|

Heeeeeey!… Türkleeeeeer!… Kürtleeeeeer!…

AKP’nin tutarsız, temelsiz “Açılım” politikasının tıkanması, Kürt illerinde artan sokak eylemleri, Tokat’ta 7 askerin öldürülmesi ve DTP’ nin kapatılması. Son aylarda ve günlerde yaşadığımız bu olaylarla Türkiye yeni bir gerilimli ve tehlike dolu döneme girdi.
Kürt sorunu tarihten devraldığımız bölgenin ve ülkemizin bir gerçekliği. Bugünkü Türkiye topraklarında yaşayan Türkler ve Kürtler Osmanlı döneminde Hiristiyan azınlıklardan farklı olarak İslam ve halifelik şemsiyesi altında yakın bir birliktelik içindeydi. O günün kapalı ekonomik ve sosyal koşullarında Kürtler kendi yerel koşullarında kısmi “özerk” geleneksel bir yaşam tarzı içindeydiler.
Türkiye Cumhuriyeti devleti yeni bir ulus-devlet inşa ederken Osmanlı’dan kalan Müslüman çoğunluk içindeki bu Türk ve Kürt halk gerçekliğini dikkate almadı. Farklı etnik kimlikleri tanıyarak demokratik bir içerik kazanabilecek “ulusal devlet” yerine farklı kimlikleri yok sayan, totaliter bir yönelime girdi. Herkesi Türk ve öte yandan da devlet güdümlü Sunni Müslüman bir kalıba sokmaya çalıştı.
Ortak İslami kimliğin kamusal hayatın dışına çıkarıldığı ve halifeliğin kaldırıldığı artan baskı koşullarında, egemenliğini her alana yayan merkezi devlet otoritesinden rahatsız olan yerel Kürt otorite ve önderlikler öncülüğünde dini veya etnik kimlikle isyanlar, başkaldırılar yaşandı ve bunlar kanla bastırıldı.
Devlet bir yandan baskıyı sürdürürken diğer yandan da giderek Kürt bölgesindeki egemenlerle anlaşmaya gitti. Ağalık, şeyhlik düzenine dokunulmadı. Ağalar veya yakınları hem tek parti döneminde hem de çok partili sisteme geçildikten sonra milletvekili yapıldı, Kürt kimliğini öne sürmedikçe makbul kabul edildi. Yoksul köylü Kürtler ise eğitimsiz bir kitle olarak ağaların hizmetinde idi. Bütün soğuk savaş döneminde bu düzen, uluslararası koşulların da elverişliliği sayesinde sürdürüldü. ABD ve NATO şemsiyesi altında anti- komünizm ve Türk milliyetçiliği herkese dayatıldı.
Ama zaman giderek değişti. Kapitalizm Türkiye topraklarında yükseliyordu. İşçi ve sosyalist hareketler gelişti. Kürt gençleri ve yoksul halkı bundan etkilendi, kitlesel olarak Ecevit’in halkçı politikalarını ve sosyalist eğilimleri destekledi. Emek ve sosyalist hareketin yükselişi kısa sürdü. Türkiye’de kitlelerle, emekçi halkla bütünleşen sermaye güçlerinden bağımsız, kitlesel, kalıcı bir işçi/ emekçi siyaseti oluşturulamadı. Başlangıçta emek, yoksul halk, sosyalist kimlikle yükselen Kürt halkının siyasallaşması ise Sovyet sisteminin zayıflaması ve “sosyalizm” umutlarının sönmesi ile Kürt milliyetçiliği yