|

Bilişim ve İletişim Emekçileri

İşçi Kardeşliği: BİTDER’in kuruluş sürecini özetleyebilir misiniz? BİTDER’in diğer bilişim derneklerinden farkı nedir?
Nedim Akay: BİTDER (Bilişim ve İletişim Emekçileri Derneği)’nin oluşumu, ilkelerinin ve tüzüğünün hazırlanması sanal ortamda buluşan bilişim ve iletişim emekçilerinin görüş ve katkıları ile şekillenmiştir. Tüzüğün her bir maddesi tartışılmış, çoğunluk görüşleriyle değiştirilmiş ve olgunlaştırılmıştır. Yani çoğu dernek ve diğer STK’lerin kuruluşundan farklı bir yol izlenmiştir. Buradaki amaç derneğin birkaç kişinin iradesinden oluşmasını önlemek, tüm sektör çalışanlarının sahipleneceği bir örgütlenme yaratmaktır. Yola çıkarken bir başka mesajımız da 1,000 kişi ile derneği kuralım idi. Yaklaşık altı ay içerisinde 1,000 kişi olmasa da 500’ün üzerinde kurucu üye olmak isteyen bir çalışan kitlesi oluşturduk. Ama 500 kişinin tek tek tüzüğü imzalaması vb. bürokratik süreç bizim bunu gerçekleştirmemizi engelledi. BİTDER, bu sektörde yer alan diğer STK’lere göre oldukça farklı hedefler koymuştur. Bilişim ve iletişim sektöründe iki tür örgütlenme vardır. Birincisi, sermaye temelli örgütlenmeler. Örneğin; TBD (Türkiye Bilişim Derneği), TBV (Türkiye Bilişim Vakfı), TUBİSAD (Türkiye Bilişim İşadamları Derneği), YASAD (Yazılım Sanayicileri Derneği) vb. Tüm bu derneklerin yönetiminde sektör sermaye şirketlerinin yöneticileri yer almakta ve hiç birinin hedefleri arasında sektör çalışanının hak ve hukukunun korunmasına yönelik eylem planı yoktur, zaten olması da mümkün değildir. Bir başka örgütlenme de bilişim alanında belirli iş konularının gelişmesi için oluşmuş STK’lerdir. Örneğin; Linux Kullanıcılar Derneği (TLKD), İnternet Teknolojileri Derneği (INETD) vb. Bu derneklerin de yine sektör çalışanlarının iş ve sosyal haklarına yönelik herhangi bir faaliyeti söz konusu değildir. BİTDER’in tek önceliği bu sektörün çalışanı, emekçisidir. Onun haklarının korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesidir.
Önümüzdeki dönemde gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz ilk faaliyetler neler?
Sektörümüzün en önemli sorunu işsizlik ve vasıfsızlaştırmadır. Bugün işsizlik oranı yüzde 20,6 seviyelerine kadar yükselmiştir. Gerek devlet ve gerekse sermaye şirketlerinin politikaları bu işsizliği artırmaya yönelik politikalar yürütmektedir. Daha ucuz iş kaynağı yaratacak tehlikeli planlar yapılmaktadır. Sektör, işlerini Hindistan ve diğer ülkelere outsource etmekte, sektörün işçisi olarak da yine bu ülkelerden ucuz istihdam yapılmaktadır. Bunu yapanlar da maalesef yıllarca bizlerin ve bu ülkenin üzerinden paralar kazanmış şirketlerdir. Öncelikli faaliyetlerimiz bu tehlikeli planlamaların önünü kesecek yasal girişimlerde bulunmak ve aynı zamanda sektörümüzü bu konuda aydınlatacak faaliyetler yürütmektir. Bu sebeple sektör etkinliklerinde, üniversitelerde ve diğer sivil toplantılarda bunları anlatarak tehlikeye dikkat çekmeye çalışıyoruz.
BİTDER’in kuruluşu IBM’deki sendikal örgütlenmeden başlayan bir süreçti. Bilişim ve iletişim emekçilerinin dernek çerçevesindeki örgütlenmeleriyle sendikal örgütlenme arasında nasıl bir ilişki öngörüyorsunuz?
Doğrudur. Ben IBM’deki sendikalaşma sürecinin doğrudan içerisinde olan birisiydim. İki yıl süren zorlu mücadeleden sonra sendikal özgürlük savaşımızı kazandık ve toplu sözleşme görüşmelerine başladık. BİTDER, sendikal örgütlenmeye karşı bir alternatif değildir. Tam aksine, sektörümüzde zayıf olan örgütlenme konusunda bilincin yükseltilmesi ile toplulukları yönlendireceğimiz yer yine sendikalar olacaktır. Sonuçta, derneğin sağlayacağı faydalar sendikalar ile karşılaştırılamaz. Hedefimiz, zorlu sendika mücadelelerini destekleyerek ve yönlendirerek örgütlenmeyi sendikalara taşımaktır. Bunun bir örneğini de yakın zamanda yaşadık. Bir bilişim firması çalışanları bize geldi ve sıkıntılarını paylaştılar. Bizler de bu firmaya tek öneride bulunduk: sendikalaşın dedik ve onları sendika ila buluşturduk. Tabi bunun için bir işyerinde toplu hareket edebilen kitleye ihtiyaç var ve hedefimiz de bu kitleleri zaman içerisinde ortaya çıkarabilmek.
Sendikal hareketin ve işçi sınıfının mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Maalesef içler acısı. İnsanlar sendikalara karşı ürkütülmüş ve soğutulmuş durumda. Burada sendikalardaki bürokratik işleyişin de elbette etkisi var ama en önemli sebep 12 Eylül’ün sendika yasaları. Bugün anayasa değişikliği ile kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı verileceği söyleniyor. Tamamen politik kazanım elde etmeye çalışan bir yaklaşım. Hâlbuki Anayasa değişikliğine gelinceye kadar yasaları değiştirin. Eğer niyetiniz, iyi niyetse bunu sekiz senedir neden yapmadınız? Bu sendika yasaları ile örgütlenmenin önünün açılmasını beklemek suda yoğurt mayalamaktan iyice. Bunu IBM’de yaşadık. Yüzde 80 sendika üyesi olmamıza rağmen bunu ispatlamamız tam 1,5 yıl sürdü: Bu süre içerisinde IBM şirketi yarı yarıya küçüldü, işten insanlar çıkarıldı ve daha nice yılgınlıklar yaratılmaya çalışıldı. Tek suçumuz yasal örgütlenme hakkımızı kullanmaktı. Herkes yasalardaki saçmalığın farkında ama ne sendikalar ne de yasa yapıcı bir düzenleme arayışı içerisinde değil. En azından sendikaların birinci önceliği 12 Eylül’ün yasalarını değiştirmek olsaydı.

Yoruma kapalı