|

Emperyalizmin Türkiye’ye Biçtiği Yeni Deli Gömleği: CUMHURBAŞKANI “HALK TARAFINDAN SEÇİLECEK” YALANI!

AKP’nin adayı Tayyip Erdoğan ile CHP/MHP adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ikisinden  biri, 1982 yılında Kenan Evren’in seçilmesinden bu yana halk oyuyla seçilecek ilk cumhurbaşkanı olma şerefine erişecekler! Kenan Evren haklı çıktı: “Çok partili rejime ne gerek var, iki parti, bilemedin üç parti yeter, istikrar ancak böyle sağlanır” diyordu. Öyle de oldu. Yüzde 10 seçim barajıyla dünyanın en adaletsiz seçim sistemine sahip olan ülkemiz, bir anlamda yarı-başkanlık rejimine geçişle birlikte barajın yüzde 50’ye dayandığı bir ülke olacak. Birinci ve İkinci Körfez Savaşlarından bu yana Türkiye’de parlamenter rejim emperyalizmin müdahaleleriyle zaten iyice iğdiş edilmişti, çünkü her iki savaşta da varolan sınırlı parlamenter rejim bile ABD emperyalizmine engeller oluşturmuştu. Tayyip Erdoğan, Libya’ya NATO müdahalesine katılırken Meclisi haberdar etmek zahmetine bile katlanmamıştı ve tabii Suriye’yle ilgili olarak da dinleyenlerin şaşkın bakışları arasında ne halkın ne de Meclisin bilgisine sunulmuş olmasına rağmen, “biz zaten o ülkeyle savaş halindeyiz” deme cüretini göstermişti. Türkiye özellikle ikinci AKP hükümetinden bu yana zaten hızla Tek Adam rejimine evriliyordu. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceği iddia edilen bu sözde “seçim” işte böyle anti-demokratik bir rejimin perçinlenmesi olacak.

İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) olarak kurulduğumuz günden bu yana Türkiye’de son elli yılın sınıf mücadelesinin, 1961 Anayasası’nın kazanımlarına karşı emperyalizmin ve onun yerel işbirlikçilerinin sürdürdüğü savaşta cisimleştiğini söyleyegeldik. Nitekim gerek 12 Mart 1971 yarı askeri darbesi, gerekse NATO’cu 12 Eylül 1980 askeri diktatörlüğü işçi sınıfına ve onun örgütlerine karşı açılmış birer topyekûn savaştı. 12 Eylül rejiminden sonra kurulmuş, Kenan Evren rejiminin kendilerine sunduğu imkânlardan sonuna kadar yararlanmış belli başlı patron hükümetleri,  Meclisin yetkilerini budayıp milli egemenliğin ve bağımsızlığın kırıntılarını dahi yok ederek emperyalizme her türlü teslim oluşun bayraktarlığını yaptılar. AKP hükümetleriyse bu alanda en ileri adımları attılar. Libya’da Kaddafi Fransız ordusunun komandoları tarafından öldürüldüğünde, Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ABD Dışişleri Bakanı Clinton’la ellerini kavuşturup “çak” yaptıkları sahne herkesin hâlâ gözleri önündedir.

TÜRKİYE HALKLARININ KENAN EVREN’İN YETKİLERİYLE DONATILMIŞ BİR CUMHURBAŞKANINA İHTİYACI YOK!

Türkiye’de milleti meydana getiren hiçbir halkın Kenan Evren’in yetkileriyle donatılmış bir cumhurbaşkanına ihtiyacı yoktur. Cumhurbaşkanı ya 1961 Anayasası’nın çizdiği sınırlar içinde sadece sembolik bir niteliğe sahip olmalı ya da hiç olmamalıdır. Yüzde 10 barajının sıfırlandığı, bütün siyasi partilere seçime katılma imkânının sunulduğu, herkese eşit propaganda fırsatının tanındığı, seçilen vekillerin kendilerini seçenler tarafından geri çağrılabildiği, emperyalizmden bağımsız, Washington ya da Brüksel’den yönetilmeyen egemen bir KURUCU MECLİS’in başkanının temsilciliği fazlasıyla yeterlidir. Dolayısıyla hem “halk seçimi” diye yutturulan bu cumhurbaşkanlığı oyunu hem de önümüzdeki yıl yapılacak gene yüzde 10 barajlı genel seçimler reddedilerek yukarıda andığımız biçimiyle gerçekleşecek bir KURUCU MECLİS seçimi için ülke sathında bir kitle seferberliğine girişilmelidir. Geçen yıl Haziran ayında gerçekleşen isyanın kitlesi bunun bir ilk basamağı olmalı, ama sadece bununla yetinilmemeli, özellikle Yatağan, Soma, Şişecam ve bir dizi irili ufaklı grevle ve direniş ya da işgâl eylemiyle harekete geçmeye başlayan işçi sınıfının “ağır bataryaları” da devreye sokulmalıdır.

