|

“Vesayet” rejimine son verme çığırtkanlığının bilançosu: Cumhuriyet tarihinin en büyük soygun düzenini kurmak!

Partimiz daha 2010 yılı referandumu öncesinden itibaren bas bas bağırdı: “Büyük patronların, onların yazılı ve görsel medyasının, sözde Müslüman medyanın, Tayyip Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün, Fethullah Gülen’in, emperyalist sistem hayranı liberal solcuların sözcülerinin anlattıklarına kanmayın, referandumda HAYIR oyu verin. Çünkü burada oylanacak olan sadece sizin değil, çoluk çocuğunuzun geleceğidir. Oylanacak olan bütün bir ülkenin mal varlığının emperyalist şirketlere ve onların Türkiye’deki Müslüman ya da seküler hizmetkârlarına peşkeş çekilmesidir.

AKP hükümetinin başkanının “ustalık” döneminde yaptığı ve şimdilerde ayyuka çıkan yolsuzluklarına zemin hazırlayan işte bu referandum sonucudur. Haziran ayaklanmasıysa HAYIR kampının başını çektiği bir isyandır. Hem de CHP’ye ve MHP’ye rağmen patlamış bir isyan. “Vesayet rejimine son veriyoruz” sahtekârlığına kanmamış olanların isyanı. Şimdi “vesayet” rejimine son vermenin ne anlama geldiğini daha iyi anlıyoruz değil mi? Yargının hükümetin de açık onayıyla cemaatçilerin eline geçmesinin bu büyük “ustalık” talanına nasıl yol açtığını. Ne Cemaatin ne de Hükümetin zerre kadar demokratikleşmeyle ilgilerinin olmadığını anlamak için bunların yaşanması mı gerekliydi? Dendiydi ki, “olsun, hiç olmazsa kirli savaşa son vermiş oldu, bir buçuk yıldır ne bir Kürt ne de Türk askeri ölüyor!” Bunları söyleyenler galiba hükümetin her türlü desteği verip Suriye’ye gönderdiği çetelerin orada ne kadar Kürdü öldürdüğünü unutuyorlar. Sınırın öbür tarafındaki ölümler yoksa sayılmıyor mu?

Cumhuriyet tarihinin en büyük talanı

Hatırlarsınız bu talanı Tayyip’ten önce ve tabii Turgut’tan (Özal) sonra yapmaya kalkan 3 T’den (Turgut-Tansu-Tayyip) biri olan Çiller şöyle demişti: “Dünyada iki tane komünist ülke kaldı. Biri Küba, diğeri Türkiye”. İşte “vesayet rejimine son” şaklabanlığının altında bu zihniyet yatıyor. Şöyle ya da böyle bir işçi devleti olan Küba’yla 90 yıllık bir kapitalist ülke olan Türkiye’yi birbirine benzetmesinin nedeni tabii ki Küba’daki kadar olmasa bile Türkiye’de de kamu mallarının uluslararası sermayeye yeterince açılmamış olmasıydı. Uluslararası sermayenin Türkiye’deki temsilcisi olan Çiller, görevini yerine getiremediği için bir başka görevliye ihtiyaç duyuldu ve bu görev de Tayyip Erdoğan’a nasip oldu. Türkiye’deki cümle kamu mallarını haraç mezat uluslararası sermayeye açma ve bu hizmetten dolayı da emperyalistlerden gerekli komisyonu alma işi kuşkusuz bu hükümetle başlamadı. 12 Eylül’ün cunta liderlerinden Tahsin Şahinkaya’nın savaş uçağı alımları sonucu dünyanın en zengin generallerinden biri haline gelmesi akıllardadır. Bununla birlikte, özellikle 2010 Anayasa referandumu sonucu yargının tümüyle ele geçirilmesi cumhuriyet tarihinin en büyük soygununa yol açtı. Tayyip Erdoğan bu misyonuyla emperyalizmin övgüsüne mazhar oldu. Emperyalizm bu arada elindeki bütün imkânlarla -ki bunların arasında Cemaati Erdoğan’ın emrine vermek başta gelir- Erdoğan’ı ve AKP’yi destekledi.

İşler ters gitmeye başlayınca

1

Erdoğan sandık yoluyla kendi kurtuluşunu güvence altına alamaması ihtimaline karşı Türkiye’yi bir kaosa sürüklemenin hazırlıklarını yapıyor.

