|

Bizim Taraf / Zeki Kılıçaslan

Siyasetin sol tarafında birleşme tartışmaları hızlanmış durumda. CHP- DSP dışındaki bazı sosyal demokrat ve sosyalist sol akımların birlik tartışma ve arayışlarında bugün gündemde olan proje “Çatı Partisi” olarak adlandırılıyor. “Çatı Partisi” arayışında olanlar genelde DTP ile temsil edilen Kürt Hareketinin, Pir Sultan Abdal Derneği ve benzeri örgütlerle temsil edilen Alevi hareketinin ve emekçi hareketin birliğinin gerektiğini söylüyorlar. Çatı Partisi içinde emekçilerin temsilinin ise EMEP, ÖDP, SDP ve başka sosyalist parti ve gruplar ile olacağını varsayıyorlar. “Çatı Partisi” projesinin toplumsal muhalefetin bir araya getirilmesi ve Kürt, Türk, Sünni, Alevi gibi farklı kimliklerdeki insanlarımızın birlikte barış içinde yaşama arayışını yansıtması açısından iyi niyeti ortadadır. Ama iyi niyet yeterli midir?
“Sol” ve emekçiler
Bu proje toplumsal muhalefetin geliştirilmesi ve birleştirilmesi açısından başlıca iki temel soruna sahiptir. Birincisi Sosyalist parti ve gruplarla işçi sınıfı ve emekçiler arasındaki ilişki ve temsil sorunu, diğeri ise etnik/ulusal ve dini/mezhebi temeldeki siyasetler ile sınıf mücadelesi yani emek/sermaye temelindeki mücadelenin hangi zeminde birleştirileceği sorunudur. Türkiye’ de bugün ne yazık ki anlamlı büyüklükte bir siyasal sınıf/emek hareketi yok. Türkiye’de halk kitleri açısından gerek sol deyince akla ilk gelen CHP, gerekse sosyalist sol siyasallaşmış kitlesel bir sınıf mücadelesinin ürünü olarak ortaya çıkmadı. Egemen sınıfların “sol” partisi olan CHP, daha çok batılılaşma ve laiklik arayışının kültürel temsilcisi olarak kalırken sosyalist sol gençlik-aydın temelinde sınırlı Marksist ideolojik/politik bir gruplaşmanın ötesine geçemedi.
Bugün Türkiye’de yönetimi en sol olan işçi sendikalarının tabanındaki üyelerin bile yaklaşık yüzde 90’ı sağa oy vermektedir. Türkiye’de sol diye adlandırılan partiler esas olarak kentli aydın orta sınıftan oy alırken, işçiler ve yoksul halk katmanları çok önemli ölçüde sağa oy vermektedir. CHP ve diğer sola oy veren az sayıdaki işçi ve yoksul kitlenin büyük kısmını ise Alevilerin oluşturduğu bilinmektedir. Tarihsel nedenlerden dolayı yoksul halk kitlelerinin önemli bir kesiminde “sol”, dindar olmamak/dine karşı olmakla veya alevi olmakla özdeşleştirilmektedir.
Bağımsız sınıf siyaseti esas olmalıdır
Burada soru şudur; “sol” akımlar bu projede “Kürtler” ve Aleviler” ile biraraya gelirken yukarıda söz ettiğim sorunu aşabilecekler mi ya da bu proje asıl ihtiyaç duyulan kitlesel bir emek siyasetinin gelişmesinin önünü açabilecek midir? Bu soruların cevabının olumsuz olduğu açıktır. Bir sınıf/emek siyaseti şüphesiz ki sadece emek sorunu değil ülkedeki her tür soruna dair politikalara, çözüm önerilerine sahip olacaktır. Ama açıktır ki bir sınıf/emek siyaseti ancak bağımsız olursa yani siyasal kimliğini esas olarak sınıf mücadelesi üzerinden kurabilirse işçiler için birleştirici olabilir. Bu durum kitlesel bir sınıf siyaseti geleneğinin olmadığı, siyasal kimliklerin kültür/din/mezhep/yaşam biçimleri temelinde oluştuğu/oluşturulduğu Türkiye söz konusu olunca daha da belirgindir. Asıl sorun her inançtan ve kimlikten emekçinin, bu kimliklerin özgürlüğünü savunurken, toplumsal hak ve talepler temelinde, sınıf çıkarları temelinde siyasal olarak taraflılaştırılmasıdır.
