|

Barika-ı Hakikat / M. Cemil Ozansü

İşçi Kardeşliği’nin evvelki sayılarında defalarca ifade etmeye çalıştığımız tehlike artık kapıya dayanmıştır. Başını çeşitli patron örgütlerinin çektiği kuvvetli bir lobi, bugün Türkiye’ye yarı başkanlık rejimini dayatmak istiyor. Bu siyasi fraksiyonun en güçlü sözcüsü AKP’dir. Bu parti beş yıla yaklaşan icraatı sırasında patronlar için ülkeyi bir cennete çevirmiş olmasının verdiği hızla, bu “başarısını” kalıcı hale getirebilmek için meclis temeline dayanan sınırlı anayasal demokrasiyi bile ortadan kaldırmaya, bunun yerine kuvvetli bir başkanın talimatıyla işleyen daha anti-demokratik bir siyasal yapı kurmaya doğru hızla ilerliyor.

Bu manevraların temel sebebini 367’cilerin AKP’nin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramayan müdahalelerini aşmaya çalışmak olarak nitelendirmek saflık olacaktır. AKP’nin başını çektiği patroncu hizbin asıl hedefi, eksik-gedik de olsa ister istemez bir sosyal devlet öngörüsüne sahip olan mevcut Anayasanın yerine tüm işçi kazanımlarının kuşa çevrildiği, yani AB standartlarına(!) sahip yeni bir anayasa metni kaleme alma çabasıdır. AKP’nin açıkça belirttiği bu amaca ulaşabilmek için kadrolarına Zafer Üskül ve Burhan Kuzu gibi anayasa profesörlerini yerleştirmiş olmasına da hayret etmemek gerekir. Hizbin bu hamlesinin anlamını iyi tahlil edelim. Solu, sağı fark etmez; AB’ci çizgi patroncu çizgidir ve demokrasinin bir numaralı düşmanıdır.

Bu sebeple biz işçiler, parlamenter anayasal yapının yerine geçebilecek güçlü bir cumhurbaşkanlığı makamına karşı çıkmalı ve anayasanın bizden yana olan kısmının müdafaasını hakkıyla yapabilmeliyiz ki, yarın demokratik bir usulle yaratılabilecek yeni bir anayasaya ulaşabilme imkanına sahip olalım. Kurucu Meclis talebimizin işçi sınıfı lehinde bir hamle olabilmesinin olanağını yaratabilelim. Sonuç olarak yapılması gereken cumhurbaşkanın yetkilerini arttırmak değil, azaltmak olmalıdır.

Aslında yeni önerilen sistemde de cumhurbaşkanını halk seçmiyor. Gene meclis içinden birçok milletvekilinin önerisiyle bir seçim gerçekleştiriliyor. Ayrıca, seçkinci bir anlayışla şimdi olduğu gibi gelecekte de yüksek okul mezunu olmayan işçi ve köylülerin cumhurbaşkanı seçilme imkanı olmuyor. Dolayısıyla, Tayyip Erdoğan ve şürekasının “bırakın cumhurbaşkanını halk seçsin!” vaveylası bir kandırmacadan öteye geçmiyor.

Yoruma kapalı