|

Topyekûn Saldırının İsviçre Cephesi

Burjuvazi, her yerde olduğu gibi İsviçre’de de saldırı halinde. Özgül koşullara göre saldırının kapsamı ve şiddeti değişiyor sadece. Bu saldırı, Avrupa’da, “Sosyal devlet, refah toplumu” madalyonunun diğer yüzünü teşhir ederek büyüleri bozuyor adeta.

İsviçre’de 22 Ekim tarihinde genel seçim yapılacak. İsviçre burjuvazisinin önde gelen büyük partilerinden biri olan SVP (yedi kişilik kabinede iki bakanı var), seçim propagandasını, toplumu koyun sürüsü, göçmenleri de sürüde tekme ile dışarı atılan kara koyun olarak simgeleyen afişle başlattı. Eğer “sürü olmak” toplum tarafından resmen kabul olunursa terbiye köpeklerine duyulan ihtiyacı karşılama yollarını da açmış olacaktı. Yapılan yoklamalarda bir hayli yol alındığı görülüyordu. Ve karşıda hiç bir ciddi direnç örgütlenemedi. Sosyal demokratların her “ama” sında sağ iki adim ilerledi. Emek hareketi sendikalara sıkıştırıldı. Birleşmiş Milletler İsviçre’yi uyarmış ırkçılık konusunda; kim dinler Yalova kaymakamını. Sonuçta da SVP yüzde dokuzluk bir oy artışıyla birinci parti oldu, Sosyal Demokratlar yüzde 4 oy kaybetti. Komünist Parti’nin devamı niteliğindeki Emek Partisi ise yüzde 1,1 oy aldı.

Diğer taraftan; inşaat işkolundaki patronlar, varolan toplu sözleşmeyi tek taraflı olarak fes etti ve yeni toplu sözleşme için yapılan görüşme çağrılarını reddediyor. Bu işkolunda örgütlü UNIA ve Syna sendikaları bir süredir direniş örgütlemeye çalışıyorlar. Önce Kantonlarda başlatılan mitingler 22 Eylül’de Zürih’de merkezileştirilerek gerçekleştirildi. Ardından 36 bin işçi arasında bir grev oylaması yapıldı, yüzde 85 evet oyuyla desteklenen grev halen devam ediyor.

Bu ağır işkolunda göçmenlerin yoğun olması nedeni ile mitinge de göçmen işçiler damgasını vurdu. Heyecan, motivasyon çok yüksek olmasına rağmen katılım düşüktü. Yedi buçuk milyon İsviçre nüfusunun yarısının ücretli olduğu düşünülürse “Ateşin düştüğü yeri yaktığı” rahatlıkla söylenilebilir. Yani; ne sınıfsal bir refleks ne de bunun uyardığı toplumsal bir duyarlılık var. Ancak atlanmaması gereken bir şey vardı mitingde; miting adeta işçi sınıfının uluslararası bir mozaiği idi. Fiziksel olarak gerçeklesen bu durumun, gerçekleştirenlerin bilincine ne kadar yansıyabildiği ise tartışılır. Ama bir umuda da işaret ediyor.

Yoruma kapalı