|

Kötü gidişe dur demek için Emek bloğu

Kongre sürecinden ve önümüzdeki dönem sendikal çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Biz bu kongre sürecinde, özellikle 2004 yılındaki kongreden bu yana geçen süreyi birlik ve bütünlük içinde geçirdik. Genel başkanımızla bu dönem bir ekip olarak girdik bu kongreye. Kongreler, sendikaların bir nevi kendilerini sorguladıkları, eksikliklerinin, yanlışlarının ortaya konulduğu bir süreçtir. Bizim kongremizde de bunların hepsi konuşuldu, tartışıldı. Genelde iyi bir atmosferde geçti kongre. İki arkadaşımız aramıza yeni geldi. Diğer 3 arkadaş eski dönemde de vardı. Ana hatlarıyla bu şekilde geçti. Genel başkanımızın dışında her arkadaşımızın karşısına da aday çıktı. Bugün de kendi aramızda oturup tartıştığımız konuların başında örgütlenme geliyor. En büyük sıkıntımız. Bu dönem bununla ilgili daha ciddi bir çalışma içerisine gireceğiz. Ancak örgütlenme giderlerini karşılamak için bir düzenleme yapmak zorunda kaldık. Genel kurulda, günlük 6 saat olan sendika aidatının 7,5 saate çekilmesine karar verildi.
Tüzük maddemiz gereğince bazı şubelerimizi temsilciliğe çevirdik. Bu şubeleri tamamen kapatmadık çünkü bu arkadaşlarımız örgütlenme faaliyetlerine devam edecekler. Bunun içinde Bilecik, Eskişehir, Kütahya, Uşak, Afyon gibi illerde ciddi manada bizim işkolumuza giren işyerleri var. Eskişehir bölge temsilciliği bu havza için bir fizibilite çalışması yapacak. Bu ayın sonunda yaptığı çalışmalar neticesinde de biz merkez yönetimi ile bir araya geleceğiz ve orada ilk adımı atmış olacağız. Bunun dışında diğer bölgelerde bizim diyalog ve işbirliği içinde olduğumuz bazı işyerleri var. Bunlarla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Örgütlenmemiz, büyümemiz lazım. Ancak Türkiye’de örgütlenme çok kolay değil. Başbakanın “Git örgütlen” dediği gibi de olmuyor. Örgütlendiğiniz yerde işten atılmalar kaçınılmaz olabiliyor. İşverenler yasal boşlukları iyi değerlendiriyorlar. İşletmeyi kapatıp başka bir yere taşıması söz konusu oluyor. Bütün bunlara rağmen örgütlenmeliyiz.
İkinci olarak da bu dönem genç işçi sayımız arttı. Sendikal bilinci vermek amacıyla eğitime de ağırlık vereceğiz. Özellikle bölgesel ve toplu eğitimler olacak. Bunlar üzerine yoğunlaştık. Onun dışında, Şişe Cam’ın dışında orta ölçekli işyerlerinde bu dönem toplu sözleşme dönemimiz. Onların çalışmalarına başladık. Bu seneki hedeflerimiz bunlar. Daha örgütlü ve daha bilinçli bir üye yapısı hedefliyoruz. Aynı zamanda daha çok üyeye ulaşmaya çalışıyoruz.
Yalnız bu örgütlülük ve sendikal bilinç, sadece Kristal İş’le olacak şey değil. Kendi üyelerinin ve toplumun örgütlenmesi, bilinçlendirilmesi için konfederasyonların birlikte mücadele etmesi gerekir. Aralarındaki kavgayı bırakıp ortak hareket etmesi gerekiyor. 1 Ekim’de yasa yürürlüğe girdi ve hiçbir kesimde ses yok. Bu durumun önüne geçmeliyiz.
Sendikal örgütlenmenin önündeki engellerden kısaca bahsettiniz. AKP’nin geçirmeye çalıştığı yeni anayasa, hali hazırdaki işçi sınıfı haklarını da yok etmeye çalışıyor. Tıpkı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi. Getirilmeye çalışılan yeni anayasa hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu getirilmeye çalışılan yasalar Avrupa’dan bize getirilmeye çalışıyor. Değiştirilmesini istedikleri Anayasa da dışarıdan getirilen bir anayasadır. Avrupa’da da kendi halkı için getirilmedi bu anayasalar. Kendi ülke gerçeklerimiz, varoluş nedenlerimiz göz önünde bulundurarak bizi yönetebilecek, herkesi olmasa bile toplumun çok büyük bir çoğunluğunu kapsayacak bir Anayasa olması lazım. Bu konuda özellikle İşçi Kardeşliği Partisi’nin düşüncesine katılıyorum. Bu ülkenin dinamikleri var, sendikaları var. Tabana hitap edebilecek bir anayasanın hazırlanması lazım. Avrupa’nın bize dayattığı anayasayı doğru bulmuyorum. Bir tepki konulması gerekirse de bu tepkinin içinde olurum.

Yoruma kapalı