|

“Demokratik Özerklik” Kürt Meselesine Çözüm Mü?

BDP’nin Kürt meselesine çözüm olarak ileri sürdüğü “Demokratik Özerklik” formülü aslında kesin bir çözüm olmaktan ziyade bir tartışma metni olsaydı kuşkusuz daha anlamlı olurdu. Bu durumda tamamlanmış olan ve Kürt tarafınca kabullenilmiş bir anlayışla karşı karşıyayız demektir. O yüzden de İşçi Kardeşliği olarak soruna nasıl yaklaştığımızı dürüstlükle ifade etmemizin anlamlı olacağından hareketle böyle bir yazıyı kaleme almayı uygun gördük.

BDP’nin metnindeki “Türkiye Ulusu” tanımı doğru bir hareket noktasıdır

İKP/TBİP programında ve tartışma metinlerinde aynı tanım kullanılmış ve şöyle denilmiştir: Ulusun tanımını etnik temelde değil de sosyal temelde yaptığımızda eksikliğiyle birlikte “Türkiye Ulusu” kavramını kullanmamızda fazla bir mahzur yoktur. Ama bu tanımın içinde Türk halkı, Kürt halkı ve diğer halklar da yer alır. Ve onları etnisiteler ve kültürler olarak değil, tam da kendi adlarıyla, yani Türk halkı ve Kürt halkı olarak adlandırmak gerekir. Etnisiteye dayalı olmayan bu tanımdan kalkarak hareket edildiğinde Türk Ulusu ve Kürt Ulusu nitelemeleri aynı anda ortadan kalkar.

Doğru hareket noktası yeterli mi?

Şimdi bu doğru hareket noktasından kalkarak “çağımızda artık ulus-devletler gerici karakterleri yüzünden ortadan kalkmalı ve onların yerini daha gevşek ademi-merkeziyetçi yapılar almalı” savını ileri sürmek beraberinde çok daha ayrıntılı bir tartışmayı getirmektedir. Yerimiz elverdiğince ona da girelim. Evet, ulus devletlerin emperyalizm çağında son derece gerici bir karaktere büründükleri tamamiyle doğrudur. Ama gevşek ademi- merkeziyetçi yapılar da sanıldığının tersine bir demokratikleşmeyi değil ulus devletin bile gerisine düşmeyi getiriyorsa? Nitekim Yugoslavya’da tam da bu yaşanmamışmıdır? Kim Bona Hersek’in, Kosova’nın ve diğerlerinin yeni birer ulus-devlet olduklarını söyleyebilir? Bunları hepsi Avrupa’nın göbeğinde birer ABD askeri üssü olmanın ötesine geçemedikleri gibi, bugün oralarda yaşayan insanlar da yıkılmasına çalıştıkları eski Yugoslavya’yı rahmetle anmaktalar. Tabii bu, Güney Kürtlerinin Saddam rejimini yad etmeleri anlamına gelmez, ama ABD işgali sona erdiğinde ve emperyalizm İran’la kozlarını paylaştıktan sonra Kürtlerin başına neler gelebileceğini de fazlasıyla düşünmek gerekiyor. Yani çözüm sadece daha gevşek yapılardan ya da “demokratik” bir anayasadan geçmiyor. Tahmin edileceği gibi Irak’ın 1970 anayasası Irak Kürtleri açısından bugün bizde olabilecek her tür anayasadan daha demokratikti ama Kürtlerin katline engel olamadı.

“Demokratik Özerklik” bir bölgeselleştirme projesidir

Kuşkusuz Kürt halkının kendi kaderini nasıl çizeceğine kendisinin karar vermesinden daha doğru bir yol olmasa gerek. Ama nasıl bu konuda bugüne kadar olduğu gibi Türk halkı Kürt halkına akıl vermeyecekse Kürt hareketi de Türk emekçilerine akıl vermemelidir. Yani açıkçası kendisi için iyi ve doğru olduğuna inandığı bir çözümü bütün bir Türkiye’ye önermesi doğru değildir. Nitekim, burası bunu tartışma yeri değil ama ademi-merkeziyetçi yönetimleri Kürt illeri dışında Türk illerine de önermek abesle iştigaldir. Türkiye’de hiçbir emekçiye bölgesel asgari ücret uygulamasını kabul ettiremeyeceğiniz gibi, varolan zayıflatılmış haliyle bile mevcut sosyal güvenlik sisteminin parçalanmasını ya da kıdem tazminatının illere göre farklılaştırılmasını kabul ettiremezsiniz. Oysa Avrupa Birliğinin dayattığı ya da dayatacağı yeni anayasanın bölgeselleştirme projesi tam da bu olacaktır. Kürt hareketi bu konuyu kesinleştirmemiş olsaydı, bu tartışma daha anlamlı yürütülebilirdi.

Kaldı ki…

Günümüzde dünyanın bütün gelişmiş kapitalist emperyalist ülkelerinde kitlelerin bütün tepkilerine rağmen çok şiddetli bir demokrasi düşmanlığı gelişmektedir. Bundan kastımız bu ülkelerde gelişmekte olan yabancı düşmanlığı ya da ırkçılık değildir sadece. Burada esas sözünün ettiğimiz çürüyen kapitalizmin yılların ürünü olan ve işçi sınıfının dişi ve tırnağıyla mücadele ederek kazanmış olduğu bütün hakları ortadan kaldırmak istemesidir. İşte Yunanistan… işte İspanya… işte Portekiz ve işte Fransa. Her düzeyde gericilik olan emperyalizmden hiçbir demokratikleşme çıkmaz. Ancak bölgeselleştirme politikaları çıkar! Türkiye’de emperyalizmin hizmetindeki AKP hükümetinden bu konuda bir demokratikleşme beklemek düş,ünülecek en saf davranış olur.Türkiye’de her türlü demokratikleşmenin önündeki temel engel yüzde 10 seçim barajıdır. Bu baraj sıfırlanmadan hiçbir demokratikleşme adımı atılamaz!