|

Batı’nın Yürek Dağlayan İkiyüzlülüğü

Susan Abulhawa 1Ailesi 1967 Savaşı’nın mültecilerinden olan Susan Abulhawa’nın gençliği işgal altındaki Doğu Kudüs, Kuveyt ve Ürdün’de geçmiştir. Filistinli bir mülteci olarak Amerika’da yaşayan Abulhawa, 2001 yılında Playgrounds for Palestine (Filistin için Oyun Parkları) adında, işgal altında yaşayan Filistinli çocuklar için oyun parkları  kuran bir gönüllü örgütünün kurucusudur. Orijinali 2006’da The Scar of David (David’in Yarası) adıyla basılan ve 26 dile çevrilen, 2010 yılında ise Mornings of Jenin (Cenin Sabahları) adıyla yeniden basılan ve yine aynı yıl Filistin Sabahları  adıyla Türkçe’ye de çevrilen bir kitabı bulunmaktadır. Filistin Sabahları, her ne kadar kurgulanmışsa da romanda olaylar, tarihler ve kişilikler gerçektir. Romanın çekirdeğini 1972’de ölen, Filistin halkının mücadelesi üzerine yüzlerce makalesi bulunan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin sözcüsü gazeteci ve yazar militan Ghassan Kanafani’nin, 1948’de yerleştikleri bir evde buldukları Filistinli bir oğlan çocuğunu büyüten Yahudi bir aileyi anlattığı hikâye oluşturmaktadır.

Okuyacağınız yazı, uzun yıllardır Filistinli Arap ve Yahudilerin ortak tartışma platformu olarak hizmet veren Dialogue (Diyalog) dergisinin 35. sayısından alınmıştır., 1 Temmuz 2014

Batı Şeria’daki sadece Yahudilere açık Gush Etzion yerleşiminden gençlerin kaybolmasından beri İsrail, zaten kendi baskısı altında yaşayan 4 milyon Filistinli’yi kuşatma altına aldı. Kentlerine giriyor, evlerini ve kamu binalarını altüst ediyor. Ailelere gece baskınları yapıyor, mallarını çalıyor; insanlarını kaçırıyor, yaralıyor, öldürüyor. Savaş uçakları tekrar tekrar Gazze’yi bombalıyor, daha fazla evi ve kamu binasını yıkıyor ve yargısız infazlar yapıyor. Şu ana kadar 570 Filistinli kaçırıldı ve tutuklandı. Bunlar arasında önceden keyfi tutuklanmasına karşı 266 günlük bir açlık grevi yapmış olan Samer Issawi de var. Üçü çocuk, biri gebe bir kadın ve biri zihinsel rahatsızlığı olan bir adam olmak üzere 10’dan fazla Filistinli öldürüldü. Yüzlerce insan yaralandı, binlercesi terörize edildi. Üniversiteler ve sosyal yardım örgütleri altüst edildi, kapatıldı. Bilgisayarları ve diğer ekipmanları yok edildi yahut çalındı. Bu ahlaksız haydutluk ordu tarafından uygulanan devletin resmi politikasıdır ve saydıklarımıza paramiliter İsrailli yerleşimcilerin cana ve mala karşı saldırıları dahil değildir. Bunların da Filistinli sivillere karşı süregelen saldırıları son haftalarda artmış durumda. Şimdi, yerleşimci gençlerin öldüğünün ortaya çıkmasıyla beraber İsrail intikam yemini etmiş durumda. Ekonomi Bakanı Naftali Bennet şu sözleri sarf etti: “Çocuk katillerine acımak yok. Şimdi konuşma değil, eylem zamanıdır.”

Hiçbir Filistinli örgütün bu kaçırmayı üstlenmemiş olmasına ve HAMAS dahil çoğunun olaya karışmadığını belirtmesine rağmen Benjamin Netanyahu HAMAS’ın sorumlu olduğundan emin. Birleşmiş Milletler İsrail’in bu tespitini destekleyecek bir kanıt sunmasını istedi, ancak ortaya bir kanıt çıkmıyor. Özellikle Filistinli örgütlerin yakın zamanda yeniden birleşmiş ve Başkan Obama’nın da bu birliği kabul etmiş olması karşısındaki kızgınlığı düşünüldüğünde kanıt çıkmaması İsrail’in iddialarını şüpheye düşürüyor.

