|

Gerici ve Kanunsuz 7 Haziran Seçiminin Gayrimeşruluğuna Rağmen Barajı Aşması için Oylarınızı HDP’ye Verin!

BU SEÇİMLERLE OLUŞACAK MECLİS, BAŞKANLIK REJİMİNE KAPI AÇACAK BİR YENİ ANAYASA YAPMA HAKKINA SAHİP DEĞİLDİR

SADECE HALK EGEMENLİĞİNİN GÜVENCESİ OLACAK BİR KURUCU MECLİS YENİ ANAYASA YAPIP YAPMAMAYA KENDİSİ KARAR VEREBİLİR

BÖYLE BİR KURUCU MECLİSİN BAŞKANI CUMHURU FAZLASIYLA TEMSİL EDER, ERDOĞAN’IN BIRAKALIM BAŞKANLIĞINI CUMHURBAŞKANLIĞINA DAHİ SON VERMEK DEMOKRASİNİN GEREĞİDİR

7 HAZİRAN MECLİSİ KENDİNİ DERHAL FESHETMELİ VE DEMOKRATİK BİR KURUCU MECLİS SEÇİMİNE GİDİLMELİDİR

SEÇİME GİDERKEN İŞÇİ SINIFI AYAKTA, “ARTIK BEN DE VARIM” DİYOR

İŞÇİLER VE EMEKÇİLER KENDİ TEMSİLCİLERİNİN YER BULABİLECEĞİ BARAJSIZ VE YASAKSIZ BİR KURUCU MECLİS SEÇİMİ İÇİN ERDOĞAN REJİMİNE VE AKP İKTİDARINA KARŞI OY VERMELİ, SONRA DA DEMOKRATİK BİR KURUCU MECLİS SEÇİMİ İÇİN 7 HAZİRAN MECLİSİNİN FESHİNİ İSTEMELİDİR      

 

Türkiye, Kenan Evren’in 1982 yılında darbe anayasasını oylattığı referandumdan bu yana olabilecek en anti-demokratik seçimi yaşıyor. Kuşkusuz yüzde 10’luk seçim barajı ve mevcut Siyasi Partiler Yasası ile zaten her seçim anti-demokratikti ama bu kadarına da pes doğrusu! Tayyip Erdoğan inanılması zor bir fütursuzluk içinde var olan anayasaya göre bile “tarafsız” olması gereken bir mevkiden elinin altındaki bütün devlet imkânlarını kullanarak AKP propagandası yapıyor. Tek başına bu durum bile, eğer bu ülke bir Muz Cumhuriyeti değilse, 7 Haziran seçimlerinin gayrimeşruluğunu ve dolayısıyla iptalini gerekli kılar.

İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) olarak yıllardır yüzde 10 barajlı sistem devam ettiği müddetçe her yeni seçimin bir öncekinden daha anti-demokratik bir tablo vereceğini ve zaten sınırlı olan halk egemenliğini daha da budayacağını söyleyegeldik. Nitekim 2015 seçimleri de bileşimi ne olursa olsun 2011 seçimlerinden bile daha gerici karakterde bir “parlamento” çıkartacaktır. Kaldı ki, eğer AKP Başkanlık sistemine geçişin sayısal imkânını elde ederse bu “parlamento” zaten fiilen son bulacak ve yerini bir Franco (İspanyol diktatör) müsveddesi rejime terk edecektir. Böyle bir rejimin engelsiz gerçekleşmemesi için ülkede yaşayan bütün seçmenlere çağrımız AKP’YE OY VERMEMELERİ ve OYLARINI BARAJI AŞMASI İÇİN HDP’YE VERMELERİDİR!

Neden Oylar HDP’ye?

Bilindiği gibi seçim dönemine ilk girildiğinde doğrudan HDP’ye oy çağrısında bulunmadık. Önerimiz HDP’nin CHP ile anlaşarak ortak listeler çıkarması, o olmazsa seçimlere parti olarak değil geçmişte olduğu gibi bağımsız adaylarla girmesi şeklindeydi. Bize göre HDP’nin seçimlere parti olarak katılması bir siyasi kumardı, 40 milletvekiliyle 55 milletvekili arasında büyük bir fark yoktu. Kaldı ki baraja takılırsa AKP’ye hediye edilecek milletvekili sayısı çok daha fazla olacaktı. Ama artık bu durum geride kaldı. CHP de HDP de makul önerimizi kabul etmediler. Şimdi önümüze bakmak zorundayız.

