|

Tek Yol: Ulus Meydanı Halkıyla Diyarbekir Halkının Birleşmesidir!

ERDOĞAN İLE GÜL/GÜLEN ÇATIŞMASI EMPERYALİZME DAHA İYİ HİZMET YARIŞIDIR!

Son zamanlarda Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül/Fethullah Gülen arasında cereyan eden iktidar mücadelesinin taraflarından birini desteklemek bizim işimiz değildir. Her ikisi de sonuçta kendi şahsi ve tabii patron yanlısı iktidarlarını pekiştirme yolunda ABD emperyalizmine hizmet etme yarışındadırlar, çünkü mevcudiyetlerini ve geleceklerini bu hizmette görüyorlar. Her iki ekip de AKP’nin nasıl iktidara getirildiğinin son derece bilincindedir. Bu desteği, yani ABD’nin desteğini kaybetmenin kendi sonları olacağını çok iyi bildiklerinden emperyalizme hizmet yarışında ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar. AKP hükümetinin devreden çıkması elbette Türkiye işçi sınıfının öncelikli meselesidir, ama bu bizi “kırk katır mı istersin, kırk satır mı?” ikilemiyle yüz yüze bırakmamalı.

 MÜCADELELER BİRLEŞTİRİLMELİ!

Ankara Ulus Meydanında polis barikatlarını aşan kitlenin mücadelesiyle Diyarbekir’de ve bütün Kürt illerinde AKP hükümetine karşı yıllardır süren mücadele bir an evvel birleştirilmelidir ki, en geniş siyasal demokrasinin yolu açılabilsin. Bu noktada her iki tarafa da büyük sorumluluklar düşüyor, şöyle ki: Kürt hareketi içinde bulunduğu “sıkıştırılmışlık” çemberinden sıyrılmak için açık tercihini emperyalizme karşı mücadeleden yana almalı, bunu Petrol-İş Batman Şube Başkanının demecinde görüldüğü gibi net bir biçimde dillendirmelidir. Kuşkusuz her ulusal hareket gibi Kürt hareketinin de içinde üstü örtülmeye çalışılan bir sınıf mücadelesi sürüyor. Bunu, Kürt hareketinin kendini Barzani/Talabani çizgisinden  ısrarla ayrı tutmasında görüyoruz. Bu çizgi Kürt hareketi tarafından ısrarla korunmalıdır. Ulusal haklar için mücadele toplumsal haklar için mücadeleden ayrı düşünülemez. Biri varsa diğeri de vardır, biri yoksa diğeri de yoktur. Benzer bir durum Türk “ulusalcı” hareketi için de geçerlidir. Orada da “çarpıtılmış” bir sınıf mücadelesi sürüyor. Kitleler nihai hedeflerine kuşkusuz dolaylı yollardan geçerek ilerlerler. Dolayısıyla bu mücadelelerin tarafları ve tabii bunları bir miktar “dışarıdan” izleyen sosyalistler her iki mücadeleye de burun kıvırmadan yaklaşmalıdırlar. Taraflardan biri diğerini “emperyalizmin ajanı”, diğeri de ötekini “vesayetçi rejimin” devamcısı olarak nitelemesi olsa olsa emperyalizmin işine yarar.  Ama bu noktada Türk hareketine daha da büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu hareket de emperyalizmden bağlarını en kısa zamanda koparmalı, “bölücü” ve “provokatif” Kürt düşmanlığı politikasına son vermelidir.  AKP hükümetinin ABD emperyalizmi eliyle değiştirilmesi ham hayalini kurmaktan bir an evvel vazgeçmelidir. Kürt hareketinden yeni bir İsrail çıkacağı paranoyası derhal terk edilmelidir. İsrail Ortadoğu’nun tek emperyalist ülkesidir ve Kürt hareketinden emperyalist bir devlet çıkacağı yaklaşımı iki halk hareketini birleştirmeme anlamına gelir. Talabani/Barzani “devleti” bir emperyalist devlet değil Arap Emirlikleri benzeri bir oluşumdur. Benzer temellerde kurulmuş hiçbir Kürt “devleti” gerçek anlamda bir devlet olmayacak, olamayacaktır. Son olarak, şunu açıklıkla ifade etmek gerekir ki, bugüne kadar Kürt hareketinin önderliği birlikte mücadele konusunda Türk “ulusalcı”larına, onların düşmanca yaklaşımlarına oranla çok daha fazla yakınlık göstermiş ama onlardan gerekli desteği alamadığı gibi, tam tersine sürekli olarak aşağılanmıştır. Türk ulusalcı hareketi, Kürt hareketini emperyalizmin kucağına itmemek için bu tutumunu en kısa zamanda değiştirmelidir, yoksa her şey emperyalizmin çıkarları doğrultusunda şekillenecektir. Bu iki hareketin birleşmesi durumunda AKP hükümetinin bir gün bile ayakta kalma şansının olmayacağı görülüyor. İKP olarak bu hareketlerin bir an evvel birleşmesi için elimizdeki bütün imkânları kullanacağımız bilinmeli. Bu yolda, işçi sınıfımızın ve emperyalizmin boyunduruğundaki halklarımızın çıkarlarıyla çelişmeyecek  mümkün olan her türlü aracılık rolünü oynamaya hazır olduğumuzu beyan ederiz.

