|

Dünya Devriminin nabzı Tunus’ta atıyor!

Bir yüzyılı aşkın bir süredir kapitalizmin en çürümüş ve kokuşmuş biçimi olan emperyalizmin hâkimiyeti altındaki bir dünyada yaşıyoruz. Bu kokuşma her geçen gün daha tahammül edilmez bir hal alıyor. Teknolojideki gelişmeye rağmen insanların satın alma gücü her geçen gün daha azalıyor, sendikalılık oranı düşüyor, taşeron çalışma neredeyse esas çalışma biçimini almaya başlıyor, dünya çapında sağlık hizmetleriyle eğitim paralı hale geliyor, tarım çökertiliyor, işçilerin yanı sıra köylüler de sefalet koşullarına sürükleniyor, işsizlerin sayısı gün geçtikçe artıyor, emekliler emeklilik maaşlarıyla ayın ancak ilk haftasını geçirebiliyorlar. Bunların hepsi büyük patronların kârlarını güvence altına almak için yapılıyor. Hükümetler bütün çalışmalarını büyük patronlar sınıfının çıkarlarını kollamak için sürdürüyorlar. Büyük patronlar sınıfı büyük patron hükümetleri sayesinde varlığını koruyor. İşte devletlerin ve hükümetlerin bütün bu politikalarına rağmen dünyanın bütün ülkelerindeki (ister zengin olsun ister fakir) işçi sınıfı ve sömürülen halklar her yerde kendi hükümetlerine karşı isyan halindeler. Ama bu isyanlara rağmen yıllardır emperyalist rejimin hizmetkârı olan kendi hükümetlerini ne yapıp edip bir türlü deviremiyorlar. Ta ki Tunus devrimine gelene kadar. Evet ABD ve AB emperyalizminin uşağı Tunus diktatörü Bin Ali, Tunus’ta başını işçi sınıfının, gençlerin ve işsizlerin çektiği bir işçi devrimiyle yıkıldı. Devrim başladı ve süreklilik kazanarak  devam ediyor. Üstelik Mağrip’ten Maşrık’a bütün Arap ülkelerini sallayarak. Başta Mısır olmak üzere her yerde isyan var. Bundan çıkartılması gereken birinci sonuç şu: Demek ki işlerin bu hale gelmesinden ne işçi sınıfı ne de halk kitleleri sorumlu. Gerçekten de eğer kitleler kendilerine yol gösterecek partilere ve örgütlere sahip olmadıklarında bile harekete geçip emperyalizm uşağı rejimleri yıkabiliyorlarsa, suçlu değiller demektir. Eğer burada bir suçlu aramak gerekirse, bu olsa olsa ya emperyalizmin ve büyük patronların hizmetindeki işçi örgütleridir ya da onları bile kuramamış olanlardır.

Tunus’ta devrim başlatan kitleler sınıf mücadelesinin yaratıcılığını bütün dünyaya ve tabii devrimcilere de gösterdiler:

Bin Ali rejiminin denetimi altında bulunan Türk-İş benzeri bir işçi konfederasyonunu zorla devrimin başına geçirdiler. Çünkü kitlelerin tek dayanağı her şeye rağmen işçi örgütleriydi ve onlar da bu aracı kullandılar. Hatta o kadar iyi kullandılar ki, adının önüne komünist sıfatını alan partiler eski hükümetin devamcılarıyla işbirliği yapmayı sürdürmeyi içlerine sindirirken, onlar sendika yönetiminin eski hükümete verdikleri bakanları geri çektirttiler. Tabii her şeye rağmen UGTT, yani Tunus Genel İşçi Sendikası işin devamını getiremedi ve şu an bakan vermemiş olsa bile yeni hükümeti dışarıdan destekliyor. Üstelik tabanının çoğunluğunun bu desteğe karşı çıkmasına rağmen. Buradan ilki kadar önemli ikinci sonuç çıkıyor: Demek ki devrime girişen işçi sınıfının ve ezilen kitlelerin kendilerine ait ve patronlardan, onların devletinden ve emperyalizmden bağımsız bir siyasi partiye ihtiyaçları var. Tunus devriminin şimdi ihtiyaç duyduğu en önemli araç böyle bağımsız bir işçi partisinin inşası. İşçi sınıfının topluma kendi sesini duyurması ancak böyle bir partiyle mümkün.  Bu partinin inşasında en önemli imkânsa işçi sendikalarının varlığı. Ve işte Türkiye’nin öncü işçilerine Tunus işçi sınıfından bir hatırlatma: Yılsonunda gerçekleşecek Türk-İş Kongresine şimdiden dikkat!
Mısır; hem nüfusu, hem stratejik konumu, hem Arap dünyası içindeki yeri ve hem de emperyalizmin Ortadoğu’daki koçbaşı olan siyonist İsrail’le ilişkileri yüzünden Tunus’a göre çok daha önemli bir ülke. Ama Mısır’da henüz Tunus’ta olduğu gibi bir devrim yaşanmıyor, söz konusu olan halkın kahramanca ayaklanması. Kitlelerin başını kimin çektiği bile belli değil. Baradey’den Müslüman Kardeşler’e uzanan “koalisyon”dan ya da “muhalefet”ten söz ediliyor. İşçi örgütleri ya da partileri devrede değil. Genel grev çağrısı yapan ve yeni kurulduğu söylenen bir Bağımsız İşçi Sendikasından söz ediliyor, ama hepsi o kadar. Dolayısıyla örgütlenme imkânları açısından Mısır işçi sınıfı en azından şu an için Tunus işçi sınıfının oldukça gerisinde. Tabii yarın ne olacağı bilinemez.
Son söz olarak şunu söyleyelim: Ne Tunus’taki ve ne de Mısır’daki İslâmi hareketler İran’daki kadar bile emperyalizmden kopuşa hizmet edebilecek hareketler değiller. Müslüman Kardeşler daha şimdiden ABD emperyalizmiyle masaya oturma sevdasında, Tunus’taki ise AB’nin tümüyle dümen suyunda. Yani ne Tunus ve ne de Mısır halklarının kurtuluşu dini kökenli hareketlerden geçmiyor, tam tersine onlar Tunus’un ve Mısır’ın AKP’leri olmaya soyunmuş durumdalar. Dolayısıyla tek yol emperyalizmden kopuşu önüne koyacak bir egemen kurucu meclis için mücadeleye atılacak bağımsız bir işçi partisinin etrafında ülkenin bütün ezilenlerini toplamaya çalışmak. Bir işçi ve köylü hükümeti aracılığıyla işçi sınıfının iktidarının yolunu açabilecek olan tek yol budur. Ve zaten sürekli devrim de bu demektir.   

Yoruma kapalı