|

Emperyalizmin demokrasi düşmanlığına şark kurnazlığıyla yanıt verilemez!

Emperyalizme karşı mücadelenin yolu neden referandumda “HAYIR”dan geçiyor?

Evet, bütün emperyalist ülke hükümetleri demokrasi düşmanıdır. İstisnasız hepsi sömürge, yarı-sömürge ve bağımlı ülkelere ve onların yoksul halklarına aşağılayıcı gözlerle bakarlar, onların bütün işgüçlerini sömürdükleri ve bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarını talan ettikleri halde gene de onların ayakta durmalarından hoşlanmazlar. Ama onlar sadece yabancı ülkelerde değil, kendi ülkelerinde de demokrasi düşmanıdırlar. Avrupa’nın, Amerika’nın ya da Japonya’nın emperyalist hükümetleri kendi ülkelerinde de halkın egemen olmasını istemezler. Bırakın Amerika’yı, Japonya’yı, Almanya’yı, Hollanda’yı, demokrasinin ve halk egemenliğinin beşiği sayılan Fransa’ya bakın: Ülke 1958’den bu yana 1982 Kenan Evren anayasasına rahmet okutacak gericilikte bir anayasa ile yönetiliyor. Bu anayasa o kadar gericidir ki, 49-3 maddesi sayesinde bütün halk, işçi ve gençlik düşmanı yasalar meclisin onayından kaçırılarak yürürlüğe sokulabiliyor. İşçi sınıfından ve yandaşlarından milyonlarca kişinin katıldığı eylemlerle protesto edilen yasalar, aylarca süren büyük direnişlere rağmen Avrupa’nın büyük patronlarının kurumu olan Avrupa Birliği’nin Brüksel Komisyonu’nun direktifleri doğrultusunda geçerlilik kazanabiliyor. Bugün Avrupa’da eğer hâlâ Türkiye’den fazla demokrasi varsa, bunun nedeni Avrupalı büyük patronlar değil, onlara karşı yıllardır canla başla mücadele eden işçilerin, yoksul çiftçilerin ve gençlerin varlığıdır.

Türkiye’de ne oluyor?

Avrupa’nın gerici hükümetlerinin –bunlar sağcı ya da solcu olmuş fark etmez- seçim malzemesi olarak kullandıkları “yabancı düşmanlığı” argümanını Türk hükümetinin ve Erdoğan’ın seçim malzemesi olarak kullanması emperyalizme karşı bir şark kurnazlığı politikasından başka bir anlama gelmez. Siz, kendi ülkenizde, onların kendi topraklarındaki halk muhalefeti nedeniyle uygulamaya koymakta zorlandıkları düzenlemeleri hiç çekinmeden yürürlüğe soktuğunuzda ve ardından da onlara dönüp, “siz faşistsiniz, ırkçısınız” demenizin hiçbir anlamı kalmıyor. OHAL’i bahane ederek her türlü toplantıyı, grevi, direnişi, örgütlenmeyi yasakladığınızda onların hükümetlerinin anti-demokratik uygulamalarından farklı bir şey yapmış olmuyorsunuz. FETÖ’cülüğü bahane ederek bu Cemaatle hiçbir alakası olmayan insanları işlerinden attığınızda, gene bu Cemaatle hiçbir ilgisi olmayan basın mensuplarını hapse attığınızda, öğretim üyelerini işlerinden attığınızda ya da hapse gönderdiğinizde, bir siyasi partinin neredeyse bütün seçilmiş Belediye Başkanlarını hapse atıp yerlerine atanmış valileri, kaymakamları koyduğunuzda ve tabii bu partinin başta Genel Başkanları dahil olmak üzere sayısız milletvekilini hapse attığınızda sizin “milli irade”nin tecelli etmesi gerekir sözde düsturunuzun ne anlamı kalıyor?

Hepsinden önemlisi, birçok alanda yeterli kadrolarınız olmadığı için “nedamet getirdiler” kılıfı altında birçok FETÖ mensubunu özellikle askeriyede, yargıda ve tabii eğitimde yeniden istihdam etmeye çalıştığınız ortadayken demokratlığınız konusunda inandırıcı olabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Erdoğan-Bahçeli ne yapıyor?

