|

Kürt Sorununda Son Durum ve AKP’nin “Yeni” Tavrı

AKP hükümetinin 2009 yılında giriştiği aslında Kürt hareketini tasfiye etmeye çalışan “açılım” politikası Kürt hareketi dahil herkesi beklenti içine sokmuştu. AKP, resmi ideolojinin on yıllardır söyleye geldiği inkârcı politikanın dışında ilk kez yeni bir dille soruna yaklaşıyordu. Kürtler yıllardır talep ettikleri kültürel ve demokratik haklarının tanınacağı izlenimini edindiler. 2011 seçimlerinden sonra yapılacak olan “sivil ve demokratik” anayasa ile bu sorunun nihai bir çözüme kavuşturulacağı beklentisi, AKP’yi Kürt illerinde ikinci parti haline getirdi. “Açılım”ın özü görünür olmaya başladığında Kürtlerin de AKP ile arası açılmaya başladı.  

 Kürt sorununun çözümü konusunda kendini muktedir gören AKP neden çözümün önündeki en büyük engel haline geldi? Çünkü AKP’nin her türlü yönteme başvurarak bitirmeye çalıştığı Kürt özgürlük hareketi hala Türkiye’de en örgütlü ve dinamik güçtür. Hareketin güçlü olduğu bir dönemde sorunun çözülmesini istememektedir. 2011 seçimlerinde BDP’nin başarısı ve Kürt halkındaki hareketlenme AKP’nin “açılım”ı için uygun ortamı sağlamadı. AKP işte tam da bu yüzden bu başarıyı krize dönüştürerek kendi lehine dengelemeye çalışıyor. Nitekim seçim ertesinde R.Tayyip Erdoğan’ın ağzından 1990’lı yılların faşist, asimilasyoncu, inkârcı söylemlerini sık sık duymaya başladık. Seçim öncesinde oluşan “geçici barış” atmosferi yerini çatışmalara ve operasyonlara bıraktı. Savaş tamtamlarını her ağızdan duymaya başladık. Bunlarla beraber Kürtler içindeki farklı unsurları öne çıkarak bölme girişimleri ve gizli pazarlıklar hız kesmeden devam ediyor. Tutuklu sayısı dört bini bulan ve her gün artan KCK operasyonları ile Kürt hareketini teslim alma operasyonu devam ederken; “PKK başka ülkelerin taşeronudur” eski söylemine yeni olarak “Ergenekon ve PKK işbirliği yaptılar” söylemi de eklendi. Artık dümeni AKP’nin eline geçmiş olan devlet, Kürt hareketine bütün alanlarda yükleniyor. Hatip Dicle’nin milletvekilliğini onaylamayan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), KCK davalarında en uzlaşmaz tutumu takınan yargı, operasyonlarda sınır tanımayan TSK hükümetin ayak izinden gidiyor. AKP’nin demokratikleşme, normalleşme, sivilleşme söylemlerinin uygulamada neye denk düştüğünü ve son tahlilde Kürt sorununda tekrar bir keşmekeşin içine girildiğini görmüş olduk.

 Ayrıca ABD’nin ve diğer emperyalist ülkelerin henüz Ortadoğu’da işi bitmemiştir. Türkiye’nin Ortadoğu’da soyunduğu yeni role uygun bir orduya ihtiyacı var. Bu keşmekeş ortamı ordunun yeniden dizaynına da imkan tanımaktadır. Profesyonel orduya geçişin bölgemizde emperyalizmin çıkarları açısından ne anlama geldiğini İşçi Kardeşliği sayfalarında defalarca yazmıştık. İstenen, operasyon gücü yüksek ve doğrudan iktidarın emrinde olacak bir orduydu. Kiralık askerlere yaslanan özel ordu uygulaması için düğmeye çoktan basıldı. “Süper savcı”lardan sonra OHAL’i andıran “süper valilerin” atanacak olması, özel harekatçı polislerin operasyonlara dahil edilmesi savaşın yeni dönemde yeni taktiklerle sürdürüleceği göstermektedir.

 Kardeşler; bugün iç savaş, savaşın en yoğun yaşandığı 1990’lardan bile daha yakın bir ihtimalse bunu sorumlusu en başta dokuz yıldır iktidarda olan AKP hükümetidir. AKP hükümetinin sinsice uyguladığı oyalama, sindirme ve kontrol altına alma politikalarıdır. Ama artık bu politikaların ve bölge düzleminde yapılan hesapların tutmayacağını bilmeleri gerekir. Kürt halkı hiç olmadığı kadar haklarının bilincinde olduğunu referandum oylamasında ve 2011 seçimlerinde fazlasıyla göstermiştir. Tarihi geriye çeviremezsiniz. Kürtler, artık talep etmenin ötesine geçtiler; demokratik ve kültürel haklarını kullanmak istiyorlar. Türkiye’de yaşayan bütün halkların eşit ve kardeşçe bir arada yaşayabilmesi için; ne emperyalistlerin desteğine ne de onların uşaklığını yapan yerli hükümetlerin “açılım”ına ihtiyacı vardır. Çözüm ezilenlerin ve emekçilerin ortak mücadelesinde. Çözüm Washington ve Brüksel’den bağımsız kurucu mecliste!

 Mahir Hamdi

Yoruma kapalı