2009 yılından bugüne kadar AKP hükümetiyle Kürt hareketi arasında sürekli olarak “barış” ya da “çözüm” süreçleri yaşandı. Bu sahte süreçler her defasında AKP tarafından sabote edildi. Kürt hareketi ne zaman AKP tarafından manipüle edilmek istense “çözüm” süreçleri ortaya atıldı, ancak “süreç” hükümetin tam istediği mecraya girmediğinde de, İmralı kosteri ya arıza yaptı ya da hava muhalefeti nedeniyle hareket edemedi! Üstelik kosterin arıza yapması ya da hava muhalefeti bazen bir yılı bile aşan zamanlara uzadığı gibi, İmralı görüşmecilerinin bizzat Tayyip Erdoğan’ın vetosunu yediği de herkesin malumu. PYD’nin Suriye’de Esad’ın üstüne gitmesi için başlatılan “süreç”, PYD tarafsız kalarak AKP’nin arzusuna boyun eğmediğinde derhal sona erdirildi. 2012’de yeniden başlatılan “barış” süreci, 2013 Haziran Ayaklanması sırasında da devam ediyordu. Diyarbekir’in TOMA’ları İstanbul’a bu sayede gelebildiler. Bu “süreç” 7 Haziran seçimlerine nasıl girileceği tartışmaları sırasında da devam ediyordu. Bu sayede HDP’nin seçimlere parti olarak girmesi kararlaştırıldı. Bu karar geri dönüşsüz bir noktaya vardığında “süreç” hükümet tarafından gene sabote edildi. Sonuç olarak Kürt hareketi sürekli olarak oyalandı, kandırıldı ve bugüne gelindi. Kürt hareketinin Kandil’deki önderleri ilk kez bu kadar açıklıkla yıllardır “kandırıldıklarını” itiraf ediyorlar ve HDP’ye oy çağrısında bulunuyorlar. Bu olumlu bir gelişmedir ve desteklenmelidir. Zaten kapalı kapılar ardında yürütülen sahte barış süreci, hiçbir biçimde ateşkesin güvencesi de değildi. AKP’nin yalancı ”barış” süreci olmasa da ateşkes sürebilir ya da sürmeyebilirdi. Nitekim sözde barış sürecinin sürdüğü koşullarda Rojawa ve Kobani’de Tayyip Erdoğan hükümetinin açıktan desteklediği çeteler tarafından yüzlerce Kürt gerillası katledilmiştir. “Barış” sürecinin bir yalan olduğunun ve sonuçta AKP ile işbirliğine kapıyı ister istemez araladığının Kürt hareketinin önderleri tarafından anlaşılması, bizi HDP’nin barajı aşması için açıktan çağrı yapmaya sevk ediyor. Partimiz gelinen noktanın iki ay öncesinden çok farklı olduğunu ve eldeki bütün imkânların HDP’nin barajı aşması için mücadeleye sokulması gerektiğini açıkça ifade eder.

7 Haziran her şeyin sonu mu?

7 Haziran’da AKP’nin anayasayı tek başına değiştirebileceği 367 milletvekilinden fazlasını elde etmesi, AKP dahil üç partinin barajı kesinlikle aşacağı düşünüldüğünde mümkün değil. Bunlara bir de dördüncü parti olarak HDP’nin katılması AKP’nin bırakalım 367’yi, Başkanlık sistemi anayasasını referanduma götürebilmek için gerekli olan 330 üzeri milletvekilini bile elde etmesini imkânsız kılabilir. Bu durumda Tayyip Erdoğan’ın emperyalizmce de desteklenen (çünkü bugün İtalya’da da görüldüğü gibi emperyalist kapitalizm doğası gereği halk egemenliği ”tehlikesi”ne karşı hep en gerici sistemleri savunuyor)  Başkanlık sistemine geçiş arzusu kursağında kalır. Dolayısıyla Türkiye’nin kaderi üzerinde belirleyici olan 7 Haziran seçimlerinden ziyade 8 Haziran ve sonrasıdır. Üstelik bu, HDP barajı aşsa da aşamasa da böyledir.