HALKLAR VE MEZHEPLER ARASINDA KALICI BİR BARIŞ ANCAK TABANDAN YÜKSELECEK BİR KURUCU MECLİS İNŞASI İLE MÜMKÜNDÜR

HDP adayına gelince, Selahattin Demirtaş mevcut adaylar içinde tek laik adaydır ve sırf bu özelliği bile kendisini diğer adaylardan çok farklı kılmaktadır. Ancak hükümet ya da MİT ile “çözüm süreci” adı verilen pazarlığı Demirtaş yürütmüyor, Abdullah Öcalan yürütüyor. Demirtaş’ın partisi Abdullah Öcalan’ın “başmüzakereciliği”ne güvendiğini ifâde ediyor, dolayısıyla bu seçim sürecinde aslında Öcalan adına oy istiyor. İyi ama hükümetin elinde tutsak olan Öcalan’la neyin pazarlığının yapıldığını biz nasıl bilelim? Veya Demirtaş ne kadar biliyor? Partisi ne kadar biliyor? Gerçek bir müzakere sürecinin yürütülebilmesi için önce Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ve hepimizin görebileceği, izleyebileceği bir müzakerenin yapılması gerekmez mi? Şeffaf bir müzakere için ilk koşul Öcalan’ın serbest bırakılmasıdır. Tayyip Erdoğan hükümetinin Şark kurnazlığına kimse inanmak zorunda değildir. Erdoğan bu seçimi kazanmak için “Kürtlere özgürlük vereceğim” dediğinde inanacak mıyız? Kaldı ki ülke dışında savaş aşkıyla yanıp tutuşan birinin içerde barıştan yana olacağına kim inanır? Suriye’de ve Irak’ta Kürtlere karşı IŞİD’i silahlandıranların Diyarbakır’a kardeşlik getirmesi mümkün mü?

Bu koşullar altında mevcut “cumhurbaşkanlığı” seçimini kabullenmek emperyalizmin “Kırk katır mı, kırk satır mı?” politikasını onaylamaktan başka bir anlam ifâde etmeyeceğinden esas olan bu sahtekârlığın REDDEDİLMESİDİR. BU SEÇİM REDDEDİLMELİDİR!

 

DAYATILAN SEÇENEKSİZLİKLE, ISITILARAK YENİDEN ÖNÜMÜZE KONAN “YETMEZ AMA EVET” ALDATMACASINA İTİBAR ETMEYİN

BU SEÇİMLERİN ALTERNATİFİ VAR!

Evet, bu seçimlerin bir alternatifi vardır ve o da Tayyip Erdoğan yerine emperyalizmin yedek lastiği Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek değil, yukarıda kısaca tanımını yaptığımız bir KURUCU MECLİS hareketinin inşası ve özgür bir KURUCU MECLİS seçimidir. Bu KURUCU MECLİS önüne ilk  hedef olarak emperyalizmden bağımsızlığı koymalı, NATO’dan çıkmalı, ABD ile ikili anlaşmaları feshetmeli, ülkedeki ABD askeri üslerine el koymalıdır. Egemen bir meclisin ivedilikle alması gereken bir diğer karar da yabancı ülkelerdeki bütün askerlerini geri çağırması ve maceracı dış politikaları yasaklamasıdır. Bu KURUCU MECLİS içerde de dışarda da BARIŞtan yana olmak zorundadır. BARIŞtan yana olmak demek son derece kararlı bir tarzda LAİKLİĞİ ya da sekülerliği savunmaktan geçer. Emperyalizmin ya da onun hükümetlerinin bölgede ve Türkiye’deki mezhep kışkırtıcılığına karşı tek çözüm LAİKLİKtir. Bundan ödün verdiğiniz anda BARIŞtan da DEMOKRASİden de vazgeçmişsiniz demektir. Üstelik laikliği önemsememek işçi sınıfının ve halkların mezhepler temelinde ayrılıp parçalanmasına izin vermek anlamına gelir, yani bir teferruat değildir. O nedenle, KURUCU MECLİS laikliğin ödünsüz bir savunucusu olmalıdır. KURUCU MECLİS, Türkiye’deki tüm halkların gerçek eşitliğini sağlayabilmek için onların ana dillerinde eğitimlerinin koşullarını yaratmanın yanı sıra özellikle Türkçe’nin yanında ülke nüfusunun yaklaşık dörtte birinin konuştuğu Kürtçe’nin de resmi dil statüsüne kavuşmasını sağlamalıdır. Türkiye’de iki resmi dilin olması ülkenin birliğinin sağlanmasının ve halklar arasında kardeşleşmenin kurulmasının zeminini oluşturur, bölünmenin değil. Kürt çocukları nasıl Türkçe öğreniyorlarsa Türk çocukları da Kürtçe öğrensinler!

