|

Türk-İş yüzde 2,5’u kabul etti

Uzun süre işçi sınıfının gündemini meşgul eden, Türk-İş ve hükümet arasında 270 bin işçi için sürdürülen kamu toplu iş sözleşmesi görüşmeleri 7 Temmuz’da sonuçlandı. Başta Türk İş yöneticileri, hükümetin birinci yıl için 3 artı 3, ikinci yıl 2,5 artı 2,5 teklifini kabul edemeyeceklerini söylemiş­ti. Hatta Kumlu “4 – 4,5 fark etmez. Sigorta ve vergi kayıplarımız dururken bu orana nasıl imza atalım” demekle kalmamış, “Kölelik düzeni ortadan kalkıncaya kadar, ellerini İşsizlik Sigortası Fonu’ndan çekinceye kadar, sağlık hizmetleri parasız oluncaya kadar mücadelemiz sürecek” demişti. Ayrı­ca, Recep Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti Sakarya İl Kongresi’ndeki “Buyursunlar greve gitsinler” sözleri üzerine, “Biz bu resti de görürüz” diyen de Kumlu’ydu. Ama sonuçta bir gıdım fazla zamma tav oldu Türk-İş yöneticileri. Buna göre, birinci yıl yüzde 3 artı 5,5, ikinci yıl 2,5 artı 2,5 zam yapılacak. Meğer Türk – İş yöneticileri için bütün mesele, birinci yılın ikinci altı ayı için 2,5’luk artışmış. Kumlu “4 – 4,5 fark etmez” derken, “5,5 olabilir” demek istiyormuş.
Açlık sınırının biraz üstü
Zamlara göre, yıl sonu, en düşük 666 TL olan ücret 123 TL artacak, bin TL olan ücret de 152 TL olacak. Oysa Türkiye’de dört kişilik ailenin açlık sınırı 733 TL, yoksulluk sınırı 2 bin 288 TL’dir diyen bizzat Türk-İş değil mi? Bu durumda, işçiyi açlık sınırının altından bir gıdım üstüne çekmek, bir kazanım sayılabilir mi? Kumlu her ne kadar “Türkiye’de yıllardır yapılmamış eylemlere öncülük ettik” hatta hatta “Sorun bakalım bu başbakan bu hükü­met bizden çektiğini kimden çekmiş?” dese de, gerçekte Türk-İş’in eylem­leri, cılız bile değil, sembolik kaldı. 7 Temmuz’daki “Çalışmama Hakkını Kullanma” eylemi, ismiyle bile, sınıfın geleneğindeki “üretimden gelen gücünü kullanmak”tan uzak duruyor, adeta sivil toplumcu bir eylem anlayışı yansıtıyor­du. Eylemler bir saat iş bırakma ya da mesaiye geç başlamalarla sınırlı kaldı.
Mücadeleci sendikacılar
Bu süreçte hükümetin gözünü kor­kutan eylemler de olmadı değil. 12 Haziran akşamı çoğu Harb-İş üyesi yaklaşık bin 500 işçinin Taksim’den Gümüşsuyu’ndaki Türk-İş 1. Bölge Temsilciliği’ne yürümesiydi bunlardan biri. İşçiler salt hükümet değil kon­federasyon yönetimine de öfkeliydi: “Hain Türk-İş hesap verecek”, “Satılmış Türk-İş, satılmış Kumlu”, “Kumlu istifa” sloganları atıp, binayı domates yumurta yağmuruna tuttular. Ankara’da Harb-İş üyeleri 30 Haziran’da İstanbul yolunu kapattı, 2 Temmuz’da Erzurum’daki Türk İş’e bağlı emekçiler polis müda­halesine rağmen AKP İl Başkanlığı önünde eylem yaptı. Petrol – İş’in Bandırma ve Batman Şubesi üyeleri de sık sık eylem yaptı. Ama bunların hepsi merkezden bağımsız, mücadeleci sendikacıların başını çektiği eylemlerdi. Süreçte 90 bin işçi adına grev kararı alınmıştı. Bunlar arasından sadece, Taş Kömürü Kurumu (9 bin), MKEK (4 bin) ve Türkiye Şeker Fabrikaları (16 bin), TCDD (17 bin) emekçileri gre­ve gitseydi dahi, onları yüzde 2,5’luk zamla durdurmak imkansız olurdu.
Görüşmeler sürecek
Konfederasyondaki çeşitli sendikalar protokolden memnuiyetsizliklerini bildirdi ve mücadele kararlarını açık­ladı. Sağlık-İş protokolün, işçilerin durumunu daha da geriye götürdüğünü ve mücadeleleri sürdüreceklerini açık­ladı. Harb-İş Merkez Yönetim Kurulu “protokol, sürdürülmekte olan toplu iş sözleşmesi görüşmelerini bitirmemiştir ve bitiremez” dedikten sonra, yaklaşık 24 bin Harb-İş’liyi ilgilendiren görüş­melerde daha ileri talepler savunacağını bildirdi. Protokolün yalnız ücret ve sosyal haklardaki artışlar için referans alınacağını söyleyen Petrol İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın ise “Kamu TİS’lerinde, çözülmeyen sorunları yeniden masaya getireceğiz” dedi.
Tüm bunları nasıl yorumlamalı?
Bu TİS sürecinin bir kriz döneminde yaşandığını unutmamak gerekiyor: Erdemir’de maaşların zorla yüzde 35 düşürülmesi, resmi işsizliğin yüzde 16’yı bulması ve milli gelirde yüzde 13,8’lik küçülme bunun en çarpıcı örnekleri. Bununla beraber Kumlu yönetiminin Türk-İş’in başına AKP desteğiyle geldiği düşünüldüğünde akla Türk-İş yönetiminin nasıl bu kadar sert söylemler kullanabildiği sorusu geliyor.
Çünkü mesele Türk-İş’in yöneti­minde değil tabanında bitiyor, iyi ki de böyle. Üye sayısının düştüğü, işten çıkarmalar ve Hak-İş vasıtasıyla daha da eridiği Türk-İş’ten hükümet hala çekiniyor. Sırf bu yüzden Erdemir’de uygulanan ücret indirimi Türk-İş için önerilemiyor, bu kriz dönemin­de ortaya çıkabilecek işçi hareketinin önüne geçiliyor. Patronlar için mesele Türk-İş’i yola getirmek veya başka bir konfederasyonla değiştirmek değil, hiçbir gerçek sendikanın kalmasını istemiyorlar. Sırf bu yüzden Türk-İş yönetimine müdahale ediliyor, sırf bu yüzden Hak-İş Türk-İş’e karşı kışkır­tılıyor ve sırf bu yüzden Türk-İş yö­netimi tabanın basıncı altında hükü­mete karşı söylemini sertleştiriyor.

Yoruma kapalı