|

İşçi gözünden TEKEL mücadelesi

İşçi Kardeşliği: Bize kendinizden ve özellikle TEKEL ile ilgili geçmişinizden bahseder misiniz?
TEKEL işçisi Kenan: 45 yaşındayım. Evli ve iki çocuğum var. 1993 yılında İzmir, Alsancak’ta işe girdim. Girdiğimiz dönemde kadın işçiler mevsimlik olarak, erkekler ise geçici işçi statüsünde 12 ay çalışıyordu. O dönemde, biz işe girdiğimizde eski işçiler; “Ah be kardeşim, neden TEKEL’e girdiniz? TEKEL satılıyor” diyorlardı. Bir süre sonra İzmir, Balatçık’ta çalıştım. 1997 yılında, Balatçık’tan Alsancak fabrikasına nakledildim. Sendika yönetimine muhalif olmamdan ötürü sendika ve işveren bizi (40 erkek ve 20 kadın) Alsancak Sigara Fabrikasından İzmir’de başka bir fabrikaya sürdü. 2004’ün Şubat’ının 13’ünde TEKEL içki bölümünün satılmasından dolayı bazı arkadaşların iş akitleri feshedildi. O dönemde İstanbul’a tayin olan 111 tane arkadaşım vardı. 100 civarında arkadaşım da norm fazlası durumunda kaldılar. 18 Şubat 2004’te İstanbul’a gelerek, İstanbul Sigara Fabrikasında çalışmaya başladık. Bütün bu süreçlerde çok zorluklar yaşadık. Kadınlar da erkekler de eşlerimizden, çocuklarımızdan ayrılarak geldik. Ev bulmakta zorluk çektik. Tanımadığımız devasa büyüklükteki şehrin zorlukları…
40–45 tane arkadaşımız tayin sürecinde işten ayrılmak durumunda kaldı. 10 Ekim 2004’te, Bandırma
Yaprak Tütün’e naklimi aldırdım. Orada iki yıla yakın çalıştıktan sonra orası da kapandı. Kadrolu işçileri İzmir’e, geçici işçileri İstanbul’a zorunlu gönderdiler. Bir buçuk yıl çalıştıktan sonra sigara fabrikaları satılınca İstanbul Yaprak Tütün’e geçtim. Orada güvenlikçilik yaptım. 1 Şubat 2010 itibariyle iş akitlerimiz feshedildi. Bildiğiniz üzere o zamandan beri eylemdeyiz. Bugün 205 ya da 206. gün yanılmıyorsam.
Haklarınızı alabilmek için Ankara’ya geldiniz. Eylemlerinizin 78 gün boyunca devam etmesi sürecinde birçok şey yaşadınız, gördünüz. Yine bu süreçte Türk-İş Konfederasyonundan eylem kararı almasına yönelik çağrılarınız oldu. Türk-İş ve diğer konfederasyonlar bir araya geldi. 4 Şubat’ta iş bırakma, 26 Mayıs’ta genel eylem gibi kararlar aldılar. Sonuçları itibariyle alınan kararların yeterince örgütlenemediği de ortada. Sizlerin sendikası Tek-Gıda-İş’in üst örgütü olan Türk-İş’in, mücadelelinizde tam anlamıyla yer almamasının nedeni nedir? Bundan sonrası için yanınızda olacağını düşünüyor musunuz?
Tek-Gıda-İş Başkanı Mustafa Türker’in aynı zamanda Türk-İş Genel Sekreteri olması bizler için avantajdı. Bu durumdan yararlanma şansımız vardı. Belirli bir süre sonra Ankara’daki eylemliliklerin bazen dibe vurduğu zamanlar oluyordu. İnsanlar umutlarını kaybediyorlardı. Bunu hissettiğimiz zamanlarda bütün bölgedeki lider işçi arkadaşlarla bir araya gelip ne yapabiliriz diye konuşuyorduk. Bu konuşmalar neticesinde morali yükseltmek için sendikadan bağımsız meşaleli yürüyüşler ve AKP il binasının işgali gibi eylemler yaptık. Sendika buna sahip çıkmadı, avukat bile yollamadı. Sendikacılara gidişatın iyi olmadığını, sendikanın daha tutarlı ve keskin radikal kararlar alması gerektiğini belirttik. İşin diğer noktasında ise Türk-İş bünyesinde 32–33 tane sendika var. Bunların içinde iktidar-muhalefet denen kesimler var. Tek-Gıda-İş’in TEKEL’in eylemliliğini destekleyen beş sendika var. Diğerleri ise destek vermeme konusunda çaba sarf ediyorlardı. Benim şahsi kanaatime gelince; benim Türk-İş’e başından beri bir inançlılığım yoktu. Çünkü 17 yıldır üyesi bulunduğum Türk-İş’in saçma sapan kararları vardı. Çöp toplama, el ele tutuşma, kan verme, iş başında bir saat işi bırakma gibi eylemler. Türk-İş’in ne kadar tutarsız, ne kadar taraflı bir yapıya sahip olduğunu belli ediyordu.Mustafa Türker’in Türk-İş genel sekreterliğinden istifa etmesi sonucu Türk-İş ile Tek-Gıda-İş arasındaki kopukluklar baş gösterdi. Bu süreçte ters düşmeler başladı. Sendika içi iktidar-muhalefet
kavgaları başladı. 1 Nisan’da TEKEL işçileri polis barikatını aşmaya çalışırken Türk-İş yöneticileri yukarıdan işçileri seyrediyorlardı. Artık biz şunu anlamıştık: Türk-İş isterse biz oraya gidebileceğiz, Türk-İş istemezse giremeyecektik. Türk-İş ve emniyet güçleri birlikte hareket etmişlerdir. Türk-İş, AKP’nin arka bahçesi haline gelmiştir. Bütün bu yaşanılanlardan ötürü 1 Mayıs’ta Taksim’de Mustafa Kumlu’ya yönelik protestomuzu gerçekleştirdik.
