|

Libya’da farklı tür bir işgal

Mısır ve Tunus devrimlerine emperyalizmin cevabı demek olan Libya iç savaşı Kaddafi’nin iktidardan düşmesiyle yeni bir safhaya girdi.

Kaddafi nasıl düştü?

Olayların seyrini kısaca hatırlarsak, Kaddafi’ye karşı ilk protesto gösterisi 15 Şubat’ta Bingazi’de yapıldı. Başta barışçıl olan bu gösteriler kısa sürede silahlı eyleme dönüştü. Bunda Kaddafi’nin egemenliğinden çıkmak isteyen kabilelerin muhalefete katılması da etkili oldu. Birkaç hafta içinde ülke UGK’yi (Ulusal Geçiş Konseyi) oluşturan doğudaki muhalif kabileler ile batıda Kaddafi’ye bağlı Libya ordusu arasındaki bir iç savaşa, büyük bir kıyıma girmişti. Nitekim UGK Trablus’un düşmesinden sonra 25 bin kişinin öldüğünü açıklayacaktı.

Libya ordusu Bingazi’ye girerek muhalif güçleri yenmenin eşiğine geldiği anda emperyalist ordular imdada yetişti. 19 Mart’ta Fransa ve İngiltere’nin liderliğinde ve ABD’nin büyük desteğiyle Libya bombalanmaya başladı. Müdahalenin sivilleri korumak için yapıldığı söyleniyordu ama UGK’ye destek için yapıldığı düpedüz ortadaydı. Libya ordusunun havaalanları bombalanırken UGK’nin uçuşa yasak bölgede uçak uçurmasına müsaade ediliyordu. Beş aydan fazla süren bombardımanın sonunda, 22 Ağustos’ta UGK başkent Trablus’a girdi. Kaddafi halen ülke içinde olduğunu iddia ederek direniyor. Ülkenin ortasında kalan Akdeniz kıyısındaki Sirte ve daha içerdeki Bin Velid halen NATO bombardımanı altında ve UGK’ye direniyor.

Savaşın bundan sonra nasıl süreceği tartışma konusu. Sirte ve Bin Velid düşseler bile Saddam’ınkinden daha büyük bir silah stokuna sahip olduğu söylenilen Kaddafi’nin gerilla savaşı başlatabileceği söyleniyor. UGK için bir diğer sorun kabileler arasında Kaddafi’nin kurmuş olduğu dengeyi tekrar oluşturabilmek. Zira Kaddafi’nin tehdit ve tavizlerle kurmuş olduğu bu birliği tekrar kurmak oldukça zor. Öte yandan, emperyalizmin çıkarları açısından Libya’nın bölünmüşlüğü daha elverişli ve emperyalizme göbekten bağlı UGK’nin de buna karşı çıkacak iradesi yok.

Kaddafi niye düştü?

Libya iç savaşıyla ilgili asıl sorulması gereken bu savaşın niye patlak verdiği. Kaddafi geçmişte sorunlar yaşamış olsa da son on yıldır emperyalizmle sıcak ilişkiler kurmuş, ülkesinin yağmalanması için aktarma kayışı rolünü üstlenmişti. Bunun karşılığında ABD ve Avrupa’da çok iyi ağırlanıyordu. Trablus’un düştüğü 22 Ağustos’tan daha bir sene önce İtalya’ya gitmiş, kadınlara özel yaptığı toplantıda onları İslam’a davet etmişti. Ayrıca Libya’dan getirdiği atlarla İtalyan dostları için bir gösteri düzenletmişti. Aynı zamanda İtalyan Eni şirketinin Libya’da petrol çıkarma haklarını 2042’ye kadar uzatmış, İtalyan UniCredit Bankası’nın Libya’da şube açmasının yolunu açmış ve Avrupa’ya gitmek isteyen kaçak göçmenler için Libya’da bir toplama kampı açmayı kabul etmişti. Benzer şekilde, 2009’da ABD’ye gidip oradaki şirketlere ülkesinden paylar vermiş, 2004’te de Brüksel’e gitmişti. 2007’deki Fransa gezisini ve Paris’te kurduğu çadırını zaten hepimiz hatırlıyoruzdur.

Kaddafi 2007’deki gezisinde ileride kendisine saldıracak olan Fransız ordusunu teftiş ediyor.