Ancak emperyalizmin Suriye’deki yenilgisi, Tunus ve Mısır devrimleri, İran’la geçici olarak da olsa uzlaşmak zorunda kalması, bölgede koçbaşı olarak kullanılmak istenen Tayyip Erdoğan’ı zor durumda bıraktı. Esad için, “ya ben ya o” diyen Erdoğan kendini dev aynasında görmeye başlamanın faturasını Haziran ayaklanmasıyla ödemeye başladı. Artık gerileme dönemi başlamıştı. Üstelik artık bu gerilemenin durdurulmasının seçimlerde elde edilebilecek nispeten iyi bir sonuçla telafi edilmesi de mümkün değildi. Erdoğan kısa sürede olmasa da artık gidicidir. Emperyalizm tercihini Erdoğan’dan yana olmasa da AKP’den yana oynamaya devam edecektir. Çünkü zaten Cemaat aracılığıyla bütün partilerin içine oynama imkânına sahiptir. Muhtemelen önümüzdeki dönemde de bir geniş koalisyon hükümetine oynayacaktır. 

Bu seçimlerin fazla bir önemi yok

Emperyalizmin komutuyla Erdoğan’a destek veren Gülen Cemaati şimdi yine emperyalizmin komutuyla ve yardımıyla ona saldırmaya başladı.

Emperyalizmin komutuyla Erdoğan’a destek veren Gülen Cemaati şimdi yine emperyalizmin komutuyla ve yardımıyla ona saldırmaya başladı.

Tayyip Erdoğan bütün geleceğini bu seçimlere bağlamış bulunuyor. Başka sığınabileceği bir alan kalmadı. Bilmiyor ki, 1980’den bu yana Türkiye’de en güvenilmez alan bu tür ‘seçimler’dir. Yediği darbelerle daha şimdiden cumhurbaşkanlığına elveda dedi, 2023 masallarıysa artık kolay kolay ağza bile alınmıyor. Anlaşılan o ki, parti tüzüğünü yeniden değiştirip başbakanlığını güvenceye almaya çalışacak. Ama nafile, kaderi Fujimori’ye benzeyecek (bkz. “Hitler değil Fujimori” yazısı). Yani seçimlerdeki göreli bir başarı bile onu kurtaramayacak. Ama işte büyük tehlike de tam burada başlıyor.

Kendi kaderini Türkiye’ninkiyle birleştirebilir

“Milli Görüş” artıklarıyla “ülkücü” eskilerini bir kenara bıraktığınızda Tayyip Erdoğan’ın aslında pasif ya da edilgen bir kitlesi var. İkide bir Menderes çağrıştırması yapmasının nedeni bu. Malum Menderes’in hükümetinin yıkılmasına Demokrat Parti seçmeninden hiçbir ciddi tepki gelmemişti. Erdoğan bugün aynı kitleye seslenerek kendisini aktif olarak korumaları çağrısında bulunup duruyor. Dikkatli bir gözlemci bunun bir iç savaş ya da kaos çağrısı olduğunu fark edecektir. İşçi Kardeşliği Partisi olarak günümüzde dünyanın dört bir yanında emperyalizmin çıkarları doğrultusunda ülkelerin parçalanması sürecine Türkiye’nin de eklenmesine izin vermemek için elimizden geleni yapacağımızı dost düşman herkese duyururuz. Türkiye’yi; Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye, Afganistan’a ve şimdi de Ukrayna’ya benzetmek isteyenleri yenilgiye uğratmak boynumuzun borcudur. Çözüm hep söylediğimiz gibi, ülkede tam bir siyasal demokrasinin yolunu açacak olan demokratik bir kurucu meclis seçiminden geçiyor. Ancak emperyalizmden bağımsız egemen bir kurucu meclis oluşması tabandan gelişen bir kitle hareketinin sonucu olacaktır, 12 Eylül’den gelen yasalarla yapılacak komedi seçimlerle değil.

Emperyalizmi ve onun ülkemizdeki aktörleri Erdoğan’ı, Gülen’i ve Sarıgül’ü yenmek için, bir anti-emperyalist birleşik cephe için ileri!

Yoruma kapalı