|

Böyle Seçim OLMAZ! Çözüm Kurucu Meclis Seçimleridir!

Türkiye 1961 Anayasasının kabulüyle birlikte, aynı yıl, bütün bir cumhuriyet tarihinin bir burjuva rejimi altında olabilecek en “demokratik” seçimlerini yaşamaya başladı. Özellikle XII. Dönem milletvekillerinin seçildiği 1965 yılında ilk kez bağımsız bir işçi partisi olarak kurulmuş bulunan TİP’in de devreye girip 15 milletvekili elde etmesiyle TBMM’ye o güne kadar orada hiç temsil edilmemiş başka bir sınıfın, işçi sınıfının temsilcileri de girdiler. Parlamentoya sadece işçi sınıfının rengi girmekle kalmadı, aynı zamanda sınıf mücadelesi de girdi. İşçilerin toplu sözleşme ve grev hakkının hayata geçebilmesi için, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının uygulanabilmesi için, yoksul köylülerin toprak mücadelesinin başarıya ulaşabilmesi için, öğretmenlerin devlet karşısında başı öne eğik memurlar olmaktan çıkıp kendi sendikal hakları için mücadele eden kamu çalışanları olabilmeleri için, gençlerin parasız ve zorunlu eğitim hakkını sonuna kadar kullanıp aynı zamanda emperyalizme karşı bayrak açarak sokakları işgal edebilmeleri için bir zemin doğmuştu. Demirel’in Adalet Partisi Tayyip’in AKP’sinden daha fazla oy almıştı, ama buna rağmen Meclisi sadece yüzde 3 oy almış olan Türkiye İşçi Partisi etkisi altına almıştı. Neden böyleydi? Çünkü 1965 seçimleri bir kurucu meclis seçimi gibi yapılmıştı da ondan.

Kurucu Meclis Seçimi Ne Demek?

Kurucu Meclis seçimi, bırakın yüzde 10 barajını hiçbir barajın olmadığı seçim demektir. Hiçbir oyun boşa gitmediği seçim demektir. Hangi parti ne kadar oy alıyorsa Mecliste aldığı oy oranında milletvekiliyle temsil edildiği seçim demektir. Hepsinden önemlisi seçimler öncesi propaganda imkânlarının bütün partilere eşit olarak dağıtıldığı seçim demektir. Söz gelimi televizyonlarda daha önce en çok oyu almış olan partinin de en az oyu alan partinin de seçimlere ilk defa katılacak olan partinin de aynı süre propaganda imkânına sahip olması demektir. Aldığı oy oranında devlet kasasından partilere para dağıtılmayan seçim demektir. Özel TV kanallarından başbakanın ve hempalarının 24 saat üzerinden 24 saat propaganda yapma imkânlarını yasaklayan seçim demektir. İşte 1965 seçimleri tam olmasa da buna benzer koşullarda gerçekleştiği için bir anlamda kurucu meclis seçimlerine benzer bir seçimdi ve işte o yüzden bugünküne göre çok daha demokratikti.

Türkiye’de 1965’ten 12 Mart’a, 12 Eylül’e ve Sonrasına Seçimler

Türkiye’de 1965’den 1980’e kadar bir devrimci yükseliş yaşanmış, sınıf mücadelesi iniş ve çıkışlarıyla demokrasiyi kâh yükseltmiş, kâh aşağı çekmiştir. 1980’den sonra yaşanan ise o günden bugüne kadar uzanan bir karşı-devrimdir. Bu dönemde sınıf mücadelesinin tek yükseliş anı 1989 Bahar Eylemleri ve onunla bağlantılı Zonguldak madencilerinin kahramanca mücadelesidir. Ondan sonrası 2013 bahar-yazına kadar hep karanlık ve hep gerilemedir. 12 Eylül rejimi aradan 30 küsur yıl geçtikten sonra AKP hükümetine karşı gelişen halk isyanıyla yıkılmıştır. Her ne kadar AKP 12 Eylül’ün yüzde 10 barajı dahil bütün kurumlarını kıskançlıkla korumaya çalışıyorsa da son 12 Eylül hükümeti olma “şan”ını belli ki kimseye kaptırmayacaktır.

başyazı

Türkiye’de Her Yeni Meclis Bir Öncekinden Daha Gerici Oldu

1980’den bu yana Türkiye’de oluşan bütün parlamentolar bir öncekine göre hep daha gerici, temsil yeteneği giderek azalan ve emperyalizme hep daha bağımlı meclisler haline geldiler. Söz gelimi 1 Mart tezkeresini geri çeviren 2003 yılı parlamentosu günümüz parlamentosundan egemenlik kullanımı konusunda daha haysiyetlidir. Günümüz parlamentosu Libya’ya müdahale konusunda hükümetin kendisine danışmamış olmasını bile içine sindirebilmiş bir parlamentodur. Suriye’ye müdahale konusunda neredeyse yeni bir tezkereye ihtiyaç duymayacak kadar kendini olayların akışına teslim etmiş bir parlamentodur. “Demokratikleşiyoruz”, “askeri vesayete son veriyoruz”, “barış açılımında bulunuyoruz”, “12 Eylül Anayasasına son veriyoruz”, “darbecileri yargılıyoruz” palavraları altında işçi sınıfı, Kürt halkı ve Alevi mezhebinden olanlar ve tabii gençlerle kadınlar yakın tarihin tanık olduğu en geniş çaplı saldırıyla karşı karşıyalar.

Çözüm Egemen Kurucu Meclis!

Bütün bu saldırılar ve hazırlıkları hükümetin güçlü değil tam tersine büyük bir korku ve panik içinde olduğunun göstergesi. Ama işte tam bu noktada işçi sınıfı ve yandaşları doğru hamleyi yapmalıdırlar. Doğru hamle; emperyalizmden bağımsız, Kürt halkının kendi kaderini kendisinin tayin edebileceği egemen bir meclisin kuruluşundan geçiyor. Yukarıda ana hatlarını çizdiğimiz bir çerçevede yapılacak bir kurucu meclis seçimi AKP’nin anketlerde yüzde 50 dolaylarında gözüken muhtemel oylarını da paramparça edecek bir potansiyel taşır. İşte Gezi’yle başlayan halk isyanı da kendini ancak böyle bir egemen kurucu meclis inşası sürecinde yeniden ayakta bulacaktır.

İKP Merkez Yürütme Kurulu

Yoruma kapalı