|

Sendikalaşma, işçi hakları ve demokrasi

Eğer Çalışma Bakanlığı’nın yayınladığı ve sendikaların da itiraz etmediği verilere bakarsanız Türkiye’de işçilerin sendikalaşma oranı yüzde 58,9. Yani resmi rakamlara bakarsanız Ocak 2009 itibariyle Türkiye’de 5 milyon 434 bin 433 sigortalı işçi bulunmakta, bunların da 3 milyon 205 bin 662’si sendika üyesidir. Oysa gerçeğin böyle olmadığını herkes biliyor.
Özel sektörde işçilerin sadece yüzde 3’ü sendikalı.
Benzeri çeşitli araştırmalarda ortaya konulduğu gibi Liman-İş Sendikası’nın araştırmasında da gerçeğin çok farklı olduğu açık olarak gösterilmiştir. Gerçek şudur: Türkiye’de kamu çalışanları hariç bırakıldığında ücretlilerin sendikalaşma oranı 1998’de yüzde 22,2 iken 2007’de bu oran yüzde 6,1’e inmiştir. Özel sektörde çalışan işçilerin sendikalaşma oranı ise daha da vahim bir durumu ortaya koymaktadır. Özel sektörde çalışan işçilerin sendikalı olma oranı 1995’te yüzde 7,8 iken, 2007’de bu oran yüzde 3,4 düzeyinde kalmıştır. Bu rakamların 2009 yılında, hele kriz sonrası çok daha fazla azaldığını tahmin etmek ise zor değil.
Yalan rakamlara dayanarak sendikacılık yapılır mı?
Gerçek bu iken ne bakanlık ne de sendikalar gerçeği dile getiriyor. Herkes birbirinin yüzüne bakarak yalana devam ediyor. Çünkü böylece sendikalar yüzde 10 barajını aşmış görünüyor, hükümetimiz de Türkiye’de sendikal özgürlüklerin ne kadar yüksek olduğunu dünya âleme duyurmuş oluyor! Yani durumdan herkes memnun! Peki, ‘bu yalanlarla sendikal mücadele yapılır mı?’ diye sormak gerekmez mi? Yoksa ‘sendikal mücadele yapmak isteyen var mı?’ diye mi sormalıyız.
İşçi hakları hızla yok olurken “demokrasi” nasıl yükselmekte?
Özel sektörde çalışan işçilerin sendikalaşma oranı yüzde 3 düzeyinde iken, bazılarına göre Türkiye özel sektörün sayesinde hızla kalkınıyor. Hatta büyüyen özel sektörün yarattığı iş adamları yani burjuva sınıfı, Türkiye’nin demokratikleşmesinin öncüsü oluyor. AKP iktidarları döneminde olduğu gibi Türkiye hızla demokratikleşiyor!? Peki, bu nasıl demokrasi diye soran var mı? İşçilerin ancak yüzde 3’ünün sendikalı olduğu, sendikalaşmak isteyenin kapı dışarı edildiği, işçilerin köle gibi kiralanıp, alınıp satıldığı yerde demokrasiden bahsedilebilir mi? Bence evet bahsedilebilir. Bu “demokrasidir”. Bu onların demokrasisidir. Bu firavunlar arası bir demokrasidir. Pazardan daha fazla pay kapmak isteyen “sağ” veya “sol”, asker veya sivil, türbanlı veya türbansız firavunların kendi aralarında vardığı anlaşmanın adıdır. Artık demokrasi içinde yarışacaklar, derilerimizi demokrasi şarkısı eşliğinde yüzeceklerdir!
Anadolu Kaplanları mı Anadolu Çakalları mı?
Bir de son yıllarda hızla büyüyen “Anadolu Kaplanları”nı ele almak gereklidir. Bilindiği gibi Anadolu’nun çeşitli kentlerinde özellikle 1980 sonrası giderek gelişen bir sanayi kuruldu. İstanbul’un batıcı/sosyetik işadamlarına (burjuvalarına) karşı pazar payı için mücadele eden bu patronlar, Müslümanlık kisvesi altına sığınıp sendikalaşmanın gerekli olmadığını anlatmaktadırlar. Önemli oranda ihracata çalışan bu firmalardaki sendikalaşma oranını sormak bile gerekmez. Bazıları “Anadolu Kaplanı” dedikleri bu patronlar sayesinde Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü söylese de gerçek ortadadır. Aslında gerçek olan, üretim artışının “Anadolu Çakalları” tarafından kanları emilerek çalıştırılan yeni Anadolu işçi sınıfı sayesinde olduğudur.
Kendi sözümüzü söyleyelim!
Herkesin bir gerçeği görmesi gereklidir. Gerek büyük kentlerimizdeki işçilerin gerekse yeni gelişen Anadolu işçi sınıfının sermayeden ve devletten bağımsız sendikal, sosyal ve siyasi örgütlenmesi ve mücadelesi olmaksızın ne demokrasi gelişecek ne de yaşanılabilir bir ülke ortaya çıkabilecektir. Bunun için bize dayatılanları değil kendi sözlerimizi dile getirerek başlamalıyız işe.

Yoruma kapalı