|

BARIŞI SAVUNANLAR GÖREVE! HAYDİ, EYLEM KOMİTELERİNE!

Saray, bizi felakete sürüklüyor. Halkları, mezhepleri birbirine kırdırmaya çalışıyor, komşuyu komşuya düşman ediyor. Bugün “Barış İstiyorum” demek tutuklanma sebebi oldu. Ancak, barışı tesis edip çocuklarımıza yaşanabilir bir ülke bırakmak istiyorsak hepimize görev düşüyor. Barış isteyenler görmeli ki barışın çimentosu ancak tüm halkları, mezhepleri buluşturan işçi sınıfının bağımsız örgütleri olabilir. Barış istiyorsak devletten, hükümetten, patronlardan bağımsız sendikalara ve böyle bir partiye ihtiyacımız var! Ancak yetmez, bugün acilen Saray’ın sokak çetelerine karşı kardeşliğimizi savunacak Eylem Komiteleri kurmalıyız!

Yarattığı karmaşayı fırsat bilen Saray, Petrol-İş’e müdür atadı!

Petrol-İş Kongresi neden önemliydi? Çünkü Petrol-İş’e bakınca Türkiye’yi görürsün!

Yıllardır İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) olarak Türk-İş’e bağlı Petrol-İş sendikasının Türkiye’nin çimentosu olduğunu söyleyip durduk. “Petrol-İş parçalanır ya da AKP’nin eline geçerse Türkiye işçi sınıfının zaten oldukça az sayıda kalan, tüm ülkede örgütlü güçlerinin en önemlilerinden birinin daha çöküşünü yaşarız ve ülke parçalanmaya daha da hızla sürüklenir” demekten dilimizde tüy bitti. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Petrol-İş kongresinde, 2013 sonunda Hava-İş’te gerçekleşen durumun aynısı yaşandı ve Petrol-İş sendikamız yıllar sonra resmen AKP’li bir başkanın ve dolayısıyla onun ekibinin denetimine girdi. Denilebilir ki, “Petrol-İş zaten yıllardır AKP, CHP, MHP ve HDP koalisyonuydu, bir tek başkanın AKP’li olmasıyla ne değişir ki, aynı koalisyon gene sürmüyor mu?” Maalesef kazın ayağı öyle değil. Kuşkusuz yukarıda sıraladığımız bütün siyasal yapıların temsilcileri geçmiş yönetim kurulunda vardı. Ama Genel Başkanın AKP’li olmaması, Petrol-İş’in hükümete ve onun işçi-Kürt-Alevi düşmanı politikalarına biat etmeden, Türk-Kürt-Sünni-Alevi tüm üyeleriyle sınıfın çimentosu işlevi sürdürmesini sağlayabiliyordu. Şimdi açıkça işçi düşmanı olan bir partinin yandaşı, sendikanın başındadır ve daha önceki örneklerinden bildiğimiz üzere artık sendika yeni yönetim kurulu saf dışı bırakılarak doğrudan doğruya militarizmin, şovenizmin ve gericiliğin merkezi olan Saray’dan yönetilecektir! Bu da demektir ki, Petrol-İş parçalanacaktır. Aynen Türkiye işçi sınıfının örgütlü güçlerinin sınıf olmaktan çıkartılıp doğrudan Saray’a bağlı korporatif bir zemine zorla sokulması gibi. “Hava-İş’te güçlü bir biçimde AKP hakimiyeti gerçekleştiğinde bu sendikamızın sınıf mücadeleci çizgisinden el çektirileceğini ve bilinçli olarak yok edileceğini” gene İKP olarak ısrarla ifade etmiştik. Aradan çok zaman geçmedi artık kim Hava-İş diye bir sendikanın varlığından söz edebilir? 2013 yılındaki büyük halk isyanı sırasında Hava-İş’in sürdürdüğü THY greviyle sokakların, parkların, mahallelerin, forumların mücadelesinin bağını kurmak için öncülük ederken de, Taksim’deki Türk-İş Bölge Temsilciliğinin mücadele karargâhı haline getirilmesini önerirken de hareket noktamız hep buydu.

Türkiye, Saray’ın eliyle hızlı bir parçalanma yolunda ilerliyor!

Saray eliyle işçi sınıfının ülkeyi birleştirici gücü parçalanıyor! Ortak örgütlerimiz sendikalar yok ediliyor!