Esas tehlike yeni anayasa yapımında

İKP, 2010 gerici anayasa referandumunda HAYIR oyu çağrısı yaparken, “zaten bu referandumun kabulü halinde parlamentoda yer alacak bütün partiler bir sonraki yıl bir araya gelip AB’nin talep ettiği en işçi sınıfı düşmanı anayasayı yapacaklar (ki buna Başkanlık sistemi de dahildi)” demişti. Partilerin bu yöndeki bütün çabalarına rağmen bunun bugüne kadar gerçekleşememesi AKP’nin 2011 seçimlerinde kendi tahminlerinin de ötesinde oy alması ve tek belirleyici olmak istemesinden kaynaklanmıştır. Ama 7 Haziran 2015 seçimi sonuçları ne olursa olsun bu meclisin yeni anayasa yapmaya kalkışması en büyük tehlikedir. Çünkü yüzde 10 barajlı, eşit propaganda imkânının bulunmadığı seçimin sonucunda oluşacak bu gerici meclisten (HDP’li ya da HDP’siz fark etmez)  “demokratik” bir anayasa beklentisi içinde olmak ya safdil liberallerin ya da emperyalizmin doğrudan ajanlarının işi olabilir. Militarizmin ve gericiliğin koordinasyon merkezi olarak faaliyet gösteren AKP’nin öncülüğünde yazılacak bir anayasa nasıl demokratik olabilir ki?

 

Yeni meclis kendini derhal feshetmeli ve barajsız demokratik bir kurucu meclis seçimine gidilmelidir!

Kendisine oy verme çağrısı yaptığımız HDP’den de kuşkusuz naçizane bir beklentimiz olacak: HDP, barajı aşsa da 8 Haziran günü oluşmuş olan meclisin feshini talep etmelidir! Demokratik bir anayasa yapıp yapmamaya ancak halk egemenliğini temsil eden bir heyet karar verebilir. Ancak yüzde 10 barajının sıfırlandığı, bütün partilerin eşit imkânlarla propaganda yapma hakkına ve imkânına sahip oldukları egemen bir kurucu meclis halkın geleceğiyle ilgili karar almasına olanak tanıyabilir. Bu olmadığında sürecek olan pekiştirilmiş bir Kenan Evren rejimi ve onun Başkanlık sistemidir. Türkiye halklarının Başkanlık rejimine değil, demokrasiye ihtiyaçları vardır. Sadece egemen bir kurucu meclis Tayyip Erdoğan’ın ya da başkalarının hayallerini süsleyen tek şef diktatörlüğüne kapıları kapatır ve o meclisin başkanı da Başkan ya da Cumhurbaşkanının yerine sade bir devlet başkanlığı statüsünde yer alır. Oy çağrısını HDP’ye yaptığımız için kurucu meclis çağrısı yapmayı da HDP’den bekliyoruz. Kuşkusuz sorun diğer muhalefet partileri için de farklı değildir. Onlar da herhalde Başkanlık sistemine geçişin, cılız da olsa var olan parlamenter sistemin, dolayısıyla kendi varoluşlarının da sonu olacağını biliyorlardır.

Seçimlere giderken Bursa’da işçi sınıfı haykırıyor: “Artık mücadelede ben de varım!”

2013 Haziran ayında patlak veren büyük isyanın başarısız kalmasını, mücadeleye örgütlü işçi sınıfının katılamamış olmasına bağlamıştık. Bunun nedeni de kuşkusuz en büyük işçi sınıfı konfederasyonu olan TÜRK-İŞ’in yönetiminin hükümetin emrinde korporatist bir önderlikle yönetiliyor olmasıydı. İşte korporatist bir mafya sendikası olan Türk Metal yönetimi, Bursa’nın örgütlü işçi sınıfının patlaması sonucu dağılmanın eşiğine geldi. Bu, AKP’nin en büyük desteği bulduğu bir ilimizde patlak veren bir işçi “DEVRİMİ”dir. Evet, uluslararası şirketler, AKP hükümeti ve mafya sendikası üçgeni dağılmak üzere. Türkiye işçi sınıfının en “güçlü sanayi müfrezeleri”nin yer aldığı Bursa’da işçi sınıfı kendi kaderini kendi eline geçirmek üzere. Bursa işçisi başardığında Türkiye işçi sınıfı başaracak ve AKP’nin kaderi de işçi sınıfının eliyle çizilecektir. Halkın kendi geleceğini bir kurucu meclisle kendi eline almasında, işçi sınıfının kendi geleceğini kendi eline alması bir dönüm noktası olacaktır. İşte 7 Haziran ve sonrası bunun için önemlidir. Kurucu Meclis yolunda sınırsız bir siyasal demokrasi için mücadelede işçi sınıfının kendi siyasal örgütlülüğünü ya da kitlesel partisini inşası bugüne kadar süren edilgenliğine de, sessizliğine de son verecek, dolayısıyla emperyalist burjuvazinin Türkiye’deki hükümeti de kaybedecektir. (19 Mayıs 2015)

 

İşçi Kardeşliği Partisi (İKP)

Merkez Yürütme Kurulu

Yoruma kapalı