Batı’da, üç İsrailli gencin fotoğrafları üstündeki manşetler İsrail’in Filistin’in üzerinde hüküm süren teröründen bir “insan avı” ve “askeri tarama” olarak bahsediyordu. Genç İsraillilerin portreleri ve anne babalarının acıları haber kurumları tarafından tümüyle aktarılıyordu. ABD, AB, İngiltere, Birleşmiş Milletler, Kanada ve Kızıl Haç kaçırılmayı lanetliyor ve derhal şartsız olarak serbest bırakılmalarını talep ediyorlardı. Cenazelerin bulunmasıyla beraber büyük bir lanetleme ve başsağlığı seli geldi.

Obama, “Bir baba olarak bu genç çocukların anne babalarının yaşadığı tarif edilmez acıyı hayal dahi edemiyorum. ABD, masum gençlere karşı uygulanan bu anlamsız terör eylemini en sert şekilde kınamaktadır” diyordu.

Son iki haftadakiler de dahil yüzlerce Filistinli çocuk İsrail tarafından kaçırılmış, şiddet görmüş ve öldürülmüş olmasına rağmen dünyadan böyle bir tepki çok az, belki hiç yok.

İsrailli yerleşimci gençlerin kaybolmasından hemen önce iki Filistinli gencin öldürülmesi kameraya yakalandı. Bulunan kurşunlar ve gençlerden birinin vurulduğu anda İsrailli keskin nişancının tetiği çektiğini gösteren CNN kamera kaydı gibi çok sayıda kanıt, bu çocukların İsrailli askerler tarafından soğukkanlılıkla öldürüldüğünü gösteriyordu. Bu durum karşısında dünya liderlerinden ve uluslararası kurumlardan kınamalar, adalet çağrıları, yaslı anne babalarla dayanışma olmadı. Yataklarında yatarken, okula giderken kaçırılan ve İsrail hapishanelerinde bir suçlama veya mahkeme olmadan bekleyen, fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalan 250’den fazla Filistinli çocuktan bahsedilmedi. Burada Gazze’nin altında yaşadığı barbarca kuşatmadan bahsetmiyoruz bile: on yıllardır sürmekte olan hırsızlıktan, sürgünlerden, eğitime saldırılardan, topraklara el konmasından, evlerin yıkılmasından, ırkçı renk kodlu izin sisteminden [İsrail, Arap ve Yahudi vatandaşlarına farklı renkte nüfus cüzdanları verip sonra kontrol noktalarında ve diğer devlet işlerinde farklı muamele yapıyor. – çn], keyfi hapsedilmelerden, hareketin sınırlanmasından, kontrol noktalarından, yargısız infazlardan, işkenceden ve Filistinlileri her seferinde yalıtılmış gettolara sıkıştıran inkârlardan.

Görünüşe göre bunların hiçbirinin önemi yok.

İsrailli gençleri kimin öldürdüğünün önemi yok. Gözüktüğü kadarıyla tüm ülke Filistinli kanı istiyor, tıpkı ABD’nin güneyinde ne zaman bir beyaz ölse Siyahların peşine düşen linç yürüyüşleri gibi. Bu İsrailli gençlerin sadece Yahudilere açık, çoğu El Hader köyünden Filistinlilerden çalınmış topraklar üzerinde kurulu, yasadışı kolonilerde yaşayan yerleşimciler olmalarının da önemi yok. Bu yerleşimcilerin çok büyük bir bölümü ABD’li, öldürülen gençlerden biri de dahil çoğu New York’tan. Yahudiler bir ayrıcalık olarak çifte vatandaş, nereli olursa olsun fazladan bir ülkeye daha sahip olabilirken Filistin’in yerli halkı da mülteci kamplarında, işgal altındaki gettolarda veya sonsuz bir sürgünde yaşıyor.

Filistinli çocuklar her gün saldırıya uğruyor ve öldürülüyor ve onların yaşantıları Batı basınında ancak biraz yer bulabiliyor. İsrail çocuklarını öldürdüğünde çocuklarını ölüme gönderdikleri için veya İsrail’in keskin nişancılarından uzakta evde tutmayı ihmal ettikleri için Filistinli anneler sık sık suçlanırken kimse öldürülen yerleşimcilerden birinin annesi Rachel Frankel’i suçlamıyor. Kendisinin kaybolan yerleşimcilerden birinin muhtemelen Filistinli komşularının baskı altına alınmasına katılmış bir asker olduğu hakkındaki görüşü sorulmuyor. Kimse ona neden ailesini ABD’den bir ayrımcı ve üstünlükçü [Yahudilerin üstün olduğuna inanan – çn], yerli Yahudi olmayan sahiplerden zorla alınmış toprak üzerine kurulmuş bir koloniye taşıdığını sormuyor. Kesinlikle kimse onu bu şekilde çocuklarını tehlikeye atmakla suçlamıyor.

