|

Meşru olmayan 12 Haziran seçimleri durdurulsun!

Yüzde 10 seçim barajı yetmedi

bağımsızların adaylık başvuru ücreti 8 bin TL’ye yükseltildi!

O da yetmedi YSK marifetiyle BDP adayları veto edildi!

O da yetmedi ÖDP’nin de seçime girmesi engellendi!

Hükümet 12 Eylül 1980’den aldığı güçle oy hırsızlığına devam ediyor!

MEŞRU OLMAYAN 12 HAZİRAN SEÇİMLERİ DURDURULSUN!

GUANTANAMO DAVALARI (ERGENEKON, BALYOZ, DEVRİMCİ KARARGAH VE KCK) DÜŞÜRÜLSÜN!

TEK ÇÖZÜM:

BÜTÜN PARTİLERİN KATILACAĞI BARAJSIZ VE ADİL BİR SEÇİMLE KURUCU MECLİS OLUŞTURULMASI!

İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) daha başından beri 12 Haziran 2011seçimlerinin her yönüyle gayrı meşruluğunu ilân edip duruyor. 12 Eylül’ün gerçek partisinin AKP‘nin kendisi olduğunu ısrarla vurgulayan partimiz, “ileri demokrasi” sahtekârlıklarına itibar edilmemesini, dünyanın, bölgemizin ve Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar altında 12 Eylül 1980’in kurallarıyla gerçekleşecek seçimlerin gerici niteliğini sürekli olarak ön plana çıkarıyor. İKP; 12 Eylül’ün yüzde 10 barajının aslında demokrasinin önünde bir baraj olduğunu, bunun bir oy hırsızlığı olduğunu söyleyegeldi. Ancak hükümet bunlarla yetinmedi; bağımsız adayların başvuru ücretini 460 TL’den 8000 TL’ye yükseltti. Şimdiyse YSK marifetiyle BDP’nin adaylarını veto ettiği gibi, ÖDP’nin de seçimlere katılmasını yasakladı.

Ama partimizin bu seçimleri gerici ve gayrı meşru ilân etmesinin nedenleri sadece bunlar değil. Nitekim bu gerekçelerin çoğu geçmiş seçimlerde de varken, niye bu tavrı o zaman göstermiyor da şimdi gösteriyoruz? Çünkü sınıf mücadelesinin ulusal düzeyde başlayıp uluslararası düzeye sıçradığını biliyoruz da ondan. Gerçekten de Tunus’ta başlayıp oradan Mısır’a, Körfez ülkelerine sıçramış olan dünya devrimi sürecinin ister istemez Türkiye’yi de etkileyeceğini ve hatta etkilemeye başladığını görüyoruz da ondan. Üstelik bu süreç o kadar etkili ki, Tayyip Erdoğan hükümeti bunu fazlasıyla fark ettiğinden önüne çıkan her tür eyleme saldırmayı ve onu başından ezmeyi kendi varlık sebebi sayıyor. Herkese saldırıyor: Direnen taşeron işçiye, işten çıkartıldığı için teslim olmayan işçiye, haklarını arayan kamu çalışanına, çiftçiye, öğrenciye. Hükümetin hiçbir gün boşu yok. Üstelik sadece bu insanlara saldırmakla yetinmiyor, kendi polis devleti örgütlenmesini deşifre eden herkese saldırıyor. Onları Guantanamo yargılamalarına benzeyen mahkemelerde süründürüyor. Ve tabii hepsinden daha fazla, çoluk çocuk demeden on yıllardır direnen mazlum Kürt halkına saldırıyor.

Hükümet aynen Kuzey Afrika hükümetleri gibi kendi halklarının gazabından korktuğu için iktidarını perçinlemek amacıyla bu gayrı ahlâki seçim türünü tek kurtuluş yolu olarak görüyor. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, hükümet 12 Eylül referandumunda elde etmiş olduğu yüzde 58’lik oy oranına güvenmiyor, büyük kent kitlelerinin mevcut anti-demokratik uygulamalara isyanından korkuyor. Onların isyanının mazlum Kürt halkının öfkesiyle birleşmesinden korkuyor. Çünkü bu gerçekleştiğinde değil bir gün, bir dakika bile ayakta kalamayacağından korkuyor. Amacı seçimlerden sonra 12 Eylül rejiminin diğer işbirlikçisi muhalefet partileriyle birlikte ABD emperyalizmiyle Avrupa Birliği’nin dayattığı ve mevcut olandan bile daha gerici ve piyasacı bir anayasayı “demokrasi” adına seçmenlere onaylatmak olacak. Bu oyuna gelmeyelim! Seçimlerin 12 Eylül koşulları altında yapılmasını kabul etmeyelim.

Yapılması gereken, yüzde 0 barajla ve milli bakiye sistemiyle gerçekleştirilecek bir kurucu meclis seçimi olmalıdır. Bu seçimlere kurulu bütün partiler katılabilmeli, bütün partilere eşit propaganda imkânı sağlanmalı, özel TV kanallarına seçim yasağı getirilmeli, bütün siyasi tutuklu ve hükümlülerin adaylığı kabullenildiği gibi seçildikleri takdirde bu meclise girmelerinin önündeki bütün engeller kaldırılmış olmalıdır.

Haydi, hep birlikte Washington’dan ve Brüksel’den yöneltilmeyecek egemen bir kurucu meclis için ileri!

Şadi Ozansü

İKP Genel Başkanı

Yoruma kapalı