Evet, Türkiye, Saray’ın politikaları doğrultusunda hızlı bir parçalanma sürecine sokuldu. Felâket, “Geliyorum” demiyor, “Geldim!” diyor. Bunu önlemenin yolu elbette örgütlü işçi sınıfının Saray’ın atadığı müdürlerden kurtulup korporatizm batağına terk edilmeden ayağa kalkmasını sağlamaktan geçiyor. Ama maalesef Türkiye sosyalist hareketi aynı Hava-İş kongresi sürecinde olduğu gibi Petrol-İş kongre sürecinde de konuyla pek ilgilenmedi. Az sayıda sosyalist çevre konuya “hassasiyet” gösterdi. HDP; Petrol-İş’in AKP’li bir başkanın eline geçmesinin Kürt halkının özgürlük mücadelesini nasıl olumsuz etkileyeceğini belli ki anlayamadığından, MHP’li, CHP’li sendikacılarla birlikte AKP’li başkanın listesinde yer almakta beis görmedi. Petrol-İş göz göre göre yitirildi. Türkiye’nin farklı etnik kimliklerinden oluşan tek bir örgütlü işçi sınıfını, ülkenin dört bir köşesinde bir arada tutmayı ve bunu işçi sınıfının birliğinin korunması zemininde başaran Petrol-İş ne yazık ki artık yok. Bu Saray operasyonundan parçalanmadan kurtulsa dahi mevcut haline yeniden gelebilmesi için bile oldukça zaman gerekecek. Her ne kadar Türk-İş’in geleneksel politikalarından 1976 yılından itibaren kopmayı başarmış da olsa, esas olarak bugüne kadar gelmesi bile 1989 Bahar eylemlerine dayanır Petrol-İş’in. Hava-İş’ten sonra Petrol-İş’in de düşüşüyle birlikte 1989 Bahar Eylemleri kuşağı sınıf mücadeleci sendikacılık anlayışı Türk-İş’ten büyük ölçüde silinmiş bulunuyor. Bu ise, AKP ve Saray eliyle işçi sınıfının ülkeyi birleştirici gücünün kırılmasından başka bir anlama gelmiyor.

İşçiler ve emekçiler olarak, ancak siyasallaşarak sendikalarımızı da, ekmeğimizi de, ülkemizi de, barışı da savunabiliriz!

Durum böyle iken, kardeşliğimize onarılmaz yaralar açacak Saray’ın savaş politikalarına karşı, elimizdekileri kaybetmek değil, daha geniş birlikler oluşturmak zorundayız. Uzun lafın kısası, Türkiye işçi sınıfı hareketinin kendisi ve bütün toplum için bir çıkış yolu olabilmesi için acilen siyasallaşması gerekiyor. Yani işçi sınıfının kendi partisine kavuşmasına, bir başka ifadeyle başlangıçta az da olsa kitlesellik kazanacak bir sınıf partisine ihtiyacımız var. Bu parti, CHP dahil bütün burjuva partilerinden bağımsız olmak zorunda. Yani hem yerli/yabancı patronlardan, hem onların devletlerinden ve hem de her nev’i patron hükümetinden bağımsız bir partiye ihtiyacımız var.

Kardeşliğimizi güçlendirmek için Saray’ın sokak çetelerine karşı Eylem Komiteleri kurmalıyız!

 

İşçi sınıfı ülkeyi birleştirebilecek tek güçtür, ama…

Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de, ülkeyi ayakta tutup farklı halkları tek bir çatı altında bir arada tutabilecek tek güç ya da sınıf elbette ki işçi sınıfıdır. Ama Türkiye gibi göbeğinden emperyalizme bağımlı bir ülkede tek başına işçi sınıfının birliği dahi parçalanmayı engellemek için yeterli değildir. İşçi sınıfı hem kendi birliğini sağlamak (kapitalizme karşı) zorundadır, hem de bunun yanı sıra toplumun bütün ezilenlerini bir araya (emperyalizme karşı) getirmeyi ana hedef olarak önüne koymalıdır. Böyle bir birleşik cephenin inşası, işçi sınıfının bilinçli mücadelesinin olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla Saray’ın bilinçli olarak ortaya saldığı ve şimdilik geçmiştekinden farklı olarak toplumun geniş kesimlerini arkasına almakta oldukça zorluk çeken paralı askerlerinin başını çektiği az sayıdaki göstericinin HDP binalarına el altından saldırtılması bölücülüğün dik âlâsıdır. Bunu engellemek için teyakkuzda kalmak başta CHP ve sosyalistlerin temel görevi olmalıdır. Sosyalistler ve CHP, HDP binalarını it kopuğa karşı savunmanın yolunu derhal bulmalı, bunun için eylem komiteleri oluşturmalıdırlar. Mümkünse bu komitelerin içine HDP’liler katılmamalıdır. Saray’a ve cümle âleme, bu komitelerin esas olarak ülkenin bölünmesine karşı çıkan Türkler’den ve onların örgütlerinden oluştuğu ilan edilmelidir! Bu, bugün için Saray’ın bölücü politikalarına karşı savaş açmanın en etkin yoludur. Gene bu yol; Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu çapında oynamak istediği militarist, şovenist ve baştan aşağı gerici rolün ağırlık merkezini oluşturacak olan Başkanlık Sistemi yolunun da berhava edilmesi olacaktır.

İKP olarak, bu türden eylem komitelerinin bir provokasyon aracı olarak değil, tam tersine aktif kitlesel eylemlerle Saray’ın (seçim sürecini de kapsayacak) provokasyonunu engellemek için kurulması gerektiğini ileri sürüyor, bu yolda gücümüzün yettiği her yerde öncülük edeceğimizi ve atılacak her olumlu adımı destekleyeceğimizi ilan ediyoruz. Bu türden “HDP’yi savunmayı hedefleyen eylem komiteleri” kurulmadığı takdirde halklar arası düşmanlıklar dizginlenemeyeceği gibi barışın yolu da açılamayacaktır. Gün; iyilik ve güzelliklerin gelmesini beklemenin günü değildir. Gün, barış ve kardeşlik mücadelesini doğru kanallara sokma günüdür. Görev başına!

(13 Eylül 2015)

İşçi Kardeşliği Partisi (İKP)
Merkez Yürütme Kurulu

Yoruma kapalı