|

Bir kot kumlama işçisi anlatıyor

İşçi Kardeşliği: Önce kendinizi tanıtarak başlar mısınız?

Adım İbrahim Kaya. 1969 Ardahan doğumluyum. Kot Kumlama İşçileri Danışma Komitesi’nin üyesiyim. Evliyim ve üç çocuğum var.
Kot kumlama işine ne zaman başladınız?Hastalığınızı ne zaman, nasıl fark etiniz? Hastalığınızı öğrendikten sonra ne yaptınız?
1994’ten 2000 yılına kadar, altı yıl tekstil sektöründe çalıştım. 1999–2000 yılları arasında Türkiye’de bugünkü gibi büyük bir kriz yaşandı ve çoğu işçi işini kaybetti. Beni de işten çıkarttılar. Üç-dört ay boşta kaldım. Evliydim, çoluk çocuğum vardı, kirada oturuyordum. Nerede iş bulsam çalışmaya mecburdum. Sonra arkadaşlar vasıtasıyla kot kumlama işinden haberim oldu. Kumlama işini daha önceden hiç duymamıştım. Tekstil sektöründe çalışmıştım, ama böyle bir meslek olduğunu bilmiyordum. Kumlama işi Türkiye’de 1985–87 yılları arasında başlamış. İstanbul, Gazi Osman Paşa’da kot kumlama atölyeleri vardı. Kum ile kotlar ağartılıyordu.
2000 yılında bu işe girdim. İşe başladığımda tuhafıma gitti. Her yer toz, duman. “Ya bu nasıl iştir?” dedim, “bir şey olmaz” dediler. Sağlığı kaybedeceğimi bilseydim bu işi yapmazdım. Ama silikozis hastalığına yol açacağını bilmiyordum. Sabah sekiz-akşam sekiz, 12 saat tozun içinde çalıştık. Çift vardiya yapılıyordu. Bir vardiyada ortalama 20 kişi çalışıyordu. Çalıştığımız firmalar da hep büyük firmalardı. 500 milyon maaş, sigorta yok, yemek parası veriyorlar. “Sigorta yapın” dediğimizde “yaptık” diyorlardı. “Rahatsızım” dediğim zaman, “hemen seni özel hastaneye götürelim” diyorlardı. İşin zararını biliyorlarmış bunlar meğer. Bir keresinde nefes darlığı problemim oldu. “Sen üşütmüşsün seni özel hastaneye götürelim, sigortada sıra beklersin filan” dediler. Üç buçuk yıl çalıştım burada. O ara piyasa canlanmaya başladı. Arkadaşım kendi mesleğine geri dön dedi. Benim mesleğim dökümcülük. Ben de kumlamadan sıkılmıştım. Nefes darlığı falan başlayınca bıraktım.
Bizim patronlardan bir tanesi Kuzey Iraklıydı. Hala kayıp, daha izine rastlanamadı. Öbür ortak da kayıp. 2004-2005’te dökümhanede işe başladım. Dökümhanede sıcakta çalışırken nefes darlığı devam etti. Doktora gittim, “bronşit olmuşsun” dediler, bronşit ilacı verdiler. Bu ilaçların bir faydası olmuyordu. Tüberküloz teşhisi konuldu bize. Hastane hastane dolaşmaya başladım. Sonra Ermeni Hastanesine gittim. Doktor; “ya Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesine ya da Süreyyapaşa’ya gideceksin” dedi. Sonra bir abim bana Çapa’ya gitmemi söyledi. Orada bir profesör doktor var, dediler. Ona görün, dediler. Zeki Hocayla (Kılıçaslan) orada tanıştım. Çalıştığım işi anlattım. Ben anlatırken Hoca durumu çoktan anlamıştı. Daha önceden bu işte çalışanlar aynı şeyleri anlatmışlar ona. “Önce filmini çektirelim bakalım” dedi. Yarım saat sonra filmi aldım, yukarı çıktım hocamın yanına. Şöyle bir baktı hocam, üç beş dakika. “Sen hiç doktor doktor dolaşma, yapılacak bir şey yok. Sen silikozissin.” dedi. Silikozis hastası olduğumu öğrenmiş oldum. Sonra “Süreyyapaşa Meslek Hastalıkları Hastanesi’ne yatıralım seni orada sana rapor verecekler” dedi. Sonra döndü, sordu: “Yol paran var mı?”. Aradan dört sene geçti bunu hiç unutmuyorum. “Sağ olun hocam” dedim, param vardı.
Süreyyapaşa’da 13 gün yattım. Orada benden önce yatan kot kumlama işi yapan işçiler de varmış, hemşirelerden öğrendim. Tedavi yok, sadece tahlil yapılıyor. Sonra bana bir rapor verdi Meslek Hastalıkları Hastanesi. Raporunun altında şöyle yazıyordu: “Tozsuz bir işte çalışabilir.” Silikozis hastalığı tespitini yapıyorlar, sonra tozsuz bir işte çalışabilirsin diyorlar. “Ya hocam” dedim, “tozsuz bir iş mi var bana söyler misin? Sokakta yürüsen toz yutuyorsun. Öyle bildiğiniz bir iş varsa gönderin beni” dedim. “Ne bileyim ben? Git ne iş yaparsan yap” dedi. Ardından beni taburcu ettiler. Bu hastalığın tedavisi yok, dediler.
Taburcu olduktan sonra bu işte çalışan diğer arkadaşlara ulaşıp Zeki Hoca’nın etrafında toplanmaya başladık. Doğrudan onun yanına gittik. Buradaki arkadaşları tanıştırdık, sağ olsun Zeki Hocam geldi. Sonra Zeki Hocam bize “haklarımızı aramamız için bir komite kursak ayakta tutabilir miyiz” dedi. O zaman sayımız çok azdı. Ardından Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’ni kurduk ve etrafında toplanmaya başladık. Komitenin kurulmasında Zeki Hocamın, Engin abinin, Fulya’nın diğer gönüllü doktor, avukat, sanatçı arkadaşların ve Türkiye Birleşik İşçi Partisi’nin büyük emeği var.
Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi mücadelenize ne kattı?

Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’nin Türkiye’de çalışanlara büyük katkısı oldu. Kumlama işini ve sağlıksız çalışma koşullarını Türkiye’ye duyurdu. Sonra devletin üst düzey yöneticileri tarafından muhatap alınmaya başlandık. Çalışma ve Sağlık Bakanlarıyla görüştük. Komitenin mücadelesinin sonucu olarak kot kumlama işini yasaklattık. Sorumlular hakkında ceza ve tazminat davaları açıldı. Hatta bir müfettiş yargılanıyor şu anda. Ocak’ta çıkan Bakanlar Kurulu Kararı ile silikozis hastalığı ile ilgili olarak verilen sağlık hizmetlerinden artık hiçbir sosyal güvencesi olmayanlar yararlanabiliyor, ama diğer hastalıklardan tedavi göremiyoruz. Çoluk çocuğum, eşim bu yasadan faydalanmıyor. Yasanın eksik tarafı bu.
Zeki Hocamın, komitenin ve gönüllülerin sayesinde kumlama işinde çalıştığını ispatlayan bazı arkadaşlarımıza malullükleri oranında aylık bağlandı. Komite olmasaydı biz bunu hiçbir zaman yapamazdık. Komitenin çok büyük faydası oldu. Çalışma Bakanlığından maluliyetine göre, işçilerin iş göremezlik oranlarına göre kumlama işinde çalışmış olanlara emekli aylığı bağlanmasını istiyoruz. Bu da sorunlarımızın hepsini çözmek, acımızı dindirmek için yeterli değil, çünkü silikozisin tedavisi yok. Bizde insan hayatı çok ucuz. Biz onlardan organ nakli beklemiyoruz. Tek beklentimiz malulen emeklilik maaşı. Şu anda malullük maaşı bağlanmış bir-iki tane arkadaşımız var. Bekir Başak arkadaşımızın çalıştığı firma belli. Kumlamayı kapatmış, yıkama olarak devam ediyor. Sigortası olduğu için orada çalıştığını ispatlayabiliyor. Bu arkadaşımız meslek hastanesinden yüzde 25 iş göremezlik oranıyla taburcu edildi. Maaşı 7–8 ay sonra bağlandı. Abdülhalim arkadaşım kumlamada sigortası olduğu halde malullük aylığı bağlanmıyor. Benim sigortam yoktu. Çalıştığımı dahi ispatlayamıyorum. Evraklarım heyetten geri döndü. Bana “iş yaptığın adamı bul getir, sana puanlama verelim” dediler. Siz devlet olarak bunu bulamazsanız ben bir işçi olarak nerden bulayım?
Komitenin son Ankara eylemine katıldınız. Eylemi anlatabilir misiniz?
Üç gün Ankara’da kaldık, çok başarılı bir eylemdi. Bugüne kadar birçok işçi hayatını kaybetti. En son Erzurumlu bir arkadaşımız Ankara’ya gideceğimiz günün evvelinde vefat etti. Erzurum’daki arkadaşlarımız Ankara’ya gelemediler. Sadece benim bildiğim 45–46 arkadaşımız hayatını kaybetti. Çok üzgünüz, ölenler 30 yaşını göremeden hayata veda ediyor.
Mecliste grupları bulunan partiler bize vaatler verdiler. İnşallah haklarımızı elde edeceğiz, ama ben verilen vaatlerin yerine getirileceğini ümit etmiyorum. Kot kumlamada çalışmış on bine yakın insan var. Ulaştığımız hasta sayısı 600 – 650 civarında. Raporlu hasta bunlar. Devletten bu işte çalışmış kişilerin bulunup ücretsiz sağlık taramasından geçirmesini talep ettik. Ancak o zaman Türkiye’de ne kadar silikosiz hastası olduğu ortaya çıkar. Komite olarak raporlu silikozis teşhisi konulmuş 650 kişi var. Biz bir komite olarak bunları yapabiliyorsak devlet hayli hayli yapmak zorunda. TRT’de günde bir dakika sağlıksız çalışma koşulları hakkında yayın yapılsa insanlar bilinçlendirilir. Sağlık Bakanlığı’na önerdik bunu, umursamadılar. Biz ancak kendi imkânlarımızla sokaklara çıkarak bu sağlıksız çalışma koşulları hakkında çalışanları bilgilendirebiliyoruz. Kablo, kuvars, cam hammaddesi, teflon tencere daha başka iş kollarının silikozis hastalığına yol açtığını öğrendik. İnsanları bilinçlendirip bu ortamlarda çalışmanın ölümcül sonuçları olabileceğini hatırlatıyoruz.
