|

Birbirimizle rekabet edeceğimize işverenle edelim

İşçi Kardeşliği: Bimtaş ne­releri kapsıyor?
Büyükşehir İtfaiye Daire Başkanlığı’na bağlı, deniz yolları­na bağlı çalışan büyük şehrin hangi alanda ihtiyacı varsa Bimtaş karşılıyor. Toplamda 2.700 civarında işçisi var.
İşçi Kardeşliği: Bimtaş örgüt­lenme süreci hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
2008’in Haziran ayında örgütlenme çalışmalarına başladık. Örgütlenme uzmanları, hukukçularımız, genel merkez örgütlenme daire başkanı, şube başkanımızın ve örgütlenmenin öncüsü olabilecek 70 işçi arkadaşın katıldığı dört günlük bir eğitim toplantısı yaptık. Örgütlenmenin nasıl olması gerektiği üzerinde duruldu. Eğitim çalışmasın­dan hemen sonra Ağustos ayında bu örgütlenme çalış­masına başladık.
İtfaiyede Belediye-İş örgüt­lü. Ama kadrolu işçi sayısı oldukça azaldı. 1.000 civa­rında kadrolu, 1.500 civarında sözleşmeli işçi var. Sözleşmeli arkadaşların mesa­isi, sosyal hakları yoktu ve ücretleri kadrolu arkadaşlardan kötüydü. Her yılsonunda bireysel sözleşme yapılı­yordu. Bu sözleşmede kıdem tazminatı ve diğer sosyal haklar yer almıyordu.
Sendikalı olma bilincine uzun bir sonra ulaşabildiler. Eylül ayında 1.030 işçiyi sendikalı yaptık. Hemen itfai­ye daire başkanlığı ve birim amirleri üzerinden karşı saldırı geldi. Belediye, Bimtaş işçilerinin sendikalı olmaması için elinden ne geliyorsa yaptı. Bura­da çalışan işçilerin büyük çoğunluğu referansla geldikleri için buna güve­nerek baskı kurdular. Akrabalarına, ailelerine giderek görüştüler. İşçiler ilk önce çok direnç gösterdiler ama bu direnç ileriki süreçte, çok da bilinçli arkadaş toplulukları olmadıkları için kırıldı. İşçilerin bir kısmı notere bizzat götürülüp, bir kısmı da kendilerine noter parası verilip istifa ettirildi. Bu istifalar sürecinde biz de boş durma­dık. Biz bu sürecin zorlu olacağını biliyorduk. Ama işçiler, kendilerini biraz da yakın görmelerinden ötürü, bu ölçüde baskı göreceklerini tahmin etmiyorlardı. Bu süreçte, yani Ekim gibi 700-800’e yakın bir istifa oldu. Kasım ayında sürece yeniden başladık.
İşveren, itfaiyede işçileri istifaya zorlarken, biz de İDO’ya bağlı işçileri örgütlemeye çalıştık. 600’e yakın bir işçi vardı. Burayı kazanmadan çoğunluğu da yakalayamazsınız. Orada da oldukça büyük bir dirençle karşılaştık. İşçilerin büyük kısmını Aralık-Ocak ayında ör­gütleyerek, diğer işyerlerinden de tekrar bir örgütlenme yaparak başvurumuzu yaptık. Bakanlık yetkiye gerek olmaksı­zın mevcut toplu iş sözleşmesinin uygu­lanması gerektiğine karar verdi. Çünkü bir işyerinde iki toplu sözleşme yapıla­maz. İşveren bu süreç sonunda sendi­kayı ve örgütlülüğü kabul etti. Artık uygulama safhasını tartışıyoruz. Bu da tahminen bir aya kadar çözümlenecek. Kadrolu işçilerin sözleşmelerinde geçen haklardan yararlanacaklar. Yevmiyeleri de ilk başlayanlar için geçerli olan 53 TL olacak. Asıl olarak Ocak ayında yeni toplu iş sözleşmesi yapılacak. Bireysel sözleşmeler kalkıp yerine toplu iş söz­leşmeleri geçecek.
İşçi Kardeşliği: Çapa-Cerrahpaşa örgütlenmesi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bu fakültelerde sendika, Çağ Şirketi adı altında çalışan temizlik işçilerini örgütlemeye girişti. 780 işçiden 680’ini örgütledik. Bu Türkiye çapında hastane­de çalışan işçilerin ilk diyebileceğimiz bir örgütlülüğüydü. Karşımıza rektörler çıktı, şirket çıktı. Hukuk dışı uygulama­larda bulundular. Sendikayı tanımadılar ve görüşmek istemediler. Arkadaşla­rımıza şirket değiştirdiler, zorla kabul ettirilen sözleşmeler dayattılar. Dahası 80 arkadaşımız işten atıldı. Aylarca direniş oldu. Mahkeme süreci başladı.
Gelinen aşamada yerel mahkeme üniversiteyi sorumlu tuttu. Şirketi kap­sam içine almadı. Üniversitenin işçisi olması gerektiği kararını verdi. Gerekçe olarak da ihalenin verildiği ama işçi alımına, atılmasına, disipline edilmesi­ne karışıldığını gösterdi. Şirket burada bir etiket olarak duruyor. Yargıtay bu kararı bozdu. Şirket kim olursa olsun, alacaklarla ilgili, işe iade ile ilgili şirkete sorumluluğu verdi. Ama alacaklarla ilgili üniversite ile aralarında bir anlaş­ma var. Dolayısıyla ikisi birlikte so­rumlu olacaklar. Biz de sendika olarak işten atılan arkadaşlara, Çağ Şirketi’ne Yargıtay’ın kararı uyarınca noter kana­lıyla işbaşı yapmak istediklerine dair başvurularını gönderdik. 20 gün oldu henüz bir cevap alamadık. Bir dizi gö­rüşme yapmak için zorluyoruz. Aslında hukuki mücadele yeni baş­lıyor. Bakalım üniversite ne gibi yöntemlerle bize karşı çıkacak. Ama bu duru­mun kazanıma dönüşmesi için iyi bir şans var. Tabii burada tazminatlar hem şirketin hem de üniversi­tenin başını ağrıtacak. Geriye dönük 10 yıla yakın tazminatlar söz konusu. İşe dönmek istemeyen 25 kişi ihbar ve kıdem tazminatlarını istiyorlar.
Rektörlüğün bizi tanımamasının aslında altında şu yatıyor: Eğer biz bu süreci başarılı bitirirsek bu Türkiye’deki tüm hastanelere ışık tutacak. 200 binden fazla çalışanın olduğunu dü­şünüyoruz bu sektörde. Dolayısıyla bu sistem sorunudur. Sadece İstanbul Üniversitesi’nin sorunu değildir. Diğer üniversitelerden örgütlenmek için bizim sonucu bekleyen çok yer var. Burası başarıya ulaşırsa önümüz açık. Karşımızdaki güçlere karşı bizim de güç birliği yapmamız gerekiyor. Türk Ta­bipler Birliği, SES, Tez-Koop-İş, Sağlık-İş gibi kurumlarla iş birliği yaparsak süreci başarıya ulaştırma şansımız artar. Biz yeter ki örgütlenme olsun her zaman diğer sendikalara destek vermeye hazırız. Aslında burada temel sloganımız tek sendika, tek konfede­rasyon. Birbirimizle rekabet edece­ğimize işverenlerle rekabet edelim.

Yoruma kapalı