Hiçbir anne veya baba çocuğunun öldürülmesini yaşamak zorunda kalmamalıdır. Bu sadece Yahudi anne babalar için geçerli değil. Bizim çocuklarımızın hayatı daha az kıymetli, kayıpları daha az sarsıcı ve sinir bozucu değil. Ancak burada yaşamın devletin ve dünyanın gözündeki kıymeti konusunda korkunç bir eşitsizlik var. Filistinlilerin canı ucuz ve vazgeçilebilir ama Yahudilerin canı kutsal.

Yahudi hayatının istisnailiği ve üstünlüğü İsrail Devleti’nin temel bir taşıdır. Onların her kanun ve protokolüne nüfuz eder ve ancak Filistinli hayatına karşı küçümseme ve kayıtsızlıkla yarışabilir. İstihdam ve eğitim olanakları için Yahudileri öne çıkaran kanunlarla; Yahudi olmayanların Yahudilerle beraber mülk satın alma veya kiralamasını engellemeyi sağlayan kanunlarla; hareketi, su kullanımı, gıdaya erişimi, eğitimi, evlenmeyi ve ekonomik bağımsızlığı sınırlayan sonu gelmez askeri emirlerle veya şimdi yaşadığımız gibi Filistin toplumunun altüst edilişiyle Yahudi olmayanlar için hayat nihayetinde Hebron ve Kiryat Arba’nın baş hahamı Dov Lior tarafından verilen fetvaya uymak zorunda: “Yahudi olmayan bin insan bir Yahudi’nin tırnağı etmez.”

Son birkaç haftadaki İsrail şiddeti genel olarak kabul edilir ve beklenir. Ve halkımızın üzerine salacaklarını bildiğimiz terör her zaman olduğu gibi üniformaların meşruiyeti ve teknolojik ölüm makinelerinin ardına gizlenecek. Ne kadar vülger olursa olsun İsrail şiddeti kaçınılmaz bir biçimde Batı medyası tarafından kahramanca ve anlamlı bir şiddet olarak gösterilecek ve “yanıt” olarak adlandırılacaktır. Sanki Filistin direnişinin kendisi İsrail baskısına karşı bir yanıt değilmiş gibi. İsrail hapishanelerinde tutulan yüzlerce çocuğun koşulsuz ve derhal serbest bırakılması için çağrı yapması Kızıl Haç’tan istendiğinde Kızıl Haç İsrailli gençlerin tekil olarak kaçırılması olayı ile Filistinli çocukların rutin kaçırılması, işkenceye uğraması, yalıtılması ve hapsedilmesi arasındaki farka işaret ederek reddetti.

Çocuklarımız sokaklarımızda gezen ağır silahlı İsrail tanklarına ve ciplerine taş attığı zaman bizler, çocukları İsrailli askerler veya yerleşimciler tarafından vurulduğunda sorumlu tutulması gereken aşağılık anne babalarız. Tam teslimiyeti kabul etmediğimizde “barış yanlısı” değiliz ve bizden sadece Yahudi kullanımı için daha fazla toprak alınmasını hak ediyoruz. Silahlanıp mücadele ettiğimizde, bir asker kaçırdığımızda, en azılı teröristleriz ve İsrail tüm Filistin halkını kolektif olarak cezalandırdığında kendimizden başka suçlu aramamamız lazım. Barışçıl protesto gösterileri düzenlersek, üzerimize açılan gerçek kurşun ateşini hak eden isyancılarız. Tartıştığımızda, yazdığımızda ve boykot ettiğimizde susturulması, sınır dışı edilmesi, marjinalize edilmesi ve yargılanması gereken antisemitleriz.

O zaman ne yapalım? Filistin Yahudilerin üstünlüğünü ve ayrıcalığını açıkça uygulayan bir devlet tarafından basbayağı haritadan siliniyor. Halkımız evlerinden ve miraslarından ediliyor, insanlığın kenar köşelerine itiliyor, kendi sefil kaderi için suçlanıyor. Biz; dünyadaki en güçlü ordulardan biri tarafından yok edilmekte olan sarsılmış, genel olarak silahsızlandırılmış, yerli bir toplumuz.