Yani esasında kültürel temelli bir “sol” davranış ve algının yerini sosyal-sınıfsal bir siyasal davranış ve algının alması, bir anlamıyla “sol”un yeniden inşa edilmesidir.
Kürtler, Aleviler ve sınıf mücadelesi
Burada yanlış olan şey Kürt ve Alevi kimlikleri temelinde siyasal taleplerin öne sürülmesi değildir. Bu talepler meşrudur ve demokratik zeminlerde savunulmalıdır. Burada sorun olan şey ortak bir siyaset inşa edilecekse bunun hangi zeminde birleşeceğidir. Eğer ortak zemin demokrasi talebidir deniyorsa bütün kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi bugün yoksul kitlelerin siyasal algısında yukarıda söz edilen anlamda bir “demokrasi” sorunu yok. Zaten en azından lafta “ben demokrasiyi savunmuyorum” diyen parti de yok! Dolayısıyla “demokrasi” talebi bugün emekçi kitleleri siyasal alanda yeniden taraflılaştıracak yakıcılıkta bir anlam taşımıyor.
Sadece “Emekten yana olacak”, “yoksulları koruyacak” demek de yetmez. Ortaya çıkacak birlik zemini kendisini doğrudan işçilerin, emekçilerin, yoksul halkın siyaseti olarak tanımlamalıdır. Yani her şeyden önce net bir sınıf pozisyonu almalıdır. Fakat burada kastettiğim şey politik birlik için belirli bir ideolojik/felsefi çerçevenin dayatıldığı değil bağımsız, demokratik çoğulcu karakterli bir sınıf/emek kitle siyasallaşmasıdır. Çünkü ancak bu yolla siyasal yelpazemizdeki mevcut kültürel temelli “sağ-sol” algılayışını değiştirip siyasal kimlikleri emek/sermaye, zengin/yoksul temelinde yeniden kuran bir süreci başlatabiliriz. Bu birlik doğal olarak emeğin hak ve iktidarı ile bütün demokratik hak ve özgürlük taleplerini de savunacaktır. Fakat burada bahsettiğim şey “Kürt hareketi”, “Alevi hareketi” ve “emekçi hareketi”nin biraraya gelmesi değil önüne Kürt sorunu, Alevi sorunu ve diğer demokratik sorunların çözümünü koyan bir kitlesel sınıf/emek siyasetidir. Bu durumda muhtemelen sadece Kürt hareketinde değil Alevi hareketinde de, “sol” hareket içinde de sınıfsal ayrışma gündeme gelebilecektir. Ama zaten bu kaçınılmaz olandır. Şu bir gerçektir ki, Kürt hareketini, Alevi hareketini ve mevcut “sol” hareketi sınıfsal zeminde bölmeyen bir hareketin Türk ve Sünni işçilerle, emekçilerle birleşmesi mümkün değildir.
“Çatı Partisi” esas ortak konumunu demokrasi mücadelesi ve “sol”un birliği olarak tanımlamaya devam ederse kimlik temelinde demokrasi mücadelesi yürüten “Kürt hareketi” ve “Alevi hareketi”, geniş emekçi kitlelerle değil olsa olsa “demokrasi” mücadelesinde bazı sosyalist gruplarla yan yana gelebilir. Şüphesiz ki bunun da değeri vardır. Bu tür ittifaklar, seçim işbirlikleri daha önce de olduğu gibi mümkündür ve kısmi başarılar da kazanabilir. Ama bu asıl amaçlanana, yani egemen anti demokratik, şoven sermaye siyasetlerinin tabanındaki işçi/emekçi kitleleri oradan çekip alma mücadelesine, ne ölçüde katkıda bulunur?
Eğer Kürt sorunu bir Türk sorunu ise ve yine Alevi sorunu aslında bir Sünni sorunu ise, yani sorun toplumumuzun esas gövdesini oluşturan Türk ve Sünni işçi, emekçi kitlelerin siyasal bilinç ve tutumları ile ilişkili ise çözüme de bunu gören ve merkeze alan bir yerden yaklaşılmalıdır.

Yoruma kapalı