Bugün Erdoğan-Bahçeli ikilisinin ne söylediklerinin hiçbir önemi kalmamış durumda: Dün söylediklerinin tam tersini söyleyebiliyorlar, yarın da bugün söylediklerinin tam tersini söyleyebilecekleri kuvvetle muhtemeldir. Sözgelimi Hollanda meselesini ele alalım. Kuşkusuz bu gerilim bir politik taktiktir ve miadı 17 Nisan 2017 günü dolmuş olacaktır. Reislik bu tarihten itibaren Hollanda ile ilişkileri “düzeltmenin” yollarını arayacak ve tabiatıyla bulacaktır. İsrail ile “Mavi Marmara olayı” üzerinden yaratılan gerilim nasıl zamanı gelindiğinde gaz anlaşması için el sıkışılarak unutulduysa, Hollanda ile de öyle olacaktır, çünkü bunlar için aslolan büyük patronların ve sonuçta göbekten bağlı oldukları emperyalistlerin çıkarlarıdır. Bakmayın “Ey Batı! Ey Hollanda!” diye bağırdıklarına… İnandırıcı olmak istiyorlarsa mart ayı başında Hollandalılara satılan Petrol Ofisi’ni tazminatsız millileştirsinler de görelim! Bunlar için önemli olan bugünü kurtarmak ve referandumda “Evet” oyunun kazanmasını sağlamaktan ibarettir.

Aslında ne yapılması gerekirdi?

Emperyalist hükümetlerin politikalarına karşı mücadelenin yolu bu yol değildir. Bunun tam tersidir. Onlar kendi ülkelerinde de demokrasiyi unuttukları için onlara unuttuklarını hatırlatmak en doğrusudur. Siyasal demokrasinin en gelişkin biçimini gündeme getirdiğinizde bakalım söyleyecekleri bir şey kalabilir miydi? Böyle sonu belli olmayan ucube referandumlara yöneleceğinize, yüzde 10 barajının sıfırlandığı, bütün siyasal partilerin ve örgütlerin eşit propaganda hakkına sahip oldukları, kimseye seçim imtiyazının tanınmadığı, adaylarını parti liderlerinin değil, taraftarlarının belirlediği, gerektiğinde geri çağırabildiği bir seçimle oluşacak egemen bir kurucu meclise yönelmek… İşte Avrupa hükümetlerini zorlayacak ve onları kendi halkları önünde küçük düşürecek ders bu olurdu. Oysa ki siz, onların uygulamalarının aynını yaptınız. Çünkü aynı sınıfın insanlarısınız. Hepiniz büyük patronlar düzeninden yanasınız. Dolayısıyla yaptığınız, seçim kazanmak için bir kayıkçı dövüşüdür, o kadar. Ufkunuz bu kadarla sınırlıdır.

Niye “Hayır” demeliyiz?

İKP olarak, neden referandumda “Hayır” denmesi gerektiğini daha önce açık bir şekilde ifade etmiştik. Artık bu gerekçeleri tekrarlamanın bir faydası yok. Sokağa çıkın ve etrafa bakın. Yoksulluğu ve karnını doyurmak için el açanları göreceksiniz. Üstelik bunlar sadece yurtlarından kaçmak zorunda bırakılmış Suriyeliler değil. Toplumumuzun önemli bir kesimi ekonomik krizin ağır yükü altında yoksulluğun pençesinde kıvranıyor, el açmaya zorlanıyor. Hiçbir örgütlülüğü kalmamış, yani sendikası olmayan, grev ve toplu sözleşme hakkına sahip olmayan ve eğreti çalışma koşulları altında yaşamlarını sürdürmek zorunda kalan işçiler, geçinemeyen emekliler, üniversite masraflarını karşılayamayan öğrenciler, hem evde hem iş yaşamında hakkı yenen kadınlar… İşte esas olarak, çoluğu çocuğu ve ailesiyle birlikte onurlu ve insanca bir yaşam sürdürebilecek bir ücrete sahip olması gereken bu insanlaradır “Hayır” oyu çağrımız. “Hayır” kazanmalı ve bu düzenin değişmesinin yolu açılmalıdır. (14.03.2017)

İŞÇİ KARDEŞLİĞİ PARTİSİ

Yoruma kapalı