 YENİ YEREL YÖNETİMLER YASASI BİR ÖZELLEŞTİRME PROJESİDİR

Hükümetin yeni çıkarttığı Yerel Yönetimler Yasası bir demokratikleşme adımı olmayıp, tam tersine vahşi bir özelleştirme projesidir. 2014 yılına kadar var olan belediyelerin yüzde 60 oranında ortadan kaldırılması bir Avrupa Birliği dayatması olup, bugün bütün Avrupa’da işçi sınıflarının ciddi tepkisiyle karşılaşmaktadır. Bu, bütün belediye hizmetlerinin tamamen paralı hale getirilmesi, belediyelere ait tüm kamusal yapıların yıkılması anlamına geliyor.  Kürt hareketinin meşru temsilcilerinin hükümetin bu politikalarına Mecliste ses çıkartmayıp kayıtsız kalmaları tam bir kafa karışıklığının ürünüdür. Bu yasa, Kürt hareketinin talep ettiği “Demokratik Özerklik” yaklaşımına bir geçiş olmayıp, tam tersine mevcut sınırlı kamusal alanın da tasfiyesini getirecektir.

“BAŞKANLIK” YA DA “YARI-BAŞKANLIK” SİSTEMLERİ EGEMENLİĞİN EMPERYALİZME TAM DEVREDİLMESİDİR!

Tayyip Erdoğan’ın gerçekleşmesi için çırpınıp durduğu “Başkanlık Sistemi” ulusal egemenliğin bütünüyle emperyalizme teslim edilip demokrasinin son kırıntılarının da tasfiyesi anlamına gelir. Parlamentonun, yani halk oyuyla seçilmişlerin, tamamıyla devre dışı bırakılacağı bu sistemle yapılmak istenen Sünni bir “çoğunluğun” sürekli olarak iktidarı elinde bulundurmasıdır. Hatta Tayyip Erdoğan böylelikle yüzde 10’luk seçim barajını bile sıfırlayarak kendini demokrasi havarisi olarak gösterebilir. Parlamentonun devre dışı bırakıldığı bir sistemde barajın olup olmamasının ne önemi olabilir ki? Kaldı ki, bu zaten, fiilen yüzde 10 seçim barajının yüzde 50’ye yükseltilmesinden başka bir anlam taşımaz.

TÜRKİYE’DE SİYASAL DEMOKRASİNİN TESİSİ EGEMEN BİR KURUCU MECLİSTEN GEÇİYOR!

Ülkede yaşayan bütün halkların eşit ve özgür olacağı, işçilerin örgütlenme hakkının sınırsızca genişleyeceği, kadınların ezilmişliğine son verileceği, gençlerin onurlu bir hayat sürdürebilecekleri bir işe kavuşmaları, emeklilerin sefalet ücretlerine terk edilmeyecekleri bir düzende yaşama umutları ancak emperyalizmle bütün bağlarını koparacak egemen bir kurucu meclisle gerçekleşebilir. Bunun için de, AKP hükümetinin yıkıcı politikalarına karşı harekete geçen bütün kesimlerin kurucu meclis komitelerinde bir araya gelerek ortak mücadele etmeleri gerekir. Emperyalizmin bütün yardakçıları bu tür bir gelişmenin tehlikesinin farkında olduklarından kalemlerini bu “tehlike”ye karşı kullanmaya başladılar. Türkiye halkları ve işçi sınıfı bu durumun kendilerine yüklediği sorumluluğun bilincinde olarak gerekli adımları bir an evvel atmalıdırlar.

 

 İKP Merkez Yürütme Kurulu

 

Yoruma kapalı