|

İşçi Kardeşliği Partisi Seçim Bildirgesi

Amerikan istihbaratı yatak odalarına da girdi…

Türkiye Nereye Gidiyor?

Ey ahali!

Duyduk duymadık demeyin! Artık dünyanın jandarmalığına ve “namus bekçiliğine” soyunmuş ABD emperyalizminin istihbarat örgütü ve onun her ülkedeki maşaları olan yerli istihbarat örgütleri yatak odalarınıza kadar girmiş bulunuyorlar. Yıllardır bıkıp usanmadan ABD emperyalizmi tarafından yönetildiğimizi söyleyip duruyoruz. Herkesi buna inandıramıyoruz. Ama artık her şey ayan beyan ortada değil mi? Evet, yatak odalarına da girdiler ve bundan daha ötesi var mı? Hepinizin telefonlarını dinledikleri yetmedi, şimdi herkesin gözü önünde siyah renkli ortam dinleme minibüsleriyle sokak sokak dolaşıp karınız, kocanız ya da sevgilinizle ne konuştuğunuzu saptıyorlar. Hepiniz hiçbir dönemde olmadığı kadar fişleniyorsunuz. Banka kartlarınızdan sizinle ilgili her türlü bilgiye zaten sahipler. Ama yetmiyor; daha fazlasını istiyorlar: Kan grubunuzu da, DNA’nızı da, parmak izlerinizi de, artık optik okuyucuların denetimine sunulmuş göz bebeklerinizi de istiyorlar. Günün birinde ABD emperyalizminin çıkarlarına aykırı bir yönelişe girerseniz, sizi kolaylıkla tespit edebilmek ve her bilgiyi aleyhinize kullanabilmek için.

Ey ahali!

Bin Ladin’in öldürülmesinin zamanlamasıyla Kaddafi’nin öldürülmek istenmesi ve çocuğunun öldürülmesi arasında bir bağlantı yok mu zannediyorsunuz? Ya da bu eylemleri yapanlarla Deniz Baykal kaseti ve MHP kasetlerini ortaya çıkaranların aynı merkezden yönetildikleri sizce belli değil mi? Ya da bugüne kadar evlerinde öldürülen Filistinli yöneticileri öldürenler de bu merkezden yönetilmiyorlar mıydı? Ya da 1999 yılında zamanın başbakanı Bülent Ecevit’in bile şaşırarak, “Onu bize niye teslim ettiklerini anlayabilmiş değilim” dediği Abdullah Öcalan’a ilişkin operasyonun da aynı merkezler tarafından yapıldığına kuşkuyla mı bakıyorsunuz? Ergenekon, Balyoz, KCK ve Devrimci Karargâh davaları sizce birer Guantanamo uzantısı olup aynı merkezden yürütülmüyor mu? Evet hepsi aynı merkezden yürütülüyor ve hepsi de CIA ile MOSSAD patentli eylemler. İşte AKP hükümeti de kendi şahsi menfaatlerine denk düştüğünden bu planların Türkiye’deki uygulamalarına destek olduğu gibi yürütülmelerine de bizzat katılıyor. Bir ülkenin başbakanı yabancı bir ülkenin o ülkedeki büyükelçisinin talebi üzerine kendisiyle bir helikopter alanında görüşüp ondan gizli bir dosya alabiliyorsa (sanki memlekette başka yer kalmamış ya da bu dosya bir başka hükümet yetkilisine verilemezmiş gibi) vay halimize! İşte Washington’dan yönetiliyor oluşumuzun ispatı! Sizce o dosyada ne vardı? Kim bilir; belki de AKP istihbaratınınkiler yetmedi ABD istihbaratı kendi çektiği kasetleri de ulaştırdı.

AKP kimin devamıymış?

Başbakan Tayyip Erdoğan, bir süredir AKP’nin aslında Menderes-Özal çizgisinin takipçisi olduğunu söylüyor. Doğru söylüyor. Her ikisi de Türkiye’nin bütün imkânlarının emperyalizmin hizmetine sunulmasının hızlandırıcılarındandırlar. Özal da Erdoğan da özelleştirmenin ateşli savunucuları ve uygulayıcılarıdırlar. Türkiye’de işçi sınıfının örgütlerinin ve diğer bütün kazanımlarının imha edilmesinin sorumlusudurlar, köylülüğün yok edilmesinin sorumlusudurlar, ülkemizin her dört gencinden birinin işsiz kalmasının sorumlusudurlar. Erdoğan bütün bunların yanı sıra işçi sınıfının güvencesiz çalışma koşullarına itilip taşeronun kucağına atılmasının sorumlusudur.