Bu protestonun nedeni çok açık olmasına rağmen hatalarını düzeltmek bir yana bizleri cezalandırma yoluna gittiler. 26 Mayıs için daha önce alınan bir günlük iş bırakma eylemini iptal ettiler. Bir saatlik eyleme dönüştürdüler. Bu durumun oluşmasında DİSK ve KESK’in de hataları var. En acı vereni de Tek-Gıda-İş’in de bu karara uyarak bir saatlik iş bırakmasıydı. Ne oldu da 26 Mayıs grevinden vazgeçtiniz? Esnek çalışma mı iptal edildi? 4-C, 4-B mi iptal edildi? Hangi yasalar değişti ne oldu?
Çadırların kaldırılması Tek-Gıda-İş’in kararıydı. Buradan hareketle, sendikanın bu kararı sonucu sendika ile işçiler arasındaki mesafe açıldı diyebilir miyiz?
Tabiî ki. Ben ve 15–16 arkadaşım çadırların sökülmemesinin gerektiğini, eğer sökülecekse de bunun emniyet tarafından yapılması gerektiğini söyledik. “Biz bu mevzileri terk edersek bir daha bu mevzilere geri gelmemiz mümkün değildir.” dedik. Bir insanın kolunu sıkarsan kolu ağrır, kulağını sıkarsan kulağı ağrır ama kalbini sıkarsan bütün organları ağrır. O yüzden Ankara’yı bırakmamalıyız. Ama ne yazık ki sendika bunu dikkate almadı. Biz karşı çıktığımızda işçiler arasında karara biat edenlerle etmeyenler gibi iki kesim oluştu. Orada neredeyse bir çatışma çıkıyordu işçiler arasında. Aradan 205 gün geçince bazı arkadaşlar çadırların sökülmemesinin daha doğru olacağını söylemeye başladılar. Biz bunu 205 gün öncesinde görüp söylemiştik. Böyle bir karar alınacaksa bu kararı işçiler alacaktı. Nasıl eylem için referandum yapılıp da yüzde 99’nun eyleme evet demesiyle sürece devam edildiyse, çadırların sökülüp sökülmemesi konusunda da referandum yapılmalıydı. Bütün çadırlar sökülmeyebilirdi. Sembolik olarak, dönüşümlü olarak birkaç çadır kalabilirdi. Çadırların sökülme kararı ve sonrasında sendika ile işçiler arasında kopukluklar oldu. Bu kopukluklar 1 Nisan itibariyle de
ortaya net bir şekilde çıkmıştır. Tek-Gıda-İş Sendikası Ankara’ya gelme konusunda 1 Nisan için kimseyi örgütlemedi. Herkesin kendi özgür iradesine bıraktılar. Hatta şöyle demişlerdi: 1 Nisan’da 1000 kişiyiz 1 gün, 2 Mayıs’ta 2000 kişiyiz 2 gün, 3 Haziran’da 3000 kişiyiz 3 gün Ankara’da kalacağız.
Tek-Gıda-İş aldığı bu kararların hiçbirisini yerine getirmedi, arkasında durmadı. 1 Nisan’da basın açıklamamızı Türk-İş önünde yapacağız denmesine rağmen Sakarya’da yaptık. Bu duruma tepki gösteren arkadaşlarımız oldu. Bundan sonra da bu eylemlerden vazgeçti. 26 Mayıs öncesi Haziran eylemi de iptal edildi. Şimdi söylenen şey Ağustos’ta gelineceği. Ağustos ayında insanları buraya getirmek o kadar kolay değil, Ramazan başlıyor. Biz yine de gelinmesi için çaba sarf edeceğiz. Genel Başkanımızın bir ifadesi vardı: “Bu mücadelede bir kişi dahi kalsa eylemimizi sonuna kadar götüreceğiz”. Biz buradayız.
En son Ankara’ya yaklaşık 60 TEKEL işçisi olarak gelip Türk-İş binasına girdiniz. Devamında da bir dizi durumlar yaşandı. Bunlardan da bahseder misiniz?