KURUCU MECLİS, bugüne kadar özelleştirilmiş bütün stratejik işletmeleri yeniden kamulaştırmalı, millileştirmelidir. İşçiler istedikleri sendikalara üye olabilmeli, devletten ve sermayeden bağımsız kendi örgütlerini kurabilmeli, sınırsız grev hakkına kavuşmalı, örgütleri aracılığıyla toplu sözleşme görüşmelerini özgürce yürütebilmeli, bütün demokratik kitle örgütleriyle birlikte önceden izin almaksızın istedikleri yer ve meydanlarda  toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip olmalıdırlar. KURUCU MECLİS, eksiksiz bir SİYASAL DEMOKRASİ ortamı yaratmakla yükümlüdür.

Egemen KURUCU MECLİS; dış borçların ödenmesini derhal durdurmalı ve geniş bir kamu yatırımları programını devreye sokarak işçilerin hayatlarını rahatça sürdürebilecekleri bir ücret almalarını sağlamalı, taşeron sistemini sonlandırarak güvencesiz çalıştırmayı yasaklamalıdır. Gençlerin, onları ailelerine bağımlı kılan “diplomalı işsizler” statüsünden kurtulmasının ve çıkışı mafyatik çetelerde veya tarikatlarda aramalarının ya da uluslararası uyuşturucu mafyalarının ellerine düşmelerinin önüne geçmek için öğrenimlerine uygun işlerde istihdam edilmelerinin olanaklarını yaratmalıdır. Köylülerin topraksızlıktan kurtarılıp aynı zamanda hayvanlarını besleyip yetiştirebilmeleri için desteklenmelerini, HES’lerin yapımının derhal durdurulmasını, kamu arazilerinin yağmalanmasına son verilmesini, özelleştirilen ormanların ve kıyıların derhal yeniden kamulaştırılmalarını, kamu arazilerinin yabancı fonlara satışı anlamına gelen AVM’lerin yapımının yasaklanmasını, yapılanların yıkılıp milli park alanları haline getirilmesini sağlamalıdır. Kadınların, laik Cumhuriyet’in güvence altına aldığı başta seçme ve seçilme hakkı, seküler eğitim alma, istediği işte çalışma, miras hakkı gibi bütün kazanımlarını kullanabilmelerinin ve hayatlarını erkeklere maddi olarak bağımlı kalmadan onurlu bir şekilde sürdürebilecekleri yaşam koşullarına kavuşturulmalarının gereklerini temin etmelidir. Ekonomik, siyasal ve sosyal alanda fiili eşitlik sağlanıncaya kadar en etkili yöntem ve araçlarla mücadele etmeli ve kadın hareketini, emek ve demokrasi mücadelesinin vazgeçilmez unsuru olarak görmelidir. Emeklilerin, yıllar süren çalışmaları karşılığında yaşlılıklarını kimseye muhtaç kalmadan, devletin kendilerine sağlamakla yükümlü olduğu imkânlarla sürdürmelerini sağlamalıdır.

Biz, İKP olarak, Türkiye’deki tüm halkların ve ezilenlerin barajsız, yasaksız gerçekten eşit temsilini olanaklı kılacak bir KURUCU MECLİSin inşası ve böyle bir KURUCU MECLİSte, bütün işçi sınıfı örgütleriyle birlikte yeniden kamulaştırılan bütün stratejik işletmelerin işçi denetimine girmesi için mücadele edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. İşçilerin kurtuluşunun ancak işçi sınıfının kendi eseri olabileceği gerçeğinden hareketle; üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejiminin sona ermesinden başka bir kurtuluşun olmayacağı, bu gerçekleştiğindeyse tüm insanlığın kurtulacağı bilinciyle yılmadan mücadele edeceğimizi yineliyoruz.

YALANA KANMA, OYUNA GELME, ANTİ-DEMOKRATİK “SEÇİM”LERE HAYIR!

EŞİT TEMSİL ve KALICI BARIŞ İÇİN DEMOKRATİK, LAİK ve EGEMEN BİR KURUCU MECLİSİN İNŞASI HEDEFİYLE HERKESİ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ!

         

     

Yoruma kapalı