|

Memur sendikalarının referandum tavrı

Memur sendikalarının referanduma ilişkin tavırlarına geçmeden önce Anayasa değişiklik paketinde memurları doğrudan ilgilen-diren maddeyi inceleyelim;
A. Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı MADDE 53. –(ilgili bölümden kısaltılmıştır)
Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.
Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.
Bu maddeyi tercüme edersek; toplu sözleşme yapabilirsin ama grev yapamazsın. Anlaşmazlık olursa son kararı Kamu Görevlileri Hakem Kurulu ve-rir ve bu karar tartışmaya açık değildir, deniyor. Herkes bilir ki grev hakkı olmadan toplu sözleşme hakkı anlamsızdır. Grev hakkı olmadan sendikalar varlık nedenleri olan üyelerinin çıkarlarını koruyamazlar. Sendikal haklar konusunda bir ilerleme sağlamayan, tersine “zorunlu tahkim” ile kamu çalı-şanlarına grev yolunu kapatan Anayasa değişiklikleri paketine memur sendikalarının yek vücut karşı duracağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Me-mur sendikaları konfederasyonlarının (Memur-Sen, Kamu-Sen, KESK vd.) referanduma yönelik açıklamalarının ve tutumlarının farklı olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Aslında yakın zaman dilimine baktığımızda bu tablonun süreklilik arz ettiği görülecektir (öncesi de öyle idi ama güç ilişkileri fark-lıydı).
Memur-Sen’in “EVET” oyu ne anlama geliyor?
25 Kasım 2009’da Memur-Sen hariç diğer konfederasyonların TİS ve grev hakkı için yaptığı 1 günlük iş bırakma eylemi, birliğin en fazla sağlandığı ve başarılı olduğu bir eylem olarak tarihe not edildi. Memur-Sen, sendikaların en temel hakkı için yapılan bu eyleme katılmadığı gibi bazı yerlerde (ör-neğin demiryolları) grev kırıcılığı bile yaptı. Memur-Sen yöneticilerinin TEKEL işçilerinin eylem sürecinde işçileri yalnız bırakması, alınan kararlara ya katılmaması ya da onayladığı kararı bile yerine getirmemesi, 1 Mayıs’ta TEKEL işçilerine demir çubuklarla saldırmaları gibi örneklerde sınıf kardeşle-riyle nasıl dayanışma sergilediklerini gösterdiler! Sınıf kardeşlerine acımasız ve duyarsız davranan Memur-Sen, hükümetle başından beri iyi giden ilişki-lerinin neticesinde bunun karşılığını başta üye sayılarını 3 kat artırarak aldı. Mümkün olduğunca hükümetle ters düşmemeye gayret sarf ediyorlar. Memurların iş güvencesinin tırpanlandığı, cezaların ağırlaştırıldığı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun değiştirilmesine yönelik kanun tasarısına bile “toptan ret ya da toptan kabul durumu yok” deme cüretini gösterdiler. “Memur bize kul-köle olsun; olmazsa o memura uğurlar olsun” şeklinde özetleyebileceğimiz bir içeriğe sahip olan tasarı ile temelde bir sıkıntılarının olmadığını böylece belirtmiş oldular.
Bütün bunların yanında, Memur-Sen’in Anayasa değişikliği konusunda başından itibaren çok gayretli, destekleyici açıklamaları ve çalışmaları olduğunu belirt-meliyiz. Bolu, Abant’ta 20-22 Haziran’da yaptıkları çalıştayda, Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu “tek madde bile referanduma gitse evet diyeceğiz” diye açıkça söyledi. Yine 25-27 Haziran’da, Abant Platformu adı altında gerçekleştirilen “vesayet ve demokrasi” konulu toplantılarda AKP-Saadet Partisi ve Memur-Sen birliklerini pekiştirdiler. Bu toplantılarda Memur-Sen Anayasa değişiklik paketine TİS’in girmesinin kendi başarıları olduğunu da söylemeyi ihmal etmedi. Çünkü onlara göre “masa değil yasa sorunlu” idi. 12 Eylül