|

Doğu Akdeniz’de petrol çıksa…

Geçtiğimiz sayıda Kıbrıs’ın ve dolayısıyla Kıbrıs Sorununun, doğrudan Ortadoğu meselesi ile bağlantılı olduğunu vurgulamıştık. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında Kıbrıs’ın önemi soğuk savaş yıllarındakine nispetle her geçen gün artıyor. Son günlerde yaşadığımız petrol krizi de bunun en büyük göstergesi. Kıbrıs Adası’nın münhasır ekonomik bölgesinde (karadan başlayarak 200 km.) petrol aranması için Rum yönetimi çeşitli devletlerle pazarlık masasına oturdu. Rum yönetimi, diğer devletler nezdinde adanın tek meşru yönetimi addedildiği için bugün kontrolü KKTC’nin elinde bulundurduğu deniz sahasında da petrol arama çalışmalarının yapılması için örneğin Mısır, Lübnan, İsrail ile pazarlık yapabilmektedir.
Bu gelişme üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı, “adanın tek tanınan devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Rum Yönetimi) denizleri ile ilgili sorunların adanın birleşmesini hızlandırıcı etki taşıması yönünde bir temennileri olduğunu” vurguladı.
Pekiyi, petrol nasıl Kıbrıs’ı birleştirecek? Aslında bu sorunun yanıtını Irak dersinden almaktayız. ABD’nin derdi bir ülkenin yeraltı kaynaklarını o ülkenin üzerinde bulunan halklara, yoksullara, işçi sınıfına vermek değil; doğrudan onların elinden bu hakkı gasp etmek. Tam da bu noktada Türkiye’nin dış politikası sıkışıp kalmış durumda. Türkiye veya KKTC o kadar kenara sıkıştırılıyor ki, yapabileceği ancak bölgede üç beş savaş gemisiyle devriye gezmek ve avans süre olarak bir kaç sene kazanabilmek. Bunun dışında yapabileceği, örneğin herhangi bir petrol arama çalışması başlatmak vb. bugünkü durum karşısında ham hayal olarak kalır.
Türkiye’nin dış politikasının bu kenara sıkışmışlığının tek ama tek bir sebebi var: Bölgesinde emperyalizmin taşeronluğunu yapması. Emperyalizmin taşeronluğunu yapanlar ne komşularıyla dostane bir ilişki kurabilir, ne de kendi ülkesinde huzurlu bir kardeşlik ortamı sağlayabilir. Kıbrıs meselesini Washington’un ve Brüksel’in güdümünde Ankara’da çözmeye kalkarsanız, ne Rumları ne de adalı Türkleri hesaba katmazsanız, ancak böyle artık en saf seyircisini bile kendine inandıramayacak küçük operasyonlarla yıkılan gururunuzu tamire kalkarsanız. ABD, Ortadoğu’da en küçük etnik grubu bile birbirine düşürmek istiyor. O zaman buna hizmet eden ve bölge halklarından “düşmanlar” yaratan politikaları derhal terk etmeliyiz. Her ülkede biz işçilerin dostları da düşmanları da mevcuttur, önemli olan onları seçebilmek.

Yoruma kapalı