|

Bizim Taraf / Zeki Kılıçaslan

Türkiye seçimlere yaklaştıkça “sol” seçenek arayışları da hızlandı. Sağ’ın alternatifinin yine hep sağ olduğundan şikayet edilip “sol” seçeneğin gerekliliğine vurgu yapılıyor. Bazı iş adamlarından medya patronlarına, eski politikacılardan kimi sendikacılara kadar birçok kişi ve çevre “sol” seçenek arayışına çıkmış durumda. Hatta devletimizin yüce katlarında da bu eksikliğin sancıları yaşanıyor. Yani anlayacağımız memleketimizde “sol” a her zamankinden daha fazla ihtiyaç olan bir dönemdeymişiz onlara göre(!?).
Egemen kesimlerin bir kısmı patron siyasetlerinin yerine işçi siyasetinin gelişmesi, işçilerin emekçilerin siyasal güç elde etmesi, IMF ve Dünya Bankası politikalarının değiştirilmesi ve toplumsal adalet mücadelesi amacıyla bir “sol” seçenek aramıyorlar.
Zaten şimdiye kadar Türkiye’de kitlesel olarak CHP/DSP tarafından temsil edilen “sol” böyle bir nitelik taşımadı. Onların amacı temel ekonomik sosyal politikalar ve sınıfsal güç ilişkisine dokunmadan, İslamcı ve aşırı milliyetçi politikalar yanında denge oluşturacak bir seçeneğin oluşturulmasıdır. Aradıkları “sol” seçenek siyasette sınıf temelinde bir taraflılığa karşılık gelmez. Bu “sol” siyasal kimlik tıpkı milliyetçi veya İslamcı kimlikler gibi güya sınıflar üstü görünür ama gerçekte egemen sınıf siyasetidir. Aradıkları “sol” seçenek laik/Batıcı, “demokrat” bir patron siyasetinden başka bir şey değildir.
CHP’nin, sınırlı bir kesim dışında temsil yeteneğini giderek yitirdiği koşullarda “sol” seçenek için şimdi öne çıkarılmaya çalışan merkez DSP’dir. Solda yenilenme, kitleselleşme gibi amaçlarla ortaya çıkan Süleyman Çelebi ve arkadaşlarının 10 Aralık Hareketi de, CHP’den kesin olarak atılan Sarıgül ve arkadaşları da, yalnız kalan SHP’nin de, Celal Doğan ve arkadaşlarının da giderek DSP çevresinde toplanması beklenebilir. DSP lideri ortaklık çağrılarına cevap vermeyen CHP ile ipleri koparmamakta, çağrısını sürekli yinelemektedir. CHP-DSP seçim ortaklığı onlar için hükümet ortağı olama şansını artırabilir. Ama Baykal bu çağrılara cevap vermemekte direnirse olacaklar şimdiden anlaşılmaya başladı. Egemen kesimlerin bir kısmı giderek milliyetçi tarafa kayan, AB ile ilişkileri iyi olmayan, laiklik söyleminden başka bir politikası olmayan CHP yerine DSP’yi tercih edecektir. DSP’nin barajı aşması durumunda ise seçim sonrası Baykal’ın işi bitme noktasına gelebilir.
İşçilerin, emekçilerin, yoksul halk katmanlarının ise, bir siyasal seçeneğe gerçekten hava kadar, su kadar ihtiyaçları var. Artık patronların sağ-sol bütün partilerinden bağımsız bir siyasal güç oluşturmadan en basit sorunlarımızı bile çözemeyeceğimiz apaçık ortadadır. Bırakınız yeni hak kazanmayı var olanları yitirmemek, en temel anayasal, yasal haklarımızı kullanabilmek için bile acil olarak siyasal güce ihtiyacımız var. Bu bir sınıf siyasetidir, bir işçi/emekçi hükümeti alternatifidir. Bu seçenek sadece işçilerin ve yoksuların geleceği için değil, çeşitli milliyetçi kimlik siyasetleri, din/mezhep ve laiklik tartışmaları ile kardeş kavgasına ve kaosa doğru sürüklenen ülkenin geleceği için de tek demokratik seçenektir.

Yoruma kapalı