|

Yalansız Dolansız / Şadi Ozansü

Son zamanlarda ülkemizin görece zengin batı bölgelerinin illerinde ve ilçelerinde vahşi bir Kürt düşmanlığı kışkırtılmaya başlandı. Son olarak Altınova’da gerçekleşen gelişmeler tam da bu minvalde. Dün başka ilçelerde, bugün Altınova’da, yarın başka ilçelerde, hatta belki illerde… Televizyonlara çıkan Altınovalı Türk gençlere, bugüne kadar sahalarda top, kahvelerde kağıt oynadıkları, birlikte askere gittikleri Kürt arkadaşlarıyla bundan böyle nasıl bir arada duracakları sorulduğunda, “katiyen birlikte olamayız, artık biz birbirimize düşmanız, onların buralardan çekip gitmelerini istiyoruz!” cevabını işitiyoruz. Kürt arkadaşlarından ve kardeşlerinden bu derece nefret eden Türk gençlerine böyle konuşmadan önce bir an için başlarını iki ellerinin arasına alıp kendi kendilerine şu soruları sormalarını isterim:
1.       Bu Kürt aileler kendi doğup büyüdükleri topraklarını terk edip bu topraklara çok seve seve mi geldiler yoksa aynı bizim “Almancı” ailelerimizin yaptıkları gibi gözü yaşlı ama ekmek parası kazanmak için mi memleketlerini terk ettiler?
2.       Almanya’nın ya da Avrupa’nın ırkçıları bizim oralarda çalışan vatandaşlarımıza, aynı bizim şimdi Kürtlere söylediğimiz gibi “Türkler Defolun!” demiyorlar mı? Yoksa biz de mi Alman dazlakları gibi oluyoruz?
3.       Bu gibi durumlar eski Yugoslavya’nın bütün halklarını birbirine düşman edip o canım ülkeyi paramparça etmedi mi? Yoksa biz de aynı oyuna mı geliyoruz?
4.       Meseleye sadece Altınova ve benzeri yerlerden bakmayıp memleket çapında baktığımızda, en kirli ve pis işlerin ve en ucuza en zor çalışma koşullarının Kürt işçilere mi yaptırıyoruz acaba? Çukurova’da pamuğu, Ege’de pamuğu ve tütünü yoksul Kürt köylülerine mi toplatıyoruz dersiniz? Büyük şehirlerin temizlik işlerini, Ege’nin ve Akdeniz’in çok yıldızlı otellerinin pis işlerini acaba taşeron Kürt işçi gençlere yaptırdığımız doğru mu?
5.       Acaba bu koşullar altında çalışmak zorunda kalarak ve gene de lehçeleri farklı olduğu için “kıro” diye tarafımızdan aşağılanan Kürt işçilerin ve gençlerin mafyanın kucağına düşmesine yoksa biz mi sebep oluyoruz?
İşte bütün bu ve benzeri sorulara iyice düşünüp doğru cevaplar vermek zorundasınız Türk gençleri! Cevaplarınız her şeye rağmen, “öyleyse öyle, ne yapalım, ben bildiğimi okurum!” şeklinde olursa unutmayın ki varmış olduğunuz nokta çok tehlikeli bir bölücülüktür. Eğer böyle düşünürseniz bu memleketin bölünüp parçalanmasına hizmet ediyorsunuz demektir. Emperyalizme hizmet ediyorsunuz demektir. Oysa esas olan bu milleti meydana getiren Türk ve Kürtlerin kardeşliğinin tesisidir. Bunun için de hep birlikte, emperyalizmden bağımsız, yani Washington’dan ve Brüksel’den yönetilmeyen egemen bir kurucu meclis için mücadele etmeniz gerekir. Ancak her partinin eşit propaganda imkanlarına sahip olarak yürütecekleri kampanyalarla ve barajsız bir seçim sistemiyle böyle bir meclis meydana getirilebilir. Türkiye insanlarının aç ve sefil olmadan haysiyetli bir biçimde iş güç sahibi olacakları ve tabii kardeşlik içinde geleceklerini güvence altında hissedecekleri bir memleket ancak böyle inşa edilebilir.

Yoruma kapalı