|

Kiralık işçilik çıkarken ne yaptın?

— Aziz Çelik

Kiralık işçilik yasalaştı. İşçi simsarlığının önünde artık yasal bir engel yok. Özel istihdam büroları aracılığıyla işçi kiralamanın önü açıldı. Türkiye nur topu gibi yeni bir güvencesiz çalışma biçimine kavuştu. Kiralık işçiler, çalışma hayatının en alttakileri olacak. Kiralık işçilik çalışma hayatında bileşik kaplar etkisi yaratacak ve çalışma standartlarını tüm işçiler için daha da aşağıya çekecek.

kölelik yasası

Kiralık işçiliğin sınırlı bir işçi kitlesini ilgilendirdiğini düşünenler, bu çalışma biçiminin dünyada sınırlı bir uygulama alanı bulduğunu düşünenler yanılıyor. Evet kiralık işçiliğin toplam istihdam içindeki payı halen sınırlı. Ancak unutulmaması gereken husus bu payın hızla artmakta olduğu. Dahası, kiralık işçilik gibi esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin adeta bir virüs gibi çalışma hayatının bütününü tehdit ettiği gözden uzak tutulamaz.

Kiralık işçilik çalışma hayatında “dibe doğru yarış” (race to bottom) olarak bilinen süreci tetikleyecek. Tıpkı geçici (belirli süreli) çalışmanın standart (belirsiz süreli) çalışmanın altını oyması gibi, tıpkı taşeron-alt işveren uygulamasının nispeten güvenceli-kadrolu işçileri tehdit etmesi gibi, kiralık işçilik de çalışma hayatının bütünü üzerinde, işçi sınıfının değişik katmanları üzerinde ciddi bir basınç oluşturacak. Tıpkı en yavaş oyuncunun takımın genel temposunu belirlemesi gibi çalışma hayatının en alttakileri haline gelecek olan kiralık işçilerin koşulları da çalışma standartlarını belirleyecek.

Emek hareketi bunu taşeron işçiliğin yaygınlaşması sürecinde tecrübe etti. Taşeron işçiliğin başlangıç yıllarında sendikalar ve asıl işlerde çalışan işçiler gözlerini yumdular. Taşeron çalışmayı görmezden geldiler. Kadrolu işçiler taşeron işçileri “öteki” olarak gördü. Taşeron işçilerin yemekhaneleri ayrıydı. Serviste önce kadrolu işçiler oturur, yer kalırsa taşeron işçi otururdu. Bazı sendikalar taşeron işçilerin varlığını kendi üyelerinin standartlarını korumanın bir aracı olarak gördü. Ancak bu yanılgı ve “saadet” uzun sürmedi.

Taşeron işçiliğin çalışma hayatının bütün alanlarına sirayet etmesi, çalışma hayatının hücre yapısını bozması ve tahrip etmesi sonrasında sendikalar yavaş yavaş uyanmaya ve taşeron işçilik meselesi ile ilgilenmeye başladılar. Ama iş işten geçmişti. Şimdi kiralık işçilik konusunda da benzer bir süreç yaşanıyor. Sendikaların büyük bölümü mesele sanki onları ilgilendirmiyormuş ve olay başka bir gezegende yaşanıyormuş gibi bir aymazlık içinde.

Hükümet yasayı tereyağından kıl çeker gibi çıkarttı. 2009’da o dönemki kiralık işçilik girişimine karşı ortak tutum alan ve yasanın veto edilmesini sağlayan işçi örgütleri bu kez darmadağınıktı. Emek Platformunun yerinde yeller esiyordu. Sendikaların ezici çoğunluğu hükümet karşısında el pençe divandı. Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonu, 800 bin (yazıyla sekiz yüz bin) üyesi olan Türk-İş kiralık işçiliğe karşı Meclis’in önünde 800 kişi toplayamadı. Ciddi dişe dokunur bir eylem gerçekleştiremedi. Türk-İş, belki de tarihinin en pasif ve etkisiz dönemini yaşadı. Hükümeti rahatsız etmemek için azami gayret gösterdi.

Kiralık işçilik Ankara’da meclisin gündemindeyken, 1 Mayıs’ta Ankara yerine Çanakkale’de dışarıdan taşınan işçilerle miting yapmayı tercih etti. “Ankara’da Türk-İş vardır” sloganı kağıt üzerinden de silindi.
Kiralık işçilik yasası çıkarken kılını kıpırdatmayanlar, kiralık işçilik yasası çıkarken sade suya tirit açıklamalarla yetinenler gün gelecek bugünün çocukları ve gençleri (yarının kiralık işçileri) soracak size: “Kiralık işçilik çıkarken ne yapıyordunuz?” O çocuklar soracak size: “Fransa’da Türkiye ile aynı zamanda gündeme gelen esnek çalışmaya karşı gençlerin, işçilerin, sendikaların gösterdiği direncin onda birini burada siz niye göstermediniz?”

Kiralık işçiliğe karşı güçlerini seferber etmeyenler, sokağa çıkamayanlar, miting yapamayanlar, caydırıcı bir güç oluşturamayanlar bugünü kurtardınız. Aferin size! Ama bugünün yarını da var. Yarın kiralık işçi olarak çalışacak olan yüz binler, milyonlar sizi nasıl anacak, sizi nasıl hatırlayacak, bir fikriniz var mı?

[Bu yazı, 12 Mayıs 2016 tarihinde BirGün’de yayınlanmıştır.]

Yoruma kapalı