|

İKP’DEN TÜRK-İŞ’İN MUHALİF SENDİKALARINA AÇIK MEKTUP

 İŞÇİ SINIFININ BİRİ EKONOMİK DİĞERİ SİYASİ OLAN İKİ AYRI MÜCADELESİ YOKTUR:

İŞÇİ SINIFININ TEK BİR MÜCADELESİ VARDIR VE ONA DA SINIF MÜCADELESİ DENİR!

 Geçtiğimiz günlerde Petrol-İş sendikasının gerçekleştirilen genel kurulunda, Türk-İş’in mevcut yönetimine karşı tutum alan 10 sendikanın sözcüleri görüşlerini en açık biçimiyle dile getirdiler. Türk-İş’in başındaki Kumlu yönetiminin hükümetle nasıl bir işbirliği içinde olduğunu ve hükümetinse işçi hareketini ezip yok etmek için elinden geleni bugüne kadar ardına koymadığını bundan sonra da aynı yolda devam edeceğini en yalın haliyle ifade ettiler. Türk-İş’in mevcut yönetiminin değişmemesi halinde Erdoğan hükümetinin işçilerin kıdem tazminatına nasıl saldıracağını, bölgesel asgari ücret uygulamasını nasıl hayata geçireceğini, bütün sendikaları nasıl kendi kuklası haline getirmek isteyeceğini herkesin anlayabileceği bir üslupla dillendirdiler.

 Türk-İş’in muhalif sendikaları,

 Siz şu anda sadece Türk-İş içindeki 10 küsur sendikayı temsilen davranmanın çok ama çok ötesinde bir görevle karşı karşıyasınız. Sadece sendikalarınızdaki işçileri değil Türkiye’nin bütün işçilerini temsil etmek durumundasınız, çünkü ortaya attığınız sorunlar sadece sizin işçilerinizin değil Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine yaklaşık 25 milyon işçinin kaderini belirleyecek olan sorunlardır. Kıdem tazminatı ya da bölgesel asgari ücret uygulaması Türkiye’nin bütün işçilerinin sorunudur. Ve siz madem bu işe soyundunuz, o halde bütün işçiler adına davranmak durumundasınız.

 Değerli sendikacı arkadaşlar,

 AKP hükümeti büyük patronların çıkarları doğrultusunda sendikalarda korporatist bir anlayışı hâkim kılmak için elinden gelen her türlü çabayı gösteriyor. Kendi emri altında bir sendikal yapılanmayı Türk-İş içinde de dışında da geliştirmeye çalışıyor. Ama Erdoğan hükümeti o kadar işçi düşmanı ki, kendi emri altında faaliyet gösterecek sendikalara bile geçici olarak tahammül ediyor, onları sizin gibi emri altına girmemiş olanları zapt-ü rapt altına almak için kullanıyor. Sizin işinizi bitirdiğinde onları da buruşturup çöpe atacak. Üstelik buna Kumlu’nun başkanlığını yaptığı Tes-İş gibi Demiryol-İş sendikası da dahil.

 Peki, AKP hükümeti böyle de muhalefet partileri çok mu farklı? MHP Genel Başkanı kendi üyelerinin delege olarak bulundukları kongrelere gelmeye bile tenezzül etmezken bakın ana muhalefet partisinin başkanı Kılıçdaroğlu işçiye hitaben ne diyor: “Biz CHP olarak işçinin de işverenin de avukatı olacağız!”

 Yahu senelerdir hep işçi davacı, patron davalı. Peki, sen ikisinin de avukatı nasıl olacaksın? Bu demektir ki, arabulucu olacaksın. O zaman senin sendikalara ilişkin korporatizm anlayışından ne farkın olacak?

