|

Eşikteki Duraklama: Petrol-İş

Ağustos’ta Petrol-İş 25.kongresini gerçekleştirdi. Beklentim, kongrenin bir geçmiş muhasebesi üzerinde geleceğe yönelik önemli kararlar üretebileceğiydi. Olmadı. Oysa yalnız Petrol-İş`in değil, Türkiye işçi sınıfının Petrol-İş’in muhasebesine ihtiyacı vardı.

Neden Petrol-İş?

Türkiye işçi sınıfı hareketi ile ilgilenenler açısından “Neden Petrol-İş?” sorusuna aşağıda değineceğim iki konunun yeterli cevabı taşıdığını zannediyorum. Petrol-İş, Türkiye’de fiili olarak varolan işçi hareketinin adeta muhasebesini tutuyor ve bu, yıllıklarda, metinlerde kalmıyor. Yapılan işin kendisi bilinci de etkileyerek atlanamayacak bir birikimi sağlıyor. Nitekim Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın sürekli dillendirdiği, sendikanın yetkili kurullarından da karara dönüştürülmüş olan; sendikal kriz-sendikal birlik, işçi hareketinin uluslararası birliği ve dayanışması, işçi hareketinin diğer ezilenlerle birleşmesi ve özelleştirme karşısındaki direnişi bu birikimin dışavurumlarıdır. Petrol-İş, görünen tarihsel süreçte de sürekliliğini ve stratejik önemini koruyacak olan bir işkolunda örgütlüdür.”Ortadoğu” dendiğinde ilk akla gelenin petrol olduğu ve şu anda bunun önemli yer tuttuğu bir işgalin yaşandığı, her gün yeni savaş senaryolarının ortaya atıldığını söylemeye gerek yok sanırım. Burada hatırlatılması gereken; “Politik Demokrasi” söyleminin aldatıcı, büyüleyici etkisine kapılmadan üretim ve bölüşüm üzerinden dile getirilecek her barış, eşitlik ve özgürlük talebi sahiplerinin isçilerin kapısını çalmak zorunda kalacaklarıdır.

Kriz ve Risk

Petrol-İş, yukarıda belirttiğim “mücadele hedefleri” konusunda bir muhasebe yaparak bugün nerede olduğunu açıklamamıştır. Görülen; daha çok sektörel sendikal düzeyde devam eden “uluslararası dayanışma”dır. Diğer üç konuda ise bir başarısızlık söz konusudur. Bu başarısızlığın nedenlerini doğru anlayabilmek için olduğu kadar, kolaycı bir Petrol-İş eleştirisine düşmemek için de birkaç cümle ile de olsa işçi hareketinin içinde bulunduğu krize değinmek gerekiyor.

Genel olarak kabul edilen işçi hareketinin içinde bulunduğu kriz durumu mücadelenin bütününe aittir ve sınıf oportünizminden kaynaklanır. Bunun “Reel Sosyalizm” ayağı çözülmüş, bu çözülüşü “avantaja “ çevirerek güçlenen “Avrupa merkezcilik” ise devam ediyor. Krizin birikim sürecinde işçi sınıfı ideolojik ve politik mevzilerini tamamen kaybetmiş (terketmiş demek daha doğru olur sanırım) ,ekonomik-sendikal düzleme sıkışmıştır. Burjuvazinin pre-kapitalizm dönemi yöntemlerini (ekonomi dışı yöntemler) devreye sokarak yeni birikim saldırısına geçme süreci ile örtüşen bu durum riskleri daha da artırmaktadır. Hem de, ancak kaçılacak yerin kalmadığının görülebilmesi halinde göze alınabilir cinsinden risklerdir bunlar.

Petrol-İş’in bir süredir atmaya başladığı ancak takip edemediği, işaret fişekleri birleştirilerek takip edildiğinde emek hareketinin içinde bulunduğu krizin çıkış kapısına götürür bizi. Kurucu özne olarak yeniden inşayı bir eylemli özeleştiri süreci olarak kavrayabilenler çıkış kapısını açma imkânını da yakalayabileceklerdir.

Yoruma kapalı