Yeni Meclis kime hizmet edecek?

WASHİNGTON’DAN VE BRÜKSEL’DEN YÖNETİLMEYE HAYIR!

Her meclis gibi 12 Haziran meclisi de bir öncekine göre emperyalizme daha bağımlı bir meclis olacaktır. Şimdiden yeni meclisin bütün bileşenleriyle birlikte bir Avrupa Birliği anayasası hazırlayacağı bellidir. Bu anayasa en iyi haliyle 2005 yılından itibaren Fransa’da, Hollanda’da ve İrlanda’da halkoyuna sunulan ve hepsinde reddedilen işçi sınıfı ve halk düşmanı bir anayasa olacaktır. Çokuluslu emperyalist şirketlerin çıkarlarını savunarak kamu hizmetlerini daha da kısacak olan bu anayasa işçi örgütlerinin mevcut durumdaki sınırlı bağımsızlıklarını da ortadan kaldırarak onları hükümetlerle patronların tümüyle hizmetine sunacak ve Avrupa Birliği büyük patronlarının bölgeselleştirme politikalarına yol açacaktır. Gene bu anayasa Türkiye’yi Ortadoğuda tam anlamıyla NATO aracılığıyla emperyalizmin batağına itecek ve TSK’nın ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda Libya’ya olduğu gibi her yere müdahale etmesine (neredeyse hükümetin meclisten izin almasına bile gerek kalmadan) yol açacaktır.

İki hareketi birleştirmek

Bugün Türkiye’de biri potansiyel diğeri fiili iki kitle hareketi bulunuyor: Bunlardan birincisi en açık ifadesini 2007 yılındaki 3. Cumhuriyet mitingi olarak adlandırılan İzmir mitinginde bulan hareket olup, anti-ABD ve anti-AB niteliği yüzünden bizzat zamanın Genelkurmayı tarafından durdurulmuştur. Diğeri ise 1990’lı yılların başlarından günümüze kadar büyüyerek gelişen ve ülke sınırlarını aşan büyük Kürt halk hareketidir. Bu iki hareketten birincisinin Kürt düşmanı şovenizmini kırmak ve diğerininse bölgeselleşme politikalarından uzaklaşarak güçlü bir anti-emperyalist karakter kazanmasına yardımcı olmak İşçi Kardeşliği Partisinin (İKP) önümüzdeki dönemdeki ana görevidir. İKP’nin birleşmesini hedeflediği bu iki hareketin ortak gücü hem emperyalizmi hem de onun ülkemizdeki uzantılarını bozguna uğratma imkânına sahiptir.

İKP’nin seçim tutumu nedir?

TEK ÇÖZÜM: 12 HAZİRAN SEÇİMLERİ YERİNE BARAJSIZ YASAKSIZ EGEMEN BİR KURUCU MECLİS SEÇİMİ!

Partimiz, yüzde on seçim barajını demokrasinin önünde bir baraj olarak görüyor. Dolayısıyla AKP’yi ve bu barajı bugüne kadar eline fırsat geçmişken değiştirmeyen partileri 12 Eylül uzantıları olarak değerlendiriyor. Üstelik başta Tunus ve ardından Mısır devrimleriyle başlayıp sınırlarımıza kadar uzanmış olan dalganın etkisi, 12 Haziran seçimlerinin meşruiyetinin ötesinde anlamını da zayıflatmış olduğu çıplak bir gerçekken, Kürt halk hareketinin kendisinin de seçim evresini çoktan aşmış bir devrimci durumda bulunduğunu gösteriyor. Bütün bu gelişmeler 12 Haziran seçimlerinin yukarıda sıraladığımız gerekçeler de hesaba katıldığında, reddedilmesinin ve onun yerine mevcut bütün partilerin eşit propaganda imkânlarına sahip olup, tutuklu ve hükümlüleri de listelerinden aday olarak gösterebilecekleri barajsız ve yasaksız egemen bir kurucu meclis seçimine gidilmesini tek çözüm olarak görüyor. İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) böyle bir kurucu meclisin bütün işçi örgütleriyle birlikte işçi sınıfı tarafını oluşturmaya aday olduğunu ve bu yolda elinden gelen her türlü çabayı göstereceğini şimdiden ilân eder.

İŞÇİ KARDEŞLİĞİ PARTİSİ

Yoruma kapalı