2 Temmuz’da, sabah 08:30- 09:00 gibi binaya girdik. Binaya girdiğimizde farklı manzaralar vardı. İçerde sivil polis memurları kahvaltı yapıyorlar, çevik kuvvet dışarıda. Biz girince bize şiddet uyguladılar, özellikle kadın arkadaşlarımıza karşı. Mustafa Türker’in 1.400 kişiyle yapamadığını biz 60 kişiyle Türk-İş’e girerek ve bir gece de kalarak yaptık. Bu arkadaşlarımız Mustafa Türker’in onurunu kurtarmıştır. Mustafa Türker’in vermiş olduğu talimatlara uymuştur. Türkiye’de gerçekten namuslu, iyi sendikacılar olduğuna inanıyoruz.
Türk-İş yönetiminin en son yayınladığı mesajlara bakarsak, Türk-İş’in sizlerin yanınızda olmadığı gibi karşınızda olduğunu söyleyebiliriz. Yine metinlerinde sendikanız Tek-Gıda-İş’in de sizlerin eyleminizi onaylamadığına atıfta bulunuyor. Sizler Mustafa Türker’in söyleyip de yapamadığını yapmaya çalışmanıza rağmen Tek-Gıda-İş’in de sizleri desteklediğine dair somut bir açıklaması yok. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Bizler için üzücü olan Tek-Gıda-İş genel merkezinin açıklamasında “Bizim talimatımız dışında gerçekleştirilmiş bir eylemdir, bizim ilgimiz yoktur.” denmesidir. Neden böyle bir açıklama yaptılar onu anlamakta zorluk çekiyorum. Türk-İş’in “Onlar TEKEL işçileri değil” demesinden ötürü biz TEKEL kimlik kartlarımızın fotokopisini çektirerek oralara astık. Şu bir gerçek artık: Türk-İş ile Tek-Gıda-İş arasında bir sorun var. Bizler Tek-Gıda-İş’e ziyarete gittiğimizde Türk-İş, TEKEL işçileri Tek-Gıda-İş’i bastı diye emniyete haber veriyorlar. Bizler yönetimle beraber içerde oturup çayımızı içerken emniyet güçleri geliyor. Emniyet kuvvetleri şunu söylüyorlardı: “Biz müdahale edelim mi?”. Emniyet kuvvetleri özellikle Türk-İş tarafından yönlendiriliyor. Türk-İş’in açıklamasının amacı bizim
sendikayla bağımızı koparıp yalnızlaştırmaya çalışmak. Biz birlikten bütünlükten yanayız. DİSK ve KESK’teki arkadaşlarımızı ikna etme konusunda elimizden geleni yapacağız. Sendika olmazsa olmazlarımızdan. Sonuçta örgütlü bir gücüz, toplumsal muhalefeti yükseltmediğimiz sürece işçi hareketi başarıya ulaşamaz.
Bugün (06.07.10) Mecliste görüşmeler yaptınız. Nasıl geçti?
CHP’nin grup toplantısına katıldık. Kemal Kılıçdaroğlu bizi makamında kabul etti. Kendisiyle görüşmemizde bize “Eğer biz iktidara gelirsek 4-C’yi, taşeronlaştırmayı kaldıracağız” dedi. MHP grup başkan vekili Oktay Vural’la görüştük. Parlamentoda soru önergesi vereceğini söyledi. Bu konuda ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Çıktıktan sonra İHA muhabirlerine bir basın açıklaması yaptık.
Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz?
Eğer Tek-Gıda-İş sendikası sözünde durursa Ağustos’ta yapılacak eylem için bizler de bu eylemin örgütlenmesi konusunda elimizden geleni yapacağız. Biz geleceğiz. Ancak sendikanın Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre hareket edeceğini düşünüyorum. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi 4-C’yi esastan görüşmeye devam ediyor. 4-C iptal edilirse hükümet yeni bir düzenleme yapmak zorunda kalacaktır. Mahkeme iptal etmezse birçok işçi 4-C’ye geçecektir. 4-C’ye başvurmayanların sayısı 5.100 civarında. Ayrıca iş akdi fesih olmayan (İzmir, Diyarbakır, İstanbul) 2.500 civarında arkadaşımız var. Bu arkadaşlara 14 Haziran itibari ile fesih olacak diyorlardı, yapılan mücadele neticesinde bu tarih ertelendi. Tek-Gıda-İş Sendikası isterse bu arkadaşları da sürece katarak eylemi örgütleyebilir. Eğer bundan sonra Tek-Gıda-İş eylem kararı almazsa Türkiye’de TEKEL süreci bitmiş demektir. Bu arada yarım saat önce aldığım bir haberi paylaşmak isterim. İzmir’de 4-C’ye geçen bir arkadaşımız geçim sıkıntısı yüzünden pompalı tüfekle intihar etmiş. Valilikte çalışan Metin diye bir arkadaşımızdı. Bu ölümlerin sorumlusu mevcut siyasi iktidardır.

Yoruma kapalı