|

Kriz ve Sınıf Mücadelesi

Dünya kapitalist sistemi, 1929 ekonomik buhranından bu yana olan en ciddi kriz dönemini yaşamakta. Türkiye ekonomisi de Başbakan ne söylerse söylesin derin şekilde krizin içine batmış durumda. Krizin bizim açımızdan en görünür kısmı ise zaten uzun süredir ciddi boyutlarda olan işsizliğin giderek çok daha fazla artmasıdır. Tüm sanayi bölgelerinde, başta tekstil ve otomobil olmak üzere birçok sektörde işten atmalar devam ediyor. Şimdilik işten atılmayan işçiler de ücretsiz tatil veya daha düşük ücretle çalışma gibi seçeneklere mahkûm ediliyor.
Patronlar krizi fırsata çevirdi
Türkiye çok krizler gördü. Ne yazık ki bütün bu kriz süreçlerinden patronlar kazançlı çıktı. Şimdi de Başbakan’ın dediği gibi işverenler krizi fırsata çevirdiler. Sendikalı ve asgari ücretten biraz daha fazla ücret alan işçileri işten atarak, kriz bahanesiyle kazanılmış işçi haklarını budayarak ve kamu kaynaklarını kendilerinin “kurtarılmasına” yönlendirerek krizi “iyi” değerlendirdiler. Önümüzdeki bir iki yıl içinde gelinecek nokta bellidir: sendikalı işçi sayısının çok daha az olduğu, işçilerin çok daha düşük ücret düzeyinde çalıştığı, kıdem tazminatının pratikte yok edildiği, sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki hak kayıplarının tepeye çıktığı bir ülke.
Biz ne yapıyoruz?
Bütün işçi ve emek örgütleri seslerini çıkarmaya başladı; “Krizin faturasını onu çıkaran patronlar ödesin”, “İşten atılanlar geri alınsın”. İlk büyük miting, 29 Kasım’da Ankara’da yapıldı bile. Ama biliyoruz ki patronlar dize gelip; “Emredersiniz! Hemen faturayı ödeyelim” demeyecekler. Daha önceki krizlerde de bunu yapmadılar. İşçiler ve emek örgütleri sokağa döküldüler. Büyük Ankara mitingleri yapıldı. Sonuç ortada. Bir patron partisi ve hükümeti gitti, diğer bir patron partisi ve hükümeti geldi. Eğer bu dönem de gereği yapılamazsa aynı şeylerin olacağı kesin. Tek yol; işçilerin birleşik, kitlesel siyasi mücadelesi ve partisi Türkiye’de önceki krizler ve işçi eylemleri bize bir şeyi çok açık olarak göstermiştir. İşçilerin, emekçilerin, yoksul halkın önüne somut bir siyasi hedef, bir gelecek umudu konmadan sadece patronların, hükümetlerin yaptıklarına hayır demekle mücadele kazanılamıyor. Bölünmüş, güven yitirmiş sendikal yapılar ve bin parçaya bölünmüş siyasi gruplar kimseye umut vermez.
İşçi sınıfı bu krizden orta-uzun vadede ancak tek bir şartla kazançlı çıkabilir. Bu da öncü işçiler ve dürüst sendikal liderlerin sınıfın bağımsız kitlesel siyasal bir güce ihtiyacı olduğunu tam olarak anlamaları ve harekete geçmeleridir. Ancak bu şartla bu kriz işçi sınıfı açısından orta-uzun vadede kazanca neden olabilir. Bunun olmadığı koşullarda muhalefetteki patron partilerinin yolu açılır. Yoksullar aşırı din veya milliyetçilik temelindeki siyasetlerin girdabına daha fazla sürüklenir.
Hangi konfederasyona bağlı olursa olsun tüm mücadeleci sendikalar kriz koşullarında bir mücadele cephesi oluşturmalı.
Bütün işçi/emek öncüleri bağımsız, demokratik, kitlesel bir işçi siyaseti/ partisi seçeneğini tartışmalıdır.

Yoruma kapalı