|

İKP Seçimlerde İttifaka Çağırıyor

Seçimlerde Başkanlık Sistemine karşı Haziran İsyanı’nın ana damarını canlandıralım:

 

Yaşasın sömürülen ve ezilen Kürt, Türk, tüm Türkiye halklarının AKP’ye karşı ortak mücadelesi!

 

Bu seçim, Meclisi işlevsiz kılacak Başkanlık Sistemine geçiş seçimidir

Yaklaşan 7 Haziran Genel Seçimlerinde Tayyip Erdoğan’ın bir numaralı hedefi Başkanlık Sistemine geçiş için gerekli çoğunluğu sağlamak. Bunu tehditkar bir şekilde ifade etti bile: “400 milletvekilini verin ve bu iş huzur içinde çözülsün.”

Başkanlık Sisteminin kurulması ise Türkiye’nin işçi, köylü, genç, kadın sömürülen ve ezilen tüm kesimlerinin; Türkler ve Kürtler başta olmak üzere tüm Türkiye halklarının ağır bir yenilgi alması anlamına gelir, çünkü Başkanlık Sistemi;

  • Soma ve Ermenek madenlerinde, Torunlar İnşaat şantiyesinde yüzlerce işçinin ölmesine ve maalesef diğer sayısız iş cinayetinin olmasına mahal veren, üstelik Soma’daki işçi katliamına rağmen madenlerde yaşam odalarının kurulmasının yasaya girmesini engelleyen,
  • Sadece geçtiğimiz aylar içerisinde cam, maden ve metal grevlerini yasaklayan, böylece grev hakkını fiilen kullanılmaz hale getiren,
  • Kadınları bir yandan eve kapatıp bir yandan da ucuz işgücü olarak aşırı sömürü koşullarına maruz bırakan, kadın-erkek eşitliği karşıtı politikaları ve uygulamalarıyla kadınların insan haklarını yok sayan ve hızla artan kadın cinayetlerine zemin hazırlayan,
  • Zorunlu din dersleriyle, zorla imam hatiplere dönüştürülen okullarla mezhepçi bir saldırı başlatarak laik ve bilimsel eğitimi dinamitleyen,
  • ABD emperyalizminin direktifleri doğrultusunda, Suriye’yi kan gölüne çeviren İslam Devleti’ne el altından destek veren ve ülkemizi savaş bataklığına sürükleyen,
  • Bir yandan “barış süreci” yalanları anlatırken diğer yandan Kürt çocuklarını sokak ortasında alnından vuran, cezaevlerinde korkunç işkencelere maruz bırakan

AKP iktidarının daha da güçlenmesi, militarizmin ve gericiliğin koordinasyon merkezi haline gelmesi demektir.

Hepsinden daha önemlisi Başkanlık Sistemine geçiş, Meclisi işlevsiz kılacağı için hükümetin her türlü savaş macerasına hiçbir engel olmadan girebilmesi anlamına gelecektir. Unutulmasın ki 2003’te taze AKP iktidarının ilk icraatlarından biri, ABD’nin Irak işgaline destek olmak için Meclise 1 Mart tezkeresini getirmesiydi. Neyse ki Meclis o gün bu tezkereyi reddetti ve kardeş Irak halkının kanına girmemize mani oldu. Bir Başkanlık Sistemi içinde Tayyip Erdoğan hiçbir engel tanımaksızın istediği ülkeye savaş açabilecektir. Nitekim daha bu sisteme geçmeden bile Meclis iradesi yok sayılmış ve Türkiye emrivakiyle Libya’da savaşa sokulmuştur. Başkanlık Sistemi gelirse yarın bu acil olarak Suriye için de gündeme gelebilir. İşte bu yüzden Başkanlık Sistemi ülkemizin barış isteyen Türk, Kürt ve diğer halkları için büyük bir mağlubiyet anlamına gelir.

Başkanlık Sistemi 12 Eylül darbesinin bir projesidir, DURDURULMALIDIR!

Meclisin yürütme karşısında güçsüzleştirilmesi ve Başkanlık Sistemi 12 Eylül 1980 darbesinin bir projesiydi. Bugün Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak sonuna kadar kullandığı ve neredeyse Başkanlık Sistemi varmışçasına hareket ettiği koşullar 12 Eylül Anayasasından kaynaklanıyor. Buna ek olarak, 12 Eylül 2010 referandumunda yargının yürütme üzerindeki yerindelik denetimi yetkisi kaldırılarak yürütme daha da güçlendirildi. Bugün ise 12 Eylül’ün başlattığı bu sürecin son adımına gelmiş bulunuyoruz. Tayyip Erdoğan’ın inşa ettirdiği saray TBMM’nin yerine geçmek üzere bu kadar büyük yapıldı. Bu, aynı zamanda sandığın da hükmünün kaldırılması demektir. Artık seçmenlerin Ankara’ya gönderdikleri vekillerinin bir gücü olmayacak. Ancak bir Başkan seçebileceğiz, O da Tayyip Erdoğan olacak; O, tüm kademelerdeki görevlileri, bakanları, danışmanları kendisi atayacak. Padişahlığa özenen Tayyip Erdoğan, Başkanlık Sistemini getirmek isteyerek bugüne kadar kendisine oy vermiş kitleye de artık güvenmediğini, onların seçtiği AKP’li vekillere bile tahammülü olmadığını ve devleti yasalarla değil fermanlarla yönetmek istediğini göstermiş oluyor.