darbe yönetimince hazırlanan mevcut Anayasada bile grev yasağı yokken, sözde özgürlükçü AKP anayasasıyla grev yasaklanıyor. Memur-Sen için bu sorun teşkil etmiyor. Çünkü ne 25 Kasım’da ne 26 Mayıs’ta grevde yoktular. Onlar masa başında verilene razı, hükümete duacı. Sendika-siyaset ilişkisini sınıf çıkarı çerçevesinde değil de bir burjuva siyasal çizgiye eşitleyenlerin ömrü, hükümetlerinin ömrü kadardır. Memur-Sen üyele-rinin bu gerçeği görüp üyesi oldukları sendikalar aracılığıyla neye, kime hizmet ettiklerinin farkına varmaları gerekiyor.
Kamu-Sen’den kaçamak “HAYIR”
Türkiye Kamu-Sen’in referanduma “Evet” demediğini Genel Başkanı Bircan Akyıldız’ın verdiği demeçte görmek mümkün: “ILO standartlarına uy-gun değil, hakları kısıtlıyor. Bu hali ile ‘evet’ dememiz mümkün değildir.” (11 Temmuz 2010, Radikal). “Evet” demenin mümkün olmadığını söyleme-sine rağmen, açıkça “hayır” da demiyorlar. Bu konuda kesin kararın, 3-5 Ağustos’ta gerçekleştirilecek Yüksek İstişare Kurulu toplantısında verileceğini belirtiyorlar. Bu toplantının sonucu ne olursa olsun, süreci uzatan bir işlev edinmiş durumda. Açıkçası Kamu-Sen’in bu tereddütlü yaklaşımını ve ka-çamak “hayır”ını anlamak mümkün değil. Acaba KESK daha kararlı bir tutum içine girseydi durum farklı olur muydu, sorusu akla geliyor. 25 Ka-sım’daki ortak eylem süreci ile başlayan yakınlaşma TEKEL sürecinde yara almış olsa da, her iki konfederasyon gerek 657 sayılı Kanun değişikliğine yönelik tepkilerde gerekse de referanduma yönelik tutumda benzer bir görüntü çiziyor.
Yıllardır grev hakkı için mücadele eden KESK geçmişine sahip çıkmalı
KESK’in tutumu keskin değil. KESK, örgütsel bir tutum açıklamadı ancak Genel Başkan Sami Evren bu duruma ilişkin demeçler veriyor. “Bazı sen-dikalar siyasi partilerle kendilerini özdeşleştiriyor. Sendikalar maddesiyle ilgili olarak bizim bu paketi desteklememiz mümkün değil” derken ne kadar haklıysa, tavır konusunda “biz eleştirel yaklaşacağız” derken de o kadar haksız. (11.07.2010 Radikal) Bir hak gaspına eleştirel yaklaşmak yetmez, kesin “hayır” cevabı gerekir. Sami Evren neden açıkça “hayır” diyemediğini ise başka bir açıklamada (16.07.2010 Birgün) Anayasa paketine yönelik eleştirile-rini sıraladıktan sonra söylüyor: “Biz herhangi bir siyasi parti gibi davranamayız. Çünkü kitle örgütleri, homojen örgütler değildir. (…) Biz bir kitle ör-gütü olarak mevcut düzenlemeye onay vermeme gerekçelerimizi açıkladık. Üyelerimiz üzerine bir ipotek koymuyoruz”.
Bir emek örgütünün sermayeden ve devletten bağımsız olması çerçevesinde burjuva partilerinden kendisini ayırması anlaşılır ve olması gerekendir. Ancak kitle örgütü olduğu gerçeğini söylerken, aynı zamanda bir emek örgütü olduğunu ifade etmeyip partiler üstü sendikacılık yapmaya çalışıyorsa orada sorun var demektir. Bu yaklaşım, esas olarak Türk-İş’te mevcut, ama şimdi KESK’in de aynı yolun yolcusu olduğu bir görüntüyle karşı karşıyayız. Sınıf ve kitle örgütü olarak KESK taraf olmak durumundadır. Yıllardır KESK, TİS ve grev hakkının tanınması için mücadele edip, bedeller ödeyerek taraf olmuştur. KESK başkanı son açıklamasıyla üyelerine değil, geçmişine ve geleceğine ipotek koyuyor!
KESK’in bu yanlıştan vazgeçmesi ve güçlü bir “hayır”ı söylemesi acil beklentimiz. Bu konuda Türk-İş’te olduğu gibi KESK’e bağlı sendikaların bir araya gelip basınç yapması gerekiyor. Her düzlemde ve her yerde “HAYIR” cephesini örme zamanı.

Yoruma kapalı