|

Bizim Taraf / Zeki Kılıçaslan

Yerel seçimler yaklaştı. Türkiye yerel seçimlere doğru giderken çeşitli gündem konuları ön plana çıkıyor. En son gündem Başbakan Tayip Erdoğan’ın DAVOS konuşması, ondan bir önceki gündem konuları ise; Ergenokon davası, CHP’nin “çarşaf açılımı” ve Kılıçdaroğlu’ nun İstanbul adaylığı idi. Bütün bu tartışılanlar içinde ne işçi sınıfını ve yoksul halk katmanlarını kasıp kavuran ekonomik kriz ne de hep süre giden adaletsiz, azgın sömürü düzeni ile ilişkili tartışmalar var.
Aslında Türkiye’de çok uzun süredir siyasette ekonomik sorunlar, yani vatandaşın geçim derdi, ekonomik eşitsizlik, açlık, yoksulluk bir tartışma başlığı bile oluşturmuyor. Düzeni savunan siyasetçiler, sağı ile solu ile bunları tartışmıyor. Çünkü onlar için bu adaletsiz vahşi kapitalist düzen sanki “Allahın emri”. Bir avuç azınlığın milyonlarca insanı ezip geçtiği, yoksulluğa, onursuzluğa ve bazen de ölüme terk ettiği bu düzen onlar için değişmez. Hepsi bu düzeni savunduğu için yaptıkları sahte kavgalar da başka konularda olmak zorunda. Egemenlerin demokrasisi öyle bir demokrasi ki her şeyi tartışabilirsin ama ekmeğin paylaşımı tartışma dışı. O konuya elini uzatanın eli yanar.
Ekmeğin paylaşımını, yani ülkenin gerçek gündemini kim siyasal tartışmaların ortasına oturtacak? Herhalde ekmeğin nerdeyse hepsini alan sömürücüler, kapitalistler, patronlar değil. Onlar durumdan memnun. Sorunun cevabı ortada. Ekmeğin paylaşımını gündeme ancak ekmekten pay alamayanlar getirebilir. Yani işsizi, emeklisi, yoksul köylüsü ile işçi sınıfı getirebilir. Peki, işçi sınıfı siyasette var mı? Evet, işçiler, emekçiler siyasette varlar. Ama nasıl varlar? Türk olarak varlar, Kürt olarak varlar, Sünni Müslüman olarak varlar, Alevi olarak varlar, başörtülü veya başı açık olarak varlar. Hatta Karadenizli, Tokat’lı, Sivaslı veya başka yörelerden insanlar olarak da varlar. Ama işçi olarak, işçi sınıfı olarak yoklar. Bu durum AKP’si, CHP’si, MHP’si ile bütün düzen partilerinin işine geliyor. Çünkü biliyorlar ki milyonlarca işçi ve emekçi siyasete kendi sosyal kimlikleri ve talepleri ile çıktıkları anda hepsinin sonu gelecektir.
O zaman hep olduğu gibi bu seçim nedeniyle de görevimiz açıktır;
Ekmeğin paylaşımını siyasetin gerçek kavga konusu haline getirmek için politik birliğimizi sağlamalıyız!
“Kula kulluk edilen” düzeni dayatanlara karşı toplumsal adalet ve eşitlik için mücadeleye atılmalıyız!
Türk, Kürt, Sünni veya Alevi kimliğimizle özgürce yaşarken, işçi kimliğimizle birlikte egemenlerin, namussuzların karşısına dikilmeliyiz!
Birileri namerde muhtaç edilirken, köşklerinde uyuyanları rahatsız etmeliyiz!
Her kimlikte örgütlenmeye “demokrasi” adına teşvik verirken, işçi olarak sendikalarda örgütlenen arkadaşlarımızı sokağa atanları yerin dibine kovmalıyız!
Tek örgütümüz olan sendikaları ortadan kaldırmaya veya yandaş hale getirmeye çalışan patronlara ve hükümete karşı direnmeli, sendikalarımızı arpalık hale getiren bazı sözde sendika yöneticilerini alaşağı etmeliyiz!
Belediye ve tüm kamu işlerini taşeronlara verip, işçileri sendikasız, savunmasız bırakıp üç kuruşa çalışmaya mahkûm edenlerin “demokrasi” laflarını ağızlarına tıkamalıyız!
Yandaş taşeronları ve oradan da kendilerini beslemek için rant peşinde koşanlara kentlerin sokaklarını dar etmeliyiz!
Belediye işlerinde taşeron sistemini tümüyle ortadan kaldırmaya ve tüm çalışanların sendikalarda örgütleneceği bir çalışma düzenini oluşturmaya söz vermeyen ne “sağ” ne de “sol” hiçbir adaya oy vermemeliyiz!

Yoruma kapalı