İşte bu sebeplerle bu seçimin temel meselesi Başkanlık Sistemidir. O yüzden Türkiye halklarından, emekçilerinden, gençlerinden, kadınlarından yana olanlar da Başkanlık Sistemine karşı mücadeleyi merkezi mesele olarak önlerine koymalıdırlar.

Burada en büyük görev Haziran İsyanı’nda harekete geçmiş milyonların en çok oy verdiği, bu seçimlerde de Meclise milletvekili sokma imkanı bulunan siyasi partilere düşüyor. Eğer CHP ve HDP yönetimleri, Haziran 2013’te harekete geçmiş insanları yenilgiye uğratmak istemiyorlarsa Başkanlık Sistemini savuşturmak için ihtiyaç duyulan seçim ittifakını önlerine koymayı seçmenlerine borçludurlar.

CHP ve HDP; daha fazla sömürü, ezilme ve savaş anlamına gelecek Başkanlık Sistemine karşı birlikte hareket etmeyi, Haziran İsyanı’nda sokaklara dökülen seçmenlerine borçludurlar

Aralık 2012 tarihli İşçi Kardeşliği’nin kapağında “Tek yol, Ulus Meydanı halkıyla Diyarbekir halkının birleşmesidir” yazmıştık. Daha üzerinden bir yıl geçmeden bu birleşme yaşandı ve Haziran İsyanı oldu. CHP ve HDP yönetimleri, samimi olarak AKP iktidarıyla mücadele etmek, daha fazla işçinin ölmesini engellemek ve bölgemizde barışı tesis etmek istiyorlarsa yine bu kitleyi birleştirmek üzere hareket etmelidirler. Barış süreci; Roboski’nin, “Kobanê düştü düşecek”in mümessilleriyle değil, ancak bu kokuşmuş iktidara karşı Haziran’da isyan edenlerle yapılır.

CHP yönetimi geçmişte bu birleşmeye engel oldu. MHP ile işbirliğini tercih etti. Bu da yetmezmiş gibi CHP yönetimi, ABD’nin kulağına Abdullah Gül vasıtasıyla fısıldadığı bir adayı; yıllarca İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreterliği yapmış Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı olarak sundu. Dahası demokratik gösteri hakkını kullanmasına rağmen polis saldırısına uğrayan kitlesini eve dönmeye çağırarak AKP iktidarını rahatlattı. Böyle tavırlara yine girişebilir. Ancak bilelim ki bu hem Başkanlık Sistemine kapıyı açar hem de CHP seçmenini başka arayışlara sürükler.

HDP yönetimi ise bu seçimlere parti olarak girmeyi ve seçim barajını geçerek barajı yıkmayı hedeflediğini söylüyor. Bununla ilgili birkaç itirazımız var:

  • Bir parti yüzde 10’u geçti diye baraj yıkılmıyor. AKP hep geçiyor; MHP ve CHP’nin geçmişte altında kalmışlıkları da var, şimdi geçiyorlar. Ancak barajla ilgili hiçbir şey değişmiyor.
  • HDP eğer parti olarak girip barajı geçerse bağımsız adaylarla girmesine göre yaklaşık 20 milletvekili fazla alma imkanı olacak. Ancak bu 20 milletvekilinin ne Başkanlık Sistemi oylaması ne de başka bir açıdan kritikliği var.
  • HDP’nin barajı geçememe riski çok yüksek. Bu durumda AKP’nin milletvekili sayısı fırlayacak ve muhtemelen Başkanlık Sistemi oylaması için gereken sayıya ulaşacak.

Bunlara ek olarak HDP, Başkanlık Sistemine karşı olarak resmi bir açıklama yapmış değil. Selahattin Demirtaş’ın aleyhte, Sırrı Süreyya Önder’in ise ortayolcu açıklamaları var. HDP işçilerden, emekçilerden, gençlerden, kadınlardan ve onların temsilcisi olmaya aday diğer siyasi yapı ve partilerden oy istiyorsa, tüm sömürülen ve ezilenleri yakından ilgilendiren Başkanlık Sistemine karşı tutumunu netleştirmeli ve açıklamalıdır.

Bu koşullarda HDP yönetimine somut önerimiz, Başkanlık Sistemine karşı çıkacağını ilan etmesi ve bu amaçla CHP yönetimine seçimlere ortak girme teklifi götürmesidir. Eğer CHP yönetimi bunu kabul etmezse Haziran İsyanı’nda sokakları dolduran milyonlarca seçmenin oyunu isterken eliniz güçlenmiş olur. Kabul ederse zaten bu bileşim istediğiniz sayının da üstünde milletvekili almanızı sağlayabilir.

Üstelik bu tarihi birliktelik Haziran İsyanı’nın ana damarını da canlandıracak, ülkemizi kalıcı barış ve siyasal demokrasiye götürecek bir Kurucu Meclis’in toplanması için barajsız, yasaksız, eşit propaganda imkanlı bir seçime kısa zamanda gitme olanağı sunacaktır.

 

İKP Merkez Yürütme Kurulu

Yoruma kapalı