|

HÜKÜMETİ TÜRK-İŞ’TEN KOVALIM!

 

Önümüzdeki ay Türk-İş’in genel kurulu gerçekleşiyor. İKP olarak geçen genel kurulda her ne pahasına olursa olsun Kumlu ekibinin yönetime gelmemesi gerektiğini ifade etmiş, bunun olması halinde işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin daha da zayıflayacağına vurgu yapmış ve gene Kumlu ekibinin iş başına geçmesi halinde Türk-İş’in bütün iplerinin işçi düşmanı AKP hükümetinin eline geçeceğini açıkça dile getirmiştik.  Gene o günlerde, Türk-İş’in aşağıdan yukarıya bütün kademelerine ilettiğimiz İKP bildirisinde, hatırlanacağı üzere meselenin şu ya da bu yöneticinin işbaşına gelmesi meselesi olmadığını, ama bizzat AKP’nin kuruluşuna önayak olan ve ona sendikasının kapılarını ve imkânlarını sonuna kadar açan Kumlu yönetiminin kongreyi kazanmamasının sağlanması gerektiğini yazmıştık. Maalesef bunda başarılı olunamadı ve AKP hükümeti Türk-İş’i tümüyle ele geçirdi. O günden bu güne yaşananları zaten anlatmaya gerek yok, herkesin malumu.

 

İşçi sendikaları hükümetin hizmetinden çıkmalı

 Eğer bugün Türkiye’de işçi sınıfı bundan 30 sene öncesinden bile farklı olarak hiçbir hakkını arayamayacak durumdaysa bunun ana nedeni; sınıfın devletten ve patronlardan bağımsız bir sesinin olmamasıdır. Türk-İş’in tümüyle AKP’nin denetimine girmiş olması, bu denetime girmeden önceki durumunun çok da matah olduğu anlamına kuşkusuz gelmez, ama gene de her iki durum arasında nitel bir fark olduğunu da görmezden gelemeyiz. Ve Türk-İş içindeki mücadelemizin ana dayanağını da zaten bu fark oluşturuyor. Yani günümüzün ana meselesi, her ne pahasına olursa olsun Türk-İş’in Hak-İş’leşmesinin önüne geçilmesidir.

 

Korporatizm tehlikesi kapıdayken geçmişe saplanmayalım, geleceğe bakalım 

Türk-İş yönetimleri geçmişten beri maalesef hükümetlerle ilgili olarak “Bana dokunmasın da ne yaparsa yapsın!” politikalarının sürdürücüsü oldular. Ta ki AKP iktidar olana kadar. Çünkü geçmiş hükümetler Türk-İş’e pek fazla bulaşmıyorlar, onun sınıf mücadelesine kayıtsız kalmasını yeterli buluyorlardı. AKP ise Kumlu yönetimiyle birlikte işçi sınıfına şunu söyledi: “Hayır, bu mücadelede sen de tarafsız kalamazsın, aynen benim gibi patronlar sınıfına ve tabii emperyalizme hizmet edeceksin!” İşte sınıf mücadelesinde “kayıtsız” kalmakla patrondan yana “taraf” olmak arasındaki “ince” fark burada yatıyor. Ama bu ince fark aslında bütün mücadelenin geleceğini de belirliyor. Yani bir anlamda “parlamenter burjuva demokrasisi” ile “faşizm” arasındaki fark gibi. AKP işçi sınıfının tümüyle kendi emri altında olacağı korporatist bir yönetimi hedefliyor. İşçilerin her birinin sınıfın bir parçası değil, sıradan bir manav, bakkal ya da musluk tamircisi gibi tek başına hareket eden “meslek” sahipleri olmasını istiyor. İşte bu ölümcül tehdit karşısında, geçmiş ayrılıklar şu andan itibaren bir kenara bırakılmalı ve geleceğe, öncelikli olarak Aralık ayında gerçekleşecek genel kurula bakılmalı, orada hükümet karşıtı bütün sınıf güçleri birleştirilmelidir. Şu veya bu sendika geçmişte yanlış bir tavır almış olabilir, ama artık bugün yanlış tavır alma lüksüne sahip olma hakkını kendinde bulamayacağı gibi, eğer birlik safına gelmişse geçmiş tavrından dolayı da eleştirilerek birlik dışına itilmemelidir, çünkü bu ancak düşmanın işine yarar. Bugün, aymazlık içinde Kumlu’nun yani Erdoğan hükümetinin yanında yer alan sendikalara da ısrarla seslenilerek o safları terk etmeleri çağrısı yapılmalıdır.

 

Bütün milleti peşinden sürükleyebilecek tek güç işçi sınıfıdır

 Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bütün milleti peşinden sürükleyecek tek gücün işçi sınıfı olduğu ve onun dışında hiçbir gücün kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadele bayrağını eline alarak yürüyemeyeceği görülüyor. İşte Yunanistan; toplumun bütün kesimleri son bir yılda 13 genel grev gerçekleştirmiş olan işçi sınıfının peşine takılmış durumdalar. Avrupa Birliği, İMF ve Avrupa Merkez Bankası üçlü çetesinin kıskacından bunalmış toplumun bütün ezilen kesimleri işçi hareketinin arkasına diziliyorlar. Son olarak, emekli subaylar ve astsubaylar da ellerine geçirdikleri bayraklarıyla sendikaların kortejinin arasına “Biz de halkın yanındayız!” pankartını taşıyarak katılmış bulunuyorlar. Yakında aynı durumun Türkiye’de de gerçekleşebilmesi mümkündür.  Buna hazırlıklı olmalıyız. Türk-İş genel kurulu işçi sınıfının bağımsız sesinin ortaya çıkabileceği ilk merhaledir. Geçmiş ayrılıklarımızı bir an için dondurup 10 sendikanın başlattığı Sendikal Güç Birliği hareketinin etrafında toplanalım. Öncelikli olarak hükümeti Türk-İş’ten kovalım! Gelecek, işçi sınıfının ve onunla birlikte hareket etmeye karar verenlerindir.

 

İKP Merkez Yürütme Kurulu

Yoruma kapalı