|

Yurtta Sulh Cihanda Savaş mı?

Son dönemlerde Kürt hareketiyle Erdoğan Hükümeti arasında cereyan etmekte olan müzakerelerin hem ülkenin hem de bölgenin geleceği konusunda çok büyük bir öneme sahip olduğu hemen herkesin paylaştığı bir görüş kuşkusuz. Böyle olduğu için de gerek Türkiye işçi hareketi gerekse bölgenin demokratik güçleri bu konuda son derece dikkatli olmak zorundalar.

Her şeyden önce bir konunun altının çizilmesinde ısrarlı olmak gerekiyor: Erdoğan Hükümetinin gerek Abdullah Öcalan’la gerekse Kürt hareketinin diğer temsilcileriyle yürütmekte olduğu müzakerelerin esas tarafları kimdir? Evet, masanın bir tarafında gerçekten de PKK var. Ama ya karşı tarafta? Karşı tarafta doğrudan Amerikan emperyalizmi var. Kimse Erdoğan Hükümetinin gerçek bir muhatap olduğunu sanmasın. Türkiye ve bölgedeki hiçbir gelişmede AKP Hükümetinin doğrudan bir belirleyiciliği yoktur. Zaten ne Libya’da, ne Suriye’de Erdoğan Hükümetinin başlangıçtaki ‘politikalarıyla’ sonradan yaptıklarının birbiriyle hiç örtüşmediğini gözlemek için kâhin olmaya gerek yok. Nitekim Libya işgalinin hemen öncesinde “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyen Erdoğan’ın daha sonrasında TBMM’den karar bile almadan savaş gemilerini Libya açıklarına göndermiş olması nasıl unutulabilir? Keza  Suriye’de Beşar Esad rejimiyle çok sıkı ailevi ilişkiler içine girmiş bulunan Erdoğan’ın bir anda çark edip Hillary Clinton’un direktifleri doğrultusunda Esad’ı baş düşman ilân etmesi nasıl izah edilebilir? Demek ki ipler kesinlikle AKP’nin elinde değil ve Türkiye’nin rolü de bazılarının iddia ettiklerinin tersine ‘emperyal’ bir rol olmayıp tam da bir yarı-sömürge ülke rolü. Üstelik egemen bir Meclise sahip olmayan bir yarı-sömürge ülke rolü.

Orta Doğu’daki Gelişmeler Şii/Sünni Eksenlerinde Gelişiyor

Orta Doğu’daki gelişmeler herkesin çok kolaylıkla gözlemlediği gibi mezhepler ekseninde gelişiyor. Burada 30 milyonluk nüfusuyla Kürt hareketi kuşkusuz tayin edici bir öneme sahip. Üstelik bu nüfus ağırlıklı olarak Sünni bileşenler arasında yer almasına rağmen bugüne kadar Şii kesimlere daha yakın duruyordu. Ama müzakerelerden nasıl bir eksen kırılmasına geçilebileceği meçhul. Böyle bir eksen kırılması ister istemez Orta Doğu’daki dengeleri temelden sarsabilir. ABD emperyalizminin temel politikası Kürt hareketini ‘ulusal’ özlemler temelinde Barzani hareketiyle birleştirmeyi amaçlıyor. Sonuç Kürt hareketinin Suriye/İran ekseninden çekilip ABD eksenine kayması biçimine bürünebilir. Muhtemelen AKP’nin figüran rolünü sürdürdüğü müzakerelerin ana eksenini bu konu oluşturuyor olabilir. Bu ise ‘Yurtta Sulh Cihanda Savaş’ anlayışından başka bir yere varamaz.

Kısa Vadede Kârlı Gibi Gözükecek Kürt Hareketi Ciddi Bir Tasfiyeye Uğrayabilir

Kürt hareketinin karşı karşıya bulunduğu tehlike bütün bölge halkları için tehlike anlamına gelebilir. Bölgenin bütün ülkelerindeki ‘anti-emperyalist’ mücadeleler bu yoldan tasfiye edilebilirler. Bölgenin en demokratik kitlesel hareketi olan Kürt hareketinin tasfiyesi bütün demokratik güçlerin ve onların yanı sıra bütün işçi hareketlerinin imhası anlamına gelebilir.

Tabandan Yükselecek Bir Kurucu Meclis Hareketi Tek Çözümdür

Bölgede egemenliklerin halka devrini sağlayacak bir kurucu meclis hareketi hem emperyalizmden kopuşun hem de Orta Doğu Sosyalist Cumhuriyetler Federasyonu’nun yolunu açacak bir siyasal demokrasi alanının gelişiminin olmazsa olmaz koşuludur. Sadece işçi hareketi değil Kürt hareketi de müzakerelere bu pencereden bakmak zorundadır.

İşçi Kardeşliği Partisi
Merkez Yürütme Kurulu

Yoruma kapalı