında bulundum. Bunu da bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdum. Bu süreçte inanılmaz destekler aldım TALPA ve TASSA gibi meslek örgütleri, DİSK başta olmak üzere sendikalardan, Tuzla tersane işçilerinden, meslektaşlarımdan beni destekleyip yönetimin bu çağdışı tavrını kınadılar.

Şuna inandım ki toplumsal mücadelede sarf edilen emek kesinlikle boşa gitmiyor. Eğer toplum adına dürüstçe bir şeyler yaparsanız onlar da sizi destekliyor. Sendikam Hava-İş, iş yerlerinde temsilci ve yöneticileriyle seferber oldular. İşçilerle 10 gün süren toplantılar yaptılar. Çok güzel duyarlılıklar yaşadık birlikte. Şimdi daha güçlüyüz. Artık uçuş ekibinde çalışanlar da haklarına kayıtsız değiller. Benim açımdan da mücadele devam edecek. Yargıya başvurdum. Hem işe iade hem de çıkarılmamın sendikal nedenlerle olduğuna ilişkin davalar açtık. Bu tutum THY yönetimine tahminlerinden pahalıya mal olacak.

Kuralsızlık öyle bir şey ki bir virüs gibi ülkemizde bütün iş kollarına yayılıyor. Biz Tuzla’daki işçilere destek verdiğimiz zaman bazı arkadaşlar, onlar bizim işkolumuza çok uzak niye destekliyorsunuz dediler. Bence nerede kuralsızlık varsa ucunun kendilerine de dokunacağını düşünerek karşı çıkmak gerekiyor. Tuzla’da başlıyor kuralsızlık, Atatürk Hava Limanı’na kadar farklı boyutlarda geliyor. Türkiye iş kazalarında dünyanın üçüncü, Avrupa’nın da birinci ülkesiyse bu bir tesadüf değildir. İşçi haklarını yok sayarsanız tek tek ölümler olur. Bizde de çalışanların haklarını ve mesleki kuralları yok sayarsanız sadece onlar değil yolcular da zarar görür. THY, kuralları hiçe sayarak baskı ve cezaya dayalı yönetim anlayışıyla uçuş güvenliğini tehlikeye attığını bilmelidir.

Örnek verecek olursak yıllar önce bir kaptana pas geçip yedek meydana indiği için 6 ay ceza verildi. Kaptan hatalı olabilir ama sonuçta hiçbir kaza olmamış sefer gecikmeli olarak uygulanmıştı. Bu ağır ceza toplumun belleğine kazındı. Daha sonra Van ve Diyarbakır kazaları, kaptanların pas geçip yedek meydana gitmesi gerekirken inmeye çalışmaları sonucunda oluştu. Pas geçmedeki yaşanan tereddütlerde bilinçaltı bu cezanın etkileri vardır. Benim olayımda da benzer bir etki beklemek mümkün. Örneğin uçakta bir arıza olabilir, bu arızaya müdahale etmiştir kaptan ve yolcu onayı vermemiştir. Yanlışlıkla VİP yolcuları uçağa gönderilirse kaptan ikilem içinde kalmaz mı? Reddetse, Bahadır Kaptan gibi işten atılabilir. Ya da ikinci seçenek arızaya müdahaleyi durdurup, arızalı uçakla seferi yaptıracaktır. Topluma verilen mesaj budur.

THY’de özelleştirme süreci ne durumda?

THY toptan değil parçalara ayrılarak özelleştiriliyor. Bakım bölümü ayrı bir şirket oldu, Ankara merkezli ayrı bir bölüm kurdular şimdi onu elden çıkaracaklarını açıkladılar. Sırada diğer birimler var, küçük lokmalara ayırıp yutulmak isteniyor. Oysa THY, bu ülke insanlarının vergileriyle ve çalışanlarının emeğiyle yaratılmış dünya çapında bayrak taşıyıcı bir markadır. THY’nin yüzde 10’una şimdi bir Alman sahip durumda maalesef. Bir de açık gökler anlaşması var. Aynı kabotaj hakkı gibi bu alanda da kapitülasyonlar dayatılıyor. Bu anlaşma yabancı firmalara imtiyazlar tanıyor. Ulusal pazarın tümüyle büyük tekellerin eline geçme riski var. Ama buna karşı sadece ulusal pencereden bakarak çözüm üretmek olası değil. Emek eksenli bir birlik ve mücadele gerekiyor. Ben bunu “Ulusalcılık” değil “Ulusolculuk” gerekiyor diye özetliyorum.

Yoruma kapalı