Rachel Frankel BM’ye giderek onlara soruyor: “Çocukları, masum oğlanları ve kızları almak ve herhangi bir mücadelenin aracı olarak kullanmak yanlıştır. Bu zalimce… Sormak istiyorum: Her çocuğun okulundan evine güvenle dönme hakkı yok mudur?” Bu duygular Filistinli çocuklar için de geçerli mi? İnternette Filistinli çocukların geceleyin evlerinden ve okula gidiş-dönüş yolunda kaçırılmasının bir sürü video kaydı 2İsrail askeri El Halil kentinde 13 yaşındaki gencin gözlerini bağlıyor ve tutukluyor: http://electronicintifada.net/blogs/maureen-clare-murphy/video-israeli-soldiers-blindfold-and-arrest-young-boy-hebron

İç dağlayan videoda İsrail askerleri El Halilli çocukları tutukluyor: http://electronicintifada.net/blogs/maureen-clare-murphy/harrowing-video-shows-israeli-soldiers-arresting-hebron-children

5 yaşındaki Filistinli çocuğun tutuklanması tüm dünyada tepkiye yol açtı: http://www.presstv.com/detail/2013/07/13/313551/arrest-of-5yearold-palestinian-child-causes-outrage-around-globe/

Ağır silahlı İsrail askerleri Batı Şeria’daki gece baskınında üç çocuğu tutukladı: http://electronicintifada.net/blogs/ali-abunimah/video-heavily-armed-israeli-soldiers-seize-three-children-west-bank-night-raid

El Halil’de Filistinli çocukların tutuklanması: https://www.youtube.com/watch?v=PDaMlJVcMkA

İki küçük çocuk El Halil’de gözaltına alındı: https://www.youtube.com/watch?v=L8hNZ3aIhg8

 var.

Ancak bunların da hiçbirinin önemi yok, var mı? Üç İsrailli Yahudi’nin öldürülmesinin önemi var. Kimin yaptığının, koşulların ne olduğunun önemi yok. Tüm Filistin halkı bunun cefasını çekecek, şimdiye kadar çektiklerinden daha da fazla.

(İlk yayın: thehindu.com)

Dipnotlar   [ + ]

1. Ailesi 1967 Savaşı’nın mültecilerinden olan Susan Abulhawa’nın gençliği işgal altındaki Doğu Kudüs, Kuveyt ve Ürdün’de geçmiştir. Filistinli bir mülteci olarak Amerika’da yaşayan Abulhawa, 2001 yılında Playgrounds for Palestine (Filistin için Oyun Parkları) adında, işgal altında yaşayan Filistinli çocuklar için oyun parkları  kuran bir gönüllü örgütünün kurucusudur. Orijinali 2006’da The Scar of David (David’in Yarası) adıyla basılan ve 26 dile çevrilen, 2010 yılında ise Mornings of Jenin (Cenin Sabahları) adıyla yeniden basılan ve yine aynı yıl Filistin Sabahları  adıyla Türkçe’ye de çevrilen bir kitabı bulunmaktadır. Filistin Sabahları, her ne kadar kurgulanmışsa da romanda olaylar, tarihler ve kişilikler gerçektir. Romanın çekirdeğini 1972’de ölen, Filistin halkının mücadelesi üzerine yüzlerce makalesi bulunan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin sözcüsü gazeteci ve yazar militan Ghassan Kanafani’nin, 1948’de yerleştikleri bir evde buldukları Filistinli bir oğlan çocuğunu büyüten Yahudi bir aileyi anlattığı hikâye oluşturmaktadır.

Okuyacağınız yazı, uzun yıllardır Filistinli Arap ve Yahudilerin ortak tartışma platformu olarak hizmet veren Dialogue (Diyalog) dergisinin 35. sayısından alınmıştır.

2. İsrail askeri El Halil kentinde 13 yaşındaki gencin gözlerini bağlıyor ve tutukluyor: http://electronicintifada.net/blogs/maureen-clare-murphy/video-israeli-soldiers-blindfold-and-arrest-young-boy-hebron

İç dağlayan videoda İsrail askerleri El Halilli çocukları tutukluyor: http://electronicintifada.net/blogs/maureen-clare-murphy/harrowing-video-shows-israeli-soldiers-arresting-hebron-children

5 yaşındaki Filistinli çocuğun tutuklanması tüm dünyada tepkiye yol açtı: http://www.presstv.com/detail/2013/07/13/313551/arrest-of-5yearold-palestinian-child-causes-outrage-around-globe/

Ağır silahlı İsrail askerleri Batı Şeria’daki gece baskınında üç çocuğu tutukladı: http://electronicintifada.net/blogs/ali-abunimah/video-heavily-armed-israeli-soldiers-seize-three-children-west-bank-night-raid

El Halil’de Filistinli çocukların tutuklanması: https://www.youtube.com/watch?v=PDaMlJVcMkA

İki küçük çocuk El Halil’de gözaltına alındı: https://www.youtube.com/watch?v=L8hNZ3aIhg8

Yoruma kapalı