 Değerli arkadaşlar,

 AKP’nin patronların nasıl genel çıkarlarının savunucusu olduğunu hepimiz biliyoruz. Patronların şu ya da bu kesimini desteklemenin öncesinde onların sınıfsal çıkarlarına hizmet etmeyi görev bilen bir parti AKP. Kuşkusuz bazı ihalelerde kendi cemaatine öncelik tanıyor, ama en büyük ihalelerin çokuluslu şirketlerle içli dışlı olan geleneksel büyük patronlara gitmesini engelleyemediği gibi bunu ne kadar isteyebileceği de şüpheli. Ama bir konu kesin: Bugüne kadar yaptığı ve bundan sonra yapacağı bütün uygulamalar genel olarak büyük patronlar sınıfının çıkarlarına denk düşüyor ve düşmeye devam edecek.

 Arkadaşlar,

 Patronlar, partileri ve hükümetleriyle tam bir sınıf gibi davranıyorlar. İşçilerse sendikalı bile olamadıklarında, yani en temel örgütlenme halkasına ulaşamadıklarında sınıf olmaktan çıkıyorlar, sıradan bir vatandaş haline geliyorlar. Bakkallarla manavların topluma öncülük edemeyeceklerini biliyoruz. Tek başına bir işçinin bir bakkalla manavdan farkı yoktur, onu güçlü kılan sendikası ve partisidir. İşçi, sermayeden ve devletten bağımsız örgütüyle işçi sınıfı olur. İşçi, bugün bizde olduğu gibi cemaati ya da tarikatıyla da bir işe yaramaz, yani sınıf olamaz, ancak sürü olur.

 Sendikacı arkadaşlar,

 Tek başına Petrol-İş sendikası bile Batman’daki, Aliağa’daki, Kırıkkale’deki ve Tekirdağ’daki örgütlenmesiyle ülkenin birliğinin güvencesidir. Petrol-İş zayıflarsa ülkenin birliği sarsılır. Petrol-İş’i zayıflatmak isteyen ülkeyi parçalamak isteyendir. Aynı durum diğer sendikalar için de geçerlidir. Ama bu sadece bizde değil, başka ülkelerde de böyledir, hatta emperyalist ülkelerde bile. Emperyalizmin kapitalist ulus-devletleri bile parçalamak istemesinin en yakıcı örneği Belçika’dır. Bugün eğer Belçika hâlâ parçalanmamışsa bu sadece ve sadece Avrupa Birliği’nin arzusuna rağmen buna direnen Belçika işçi sınıfı ve onun sendikal konfederasyonu sayesindedir.

 Arkadaşlar,

 İşçi sınıfının biri ekonomik ve diğeri de siyasi olan iki ayrı mücadelesi yoktur. İşçi sınıfının tek bir mücadelesi vardır ve onun adı da sınıf mücadelesidir. Ekonomik mücadeleyi sendikalar, siyasi mücadeleyi de siyasi partiler yürütürler diye bir kural da yoktur. Evet, ekonomik mücadeleyi sendikalar yürütürler, siyasi mücadeleyi de zaman zaman pekala her ikisi de yürütebilirler. Günümüzde en basit ekonomik mücadele bile artık siyasi bir anlam taşıyor. Dolayısıyla sendikalarımızın artık siyasi mücadeleden kaçma lüksü bulunmuyor. Ve bu mücadeleyi de patron partilerinde sürdürmeye imkânları yok. Artık bıçak kemiğe dayandı ve işçilerin hükümetlerden ve patronlardan bağımsız kendi partilerini kurmaları gerekiyor. Bu yapıldığında karşınızda Kumlu duramayacağı gibi AKP dahil hiçbir hükümet de duramayacaktır. İşçi sınıfı, aileleri hariç 25 milyon kişidir. Bunun karşısında duracak hiçbir güç yoktur. Ama sendikacı arkadaşlar sizde bu cesaret var mı? Varsa hem siz hem Türkiye işçi sınıfı çok şey kazanabilirsiniz. Yoksa, bırakın hükümet karşısında başı dik durmayı iki kelimeyi doğru dürüst bir araya getirmeyi bile beceremeyen mevcut Türk-İş yönetimi karşısında bile yenilgiyi şimdiden kabullenmek zorunda kalacaksınız. Tercih sizin.

 

Yoruma kapalı