|

Türk-İş Göreve!

Kriz bahanesiyle patronlar 27 bin Türk-İş üyesi işçiyi kapının önüne koydular. Bunlar Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonuna bağlı işçilerdi. Bir de diğerlerini düşünün… Yani sendikasız ve sigortasız olup da her türlü iş güvencesinden yoksun olanları… Onlar arasından işlerinden atılanların sayısı daha şimdiden bunun on katına vardı. Devletin resmi kayıtlarına göre 300 bin işçi sokağa atılmış durumda. Çalışma bakanının ağzından “biz işveren dostu bir iktidarız!” diyen AKP hükümeti, “bizde kriz!” yok yalanıyla kendine oy vermiş insanlarla alay ediyor. Sanki onların ev kirasını kendi ödeyecek, sanki onların çocuklarının okul masraflarını kendi ödeyecek, sanki onların bakkala olan borçlarını kendi ödeyecek. Haydi bütün bunları anladık, AKP ne de olsa bir patron hükümeti, ama ya işçi konfederasyonlarına ne demeli? Özellikle Türkiye’nin göz göre göre dibi oyulan en büyük işçi konfederasyonu Türk-İş’e ne demeli? Kardeşim bu işçiler senin işçilerin, sen onların alın terlerinden topladığın aidatlarla ayakta duruyorsun. Bu gidişata sen “dur” demeyeceksin de kim diyecek? Patron sendikaları ya da TÜSİAD mı? Ey Türk-İş konfederasyonunun yöneticileri! Daha ne bekliyorsunuz? Üyelerinizin sayısının sıfırlanmasını mı? Hala “benden sonra tufan” demeye devam mı edeceksiniz? Dünyanın bütün ülkelerinin işçi konfederasyonları ve onların yöneticileri azgın patron saldırıları karşısında dişleri ve tırnaklarıyla direniyorlar. Yanı başınızdaki Yunanistan işçi sendikalarının kahramanca direnişinden hiç mi sıkılmıyorsunuz? Yoksa onlar bizden daha mı cesurlar?
Hepimizin gözü önünde Türkiye işçi sınıfı yok edilip parçalanıyor. Gençlik; işsizliğe, kuralsız çalışmaya, geçici işlere, taşeron olarak çalışmaya, sefalet ücretlerine mahkum ediliyor, uyuşturucu kaçakçılığına kurban ediliyor. Geleceğinden umudunu kesmiş bir gençliğin yaşadığı bir ülkenin geleceği olabilir mi? Dilenciler haline getirilmiş bir cemaate işçi sınıfı denilebilir mi?
Oysa bütün değerleri yaratan biz değil miyiz? Türkü, Kürdü, Sünni’si ve Alevi’siyle bütün bir ülkeyi birbirine kenetleyen biz değil miyiz? Batman’daki petrol işçisiyle Aliağa’daki petrol işçisini tek bir çatı altında toplayan sözgelimi Petrol-İş sendikası değil mi? Ya da aynı işlevi gören ülkenin dört bir yanında faaliyet gösteren bütün sendikalar değil mi? Bu sendikaları yok edip parçaladığınızda ülkenin birliğinden geriye ne kalır? Aynı şekilde yurt çapında bir işleyiş sürdüren sosyal güvenlik sistemini, İMF’nin, Dünya Bankasının ve Avrupa Birliği’nin istekleri doğrultusunda özelleştirip yok ettiğinizde milletten geriye ne kalır ki? İşçi sendikaları ülkenin geleceğinin teminatıdır. Onlar olmadığında ortada hiçbir şey kalmayacaktır. Bu ülkeyi patron örgütleri ve hükümetleri değil sadece ve sadece işçi örgütleri kurtarabilir. Onlar bu milletin göz bebeğidir. Patronlar yalnızca kârlarını düşünürler, oysa onlar haysiyetli bir iş ve şerefli bir hayat isterler.
İşte, bütün bunlardan dolayı işten çıkartmalar derhal yasaklanmalı, varolan işler teminat altına alınmalı, işten çıkartılmış bütün işçiler eski işlerine iade edilmeli, kapatılan iş yerleri derhal işçilerin denetiminde millileştirilmelidir.
Krizin sorumlusu olan bütün yerli yabancı bankalara el konulmalı, tek bir milli banka sistemine geçilmelidir. Buradan elde edilecek gelirlerle geniş bir kamu yatırımları programı hayata geçirilmeli, tam istihdam sağlanmalıdır. Başka bir ifadeyle yerli-yabancı büyük patron kuruluşları bugüne kadar elde ettikleri büyük kazançların bedelini ödemelidirler. İşçi sendikaları hiçbir şekilde “milli birlik” palavrası altında krizin faturasını patronlarla ortaklaşa ödemeye yanaşmamalıdırlar. “Milli birlik” yalanı altında patronlarla aynı kaderi paylaşmak, hiç unutulmasın ki, krizin bütün faturasının işçi sınıfına çıkartılmasından başka bir anlam taşımaz. Bunu kabul etmek, işçi sınıfının ve örgütlerinin intihar girişimi olur. Krizin faturasını onu çıkartanlar ödemelidir!
İşte, bu taleplerin yasalaşması için Türk-İş derhal Emek Platformunu harekete geçirmeli, hükümetle ve büyük patronlarla anlaşmaya eğilimli sendikaların da tabanına çağrı yaparak cepheyi genişletmelidir. Bu taleplerin bir an evvel yasalaşması için yapılacak eylem de ülkenin dört bir yanından Ankara’ya, Meclis’e yürümektir!
İKP Merkez Yürütme Kurulu

Yoruma kapalı