Kaddafi’yi iktidardan düşüren temel neden elbette Mısır ve Tunus devrimleri oldu. Bu devrimler ABD’nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin (GOP) istikrarını bozdu. Mübarek istemeyerek de olsa bu projeyi uyguluyordu, Bin Ali ise hevesli bir katılımcısıydı. Bunların devrilmesi ve kitle hareketinin iktidara gelmesi riski emperyalizmi huzursuz etti. Üstelik kendi ülkelerinde de (ABD’nin güneyi, Yunanistan, İspanya, Portekiz, İngiltere) muhalefet güçleniyordu. Mısır ve Tunus’un tam ortasında yer alan, kabilelere bölünmüş bir halde olan Libya, emperyalizmin tam müdahale etmek istediği yerdi. Buradan Tunus’a ve Mısır’a askeri müdahalede bulunabilir veya farklı şekillerde bu devrimler üzerinde basınç uygulayabilirdi. Nitekim bombardımanın önemli bir kısmı Tunus sınırında oldu ve 200 bin Libyalı mülteci Tunus sınırına dayandı.

Dahası, içinde İsrail de yer alacağı için Kaddafi’nin karşı çıktığı Akdeniz Birliği projesi bu şekilde hayata geçirilebilirdi. UGK’nin 2 Haziran’da İsrail’e gönderdiği ‘iktidara gelirsek sizi tanırız ve size askeri üs için yer verebiliriz’ mesajı da bu yöndeydi. Diğer yandan, ABD’nin Afrika’yı askeri olarak kontrol etmek için kurduğu ancak halen Afrika’da bir yer bulamadığından komuta merkezini Almanya’da tuttuğu Africom (ABD Afrika Komutanlığı) da Libya’ya yerleşebilirdi.

İşte bu hesaplar emperyalizmin Kaddafi’yle kurduğu sıcak ilişkilere üstün geldi ve Kaddafi’nin devrilmesinin yolunu açtı.

Emperyalizmin yeni işgal yöntemi

Tayyip Erdoğan “Libya, Irak olmamalı” açıklamasını yaptı. Emperyalist güçler de aynı fikirde, Irak’tan sonra bir de Libya batağına saplanmak istemiyorlar. Özellikle yaşanılan kriz sırasında bunun sonuçları emperyalizm için çok ağır olur. Bunun için kendileriyle işbirliği yapacak yerel ve bölgesel güçleri arıyorlar. Bu güçlerin yardımıyla doğrudan işgale başvurmadan ülkelerdeki rejimleri değiştirmenin ve oralarda askeri kontrol noktaları oluşturmanın hesabını yapıyorlar. ABD Mısır’da Müslüman Kardeşler’le, Libya’da UGK ile, Tunus’ta da Nahda Partisi ile görüşüyor.

ABD’nin kendine yandaş bulma çabası o kadar yoğun ki UGK içindeki eski El Kaidecilerle bile işbirliğine gidiyor. Abdülhakim Belhac, Abdülhakim el Esadi ve İsmail el Salabi isimli UGK yöneticileri eski Libya İslamcı Savaş Grubu’na mensup ve bu grubun El Kaide bağlantısı El Zevahiri tarafından doğrulanmış durumda. El Kaide’nin Afganistan’da SSCB’ye karşı savaşması için ABD tarafından kurdurulduğu düşünüldüğünde insan “eski dost, düşman olmuyor” diyor.

Her ülkede farklı koşullar olsa da bu siyasi grupların hepsi AKP’yi ve Türkiye’yi kendilerine model aldıklarını söylüyorlar. Yani bir tarafta sınırlı bir siyasal İslamcılık, öbür tarafta emperyalizmle tam işbirliği. Ülkeler arasındaki farklı siyasi koşullar Erdoğan’ın ziyareti sırasında ortaya çıktı. Mısır ziyareti kapsamında planlanan Tahrir Meydanı’ndaki konuşma provokasyon olabileceği nedeniyle gerçekleşmedi, oysa Erdoğan halen iç savaşın sürdüğü Libya’da eski Yeşil Meydan’da konuşabildi. Bu durum, Erdoğan’ın Mısır’da aslında söylendiği kadar coşkuyla karşılanmadığını ortaya seriyor. Müslüman Kardeşler her ne kadar seçimlerde iktidardan büyük bir parça alacak gibi gözükseler de ayağa kalkmış kitlelerin güvenini kazanmış değiller, ara ara yeniden patlak veren olaylar da buna işaret ediyor. Tunus’ta ise Erdoğan Mısır’dakinden de sönük karşılandı.

Emperyalizmin küresel krizi tüm dünyada yankılanıyor. Piyasalar kendi beceriksizliklerinin pençesinde çökerken çareyi tüm dünya işçi sınıfının ve haklarının haklarına saldırmakta ve savaşlarda buluyor. Halklar ve işçi sınıfı buna direniyor ve direnecek. “Arap Baharı” diyerek Arap ülkelerine sınırlandırmak istedikleri bir devrim yok, Avrupa ülkelerinde, ABD’nin güneyinde, Kuzey Afrika’da başlamış, tüm dünyayı sarmak üzere ilerleyen bir devrim dalgası var. Bu dönemde emperyalizmin gizli işgallerine, entrikalarına kanmayalım. Haklarımız için birleşelim.

 

Doğan Fennibay

Yoruma kapalı