Bunlar hep komitenin faydaları, komitenin sayesinde yapıldı. Bu mücadeleye başladığımızda buralara kadar gelebileceğimizi tahmin etmiyordum. “Ben şu anda hayal görüyorum” diyorum kendime. Komite sayesinde çok yol aldık, çok şey kattı. Bu hastalığı, çalışma koşullarını Türkiye’de duymayan insan kalmadı. Türkiye’de işçinin değeri yok. Benim hastalığımı anam babam bilmiyordu. Gazi Osman Paşa’da ben kime duyuracaktım sesimi bilmiyordum, şimdi ise tüm Türkiye biliyor. Başlangıçta üç-beş kişiydik, şimdi komite var. Gönüllü avukatlar, doktorlar var. Bazı arkadaşlarımız belediyelerden, kaymakamlıktan alınan üç- beş kilo erzak ile susturuldu. Ben susmayacağım. Zaten o erzak bizim vergilerimizle alınıyor. Verdikleri yardımı babalarının hayrına getirmiyorlar. Bizim vergilerle getiriyorlar. Belediye, kaymakam bunu halkına vermeye mecbur, ben niye dileneyim onlardan. Kaymakam, belediye başkanı, vali bunların parasını cebinden çıkarıp da vermiyor. Bizi kimse durduramaz. Bütün hasta arkadaşlarımızın haklarını alana kadar, sorumlular yargılanana kadar, tazminatlar alınana kadar bu mücadele devam edecek.
Türkiye Birleşik İşçi Partisi bu mücadeleye nasıl katkı yaptı?
TBİP’nin de bu mücadeleye çok büyük katkıları oldu. Diğer işçi arkadaşlarımızla bağlantı kurmamızı, meydanlarda, Mecliste sesimizi duyurmamızı sağladılar. Bu inkâr edilmez. partili, gönüllü arkadaşlar bizim için koşturdular. Partimiz mağdur olan çalışanların mağduriyetlerinin giderilmesi için çalışıyor. Bu bir gerçek. Komiteden bahsederken TBİP’den bahsetmeyi ihmal ettik. Bu parti bizim için bulunmaz bir nimet. Partili arkadaşlar gece, gündüz, tatil demeyip bizim için koşturuyorlar. Ben başka
bir yerde böyle canını dişine takıp işçiler için çalışan bir parti görmedim. İnsana değer veren insanlar var bu partide. Bu aşamaya partinin ve komitenin sayesinde geldik. Bana diğer partiler gibi boş vaatlerde bulunmadılar. Söyledikleri her şeyi yaptılar hala da yapıyorlar. Partimiz büyüdükçe, güçlendikçe daha fazla çalışanın mağduriyeti giderilecek. Daha fazla mücadele kazanılacak. Daha fazla çalışan hakkını alacak.
Mecliste bizim vekillerimiz neden olmasın? Oraya gittiğimde “benim vatandaşım gelmiş” desinler, insan gibi karşılasınlar. Randevum olduğu halde bu vekillerle görüşemiyorum. Senle ilgilenmiyorlar. Böyle iyi niyetli bir parti ile çalışmayı herkes ister. Vatandaşını, işçisini, köylüsünü düşünen parti herkesin gönlünde olur. Mücadeleye katkı yapan tüm arkadaşlara teşekkür ederim. Ardahanlı bir vatandaş olarak hiç tanımadığım insanlar benim için koşturuyorsa ne mutlu bana ki böyle insanlarla tanışmışım, böyle bir partinin üyesi olmuşum. Hepsine canı gönülden teşekkür ediyorum.

Yoruma kapalı