|

HDP’nin Seçim Politikası Üzerine

Kurumlar arası çatışmaların, yolsuzlukların, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki sözde İslamcı katillerden oluşan örgütlerle silahlı ve organize ilişkilerin vs. ses kayıtlarıyla, görüntülerle açığa çıktığı ancak bütün meşruluğunu yitirmesine rağmen düşmeyen bir hükümetin istediği koşullarda sürdürülen bir seçim sürecinin içindeyiz. Ve böyle bir seçim sürecinde adayların niteliklerini, projelerini, kimin kimin oyunu böldüğünü tartışmak zorunda bırakılıyoruz. Biz de gerçekten demokratik bir seçim sürecinden geçtiğimizi varsayarak partiler ve adayları ne diyorlar bir gözden geçirelim istedik. CHP’nin seçimlerde nasıl bir politik hat izlediğini başka bir yazımızda değerlendirdik. Gelelim HDP ve İstanbul büyükşehir belediye başkan adayı Sırrı Süreyya Önder’e. Önder ve partisi neredeyse bütün seçim materyallerinde ve seçim konuşmalarında Sarıgül’ün oyunu bölmediğini, sosyalistlerin adayı olduğunu tekrar edip duruyor.

Doğrudur, Sarıgül sosyalist bir aday mıdır ki Sırrı Süreyya Önder solun, sosyalistlerin oyunu bölsün. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir şey var ki o da solun oyunu bölmediğini iddia eden HDP’nin seçim kampanyasının neredeyse büyük bir bölümünü CHP’ye ve Sarıgül’e neden oy vermemek gerektiği üzerine kurmuş olması.

Büyük şehirlerde Kürt kitlesinden AKP’ye anlamlı miktarda oy kaydığı bir tabloda BDP-HDP’nin seçim kampanyasını AKP karşıtı propagandaya ayırması gerekirken ısrarla CHP karşıtı propagandaya büyük yer ayırması nedendir? Yolsuzluk gibi bir gündem neden HDP tarafından şöyle kullanılır: “CHP’nin İSKİ yolsuzluğuna da AKP’nin yolsuzluklarına da hayır”? İSKİ yolsuzluğuyla AKP’nin yolsuzluklarını bir tutmak açık bir biçimde AKP yolsuzluklarına değil CHP yolsuzluğuna vurgu yapmaktır.

Bir diğer önemli mesele ise şu; sosyalistlerin ve solun gerçek adayı olduğunu söyleyen Önder ve HDP “Gezi Parkı’nı yağmacılara terk etmeyenler şehirlerine sahip çıksın” sloganıyla direnişe katılanlardan oy istiyor. Madem Sırrı Süreyya Önder solun ve sosyalistlerin oyunu bölmüyor, bizim kendisinden ve partisinden beklentimiz adayların netleştirilmeye çalışıldığı günlerde Haziran Direnişi’nin bileşenlerine çağrı yaparak ortak aday çıkartmak konusunda ısrarcı olması olurdu ancak Önder ve partisi bunu yapmadı. Önder hepimizin bildiği gibi Gezi Direnişinin ilk günlerinde önemli bir aktördü ancak direniş ne zaman ki Gezi Direnişi olmaktan çıkıp Haziran Direnişi biçimini aldı Önder ve BDP bu büyük ayaklanmaya mesafe koydu. Yani bu büyük direniş ne zaman ki solun, sosyalistlerin ve özellikle de ulusalcıların ortak mücadelesi haline geldi o noktada Önder ve BDP direnişin önemli bir parçası olmaktan imtina ettiler. İşte tam da bu sebepten HDP ortak aday çıkarmanın yollarını aramadı ve zorlamadı.

Üstelik Haziran Direnişi’nin ortak adayını zorlamak gerektiği ısrarımızı HDP ve Kürtlere yönelik üniversiteler açıldığından bu yana devam eden ve seçim sürecinde hızlanan MHP’nin örgütlediği ve ulusalcı bazı unsurların da katıldığı saldırılara rağmen sürdürüyoruz. HDP ve BDP son günlerde gerçekleşen saldırılardan İşçi Partisi ve MHP’yi sorumlu tuttu ve İşçi Partisi bu iddiayı reddederek Gladyo’yu hedef gösterdi. Bizler İşçi Partisi’nin Kürt halkına ve örgütlerine yönelik saldırgan politika ve eylemlerine elbette yabancı değiliz ve bu eylemlerde de örgütlü olmamakla beraber bazı bileşenlerinin olduğundan şüphe etmeyiz. Ayrıca bu olayların asıl örgütleyicisinin neo-fasişt ve ulusalcı diyebileceğimiz unsurlar aracılığıyla uzun yıllar sonra Haziran Direnişi sürecinde bir araya gelen ulusalcı, sosyalist ve kısmen örgütlü Kürt hareketinin unsurlarını yeniden bölme projesinin sahibi emperyalist güçlerin ta kendisi olduğu kesin. Böyle bir tablodan fayda sağlayacak bir unsur daha varsa o da AKP’dir. Kendince zor ve kritik bir seçim süreci yaşayan AKP bu çatışmalı konjonktürü lehine çevirmenin peşinde.

Kısaca özetlemek gerekirse olup biten şudur: bir iktidar örgütlü bir şekilde milyonların telaffuz bile edemediği rakamlar mertebesinde yolsuzluklar yapmış, Türk-Kürt çatışması yeniden yaratılarak ülke bölünme projesinin içine yeniden çekilmiş ve Haziran Direnişi’nin unsurları yeniden parçalanmaya çalışılmıştır. Böylesi bir baskı-şiddetin hakim olduğu, hükümetin meşruluğunu tamamen yitirdiği, barajlı ve yasaklı bir tabloda belediye seçimleri yapmak gayrı demokratiktir ve hatta irrasyoneldir. İşte tam da bu sebeplerden dolayı kendisinin sosyalistlerin adayı olduğunu iddia eden Sırrı Süreyya Önder’in ortak aday konusunda ısrarcı olması şartken kendisi ve partisi bu parçalanmaya karşı durmak yerine bu parçalanmanın bir tarafı olmuştur. Bu anti-emperyalist mücadelenin dışında bir tutumdur ve İKP olarak biz emperyalist planın herhangi bir tarafında olan hiçbir unsura oy vermeyeceğimizi yeniden hatırlatıyoruz.

Yoruma kapalı