|

Mücadeleci bir sendikal hareket için forum

1980 darbesinden bu yana tüm işçiler, emekçiler olarak giderek artan şekilde birçok haklarımızı yitirdik. Ne doğru dürüst ücret kaldı, ne iş sağlığı/iş güvenliği ne de örgütlenme hakkı. Uygulanan vahşi kapitalist politikalar ve çıkarılan yasalarla sendikalı işçi oranı özel sektörde yüzde üç düşmüş, özelleştirmelerle kamudaki sendikalı işçi sayısı da hızla azalmakta.
Hızla kötüleşen koşullar bizleri güvencesiz çalışmaya, işsizliğe hatta birçok olayda gördüğümüz gibi ölüme mahkum etmektedir.
Bütün bu olanlara karşı ne yazık ki yeterince mücadele edemedik. Mücadele edemedik çünkü sermaye güçleri bir yandan yasalarla, baskılarla sendikalarda örgütlenmemizi engellendi bir yandan da sendikalar birer mücadele örgütü olmaktan çıkarılıp bazı sendikacıların “işyerleri” haline getirildi. Sendikaların çoğu bırakın işçileri örgütlemeyi, hareketlendirmeyi işçilerin içine girmekten çekindikleri bürokratik yapılar halini aldı. Birçok büyük sendikanının çoğu yöneticisi için “mücadele” işçi hakları için değil sadece ve sadece gelecek sendika kongresinde de koltuğumu nasıl korurum kavgası anlamına geldi. Demokratik hiçbir işleyişin kalmadığı birçok sendikada bu “koltuk kavgası” da her türlü çirkefin döndüğü bir “çete” savaşı niteliği kazandı.
Sermaye güçleri istedikleri başarıya ulaşmıştı ama yine de işçiler olarak bu zor koşullarda da tümüyle yenilmedik. Ücret düzeylerinde yaşanan büyük kayıplara karşı yürütülen 1989 “Bahar Eylemleri’ zamanın hükümetini iyice yıprattı ve en sonunda Özal ve partisi ANAP hükümetten düştüler. ANAP gitmişti ama politikaları aynen, hatta şiddetlenerek devam ediyordu. Öte yandan geçici olarak o dönemde bazı mücadeleci işçiler çeşitli sendikalarda şube düzeylerinde yönetime geldilerse de sendikalarımızdaki “çürümüş” yapı devam etti ve bu mücadeleci işçileri de ya birkaç yıl içinde tasfiye etti ya da hemen “kendine” benzetti. Bir bütün olarak bakıldığında her iki konfederasyona bağlı bazı sendikalar dışında esasta TÜRK-İŞ ile DİSK arasında sendikal anlayış konusunda esaslı bir fark da kalmamıştı. Her ikisi de pasif, uzlaşmayı esas alan, örgütsüz işçi kesimi ve diğer emekçilerle birleşerek mücadeleyi toplumsallaştıracak, siyasallaştıracak bir yönelimden uzak kaldılar ve bürokratik işleyişte birleştiler. Fiiili ve meşru bir mücadele anlayışı ile yükselişe geçen ve örnek teşkil eden KESK de 2001’de çıkan yasayla birlikte benzer bir yönelime girdi. KESK’ in hastalığı ise yönetimlerde belirleyici olan bazı sol siyasi yapıların sendikayı fili, meşru bir sınıf mücadelesi örgütü olmaktan çıkarıp mevcut “kazanımlarını” paylaştıkları bir “statüko ortaklığı” haline getirmeleri oldu.
Açıktır ki patronlara ve onların siyasi temsilcilerine karşı mücadele ancak örgütlü olmakla mümkündür. Örgütlerimizde hastalık ve zaaflar belirleyici ise istediğimiz kadar azimli olalım mücadele hemen kan kaybetmeye başlar. Bunun en iyi örneği TEKEL direnişi ile yaşandı. TEKEL işçilerinin uzun süreli çok öğretici olan eylemi bütün işçi sınıfını, emeçileri ve yoksul halkı yeni bir umutla uynadırdı. Ama zaman bize neyi gösterdi? Sadece TEKEL işçilerinin bağlı olduğu sendika veya TÜRK-İŞ değil KESK de dahil olmak üzere bütün sendikal yapıların içinde bulunduğu durum 26 Mayıs “Genel Grev” fiyaskosu ile tam olarak açığa çıktı. Ama öte yandan sendikal yapılara rağmen küçük boyutta da olsa çeşitli direnişlerdeki işçilerin artan kararlılığı, 1 Mayıs 2010’da Taksim’de ve 26 Mayıs öncesi TÜRK-İŞ İstanbul bölgede yaşanan, daha çok TEKEL işçilerinin başını çektiği ve tabanda sempati toplayan eylemler şimdi yeni bir arayışın içinde olduğumuzu göstermektedir. Aslında uzun süredir devam eden bu arayış ve onun verdiği mesaj ortadadır: Bu sendikal yapılarla sınıf mücadelesi açısından daha iyi bir yere varılamaz!
Varolan sendikal anlayış ve sendikal yapılar mücadeleci bir hareket doğrultusunda değişmek zorundadır. Sorun yöneticiler değil esas olarak sermayenin de işine gelen sendikalardaki bürokrat yapıdır.
Konfederasyon ve işçi-kamu emekçisi ayrımı yapmadan, bütün işçi sınıfını mücadeleci bir hatta birleştirmeyi hedefleyen, işyeri örgütlenmelerine dayanan, tabanın tam karar sahibi olduğu, profesyonel yönetici anlayışını olabildiğince sınırlayan doğrultuda bir “sendikal taban hareketi” için mücadeleden başka bir yolumuz yoktur.
Bu amaçla işçi hareketini geliştirmeye dönük sorunlarımızı, çözüm önerilerimizi ve deneyimlerimizi konuşmak, ortaklaştırabildiğimiz önerileri birlikte hayata geçirmeyi hedeflemek üzere bütün sendikal kurumları, sınıf mücadelesinin içinde yer alan herkesi eşit söz hakkıyla forumumuza davet ediyoruz.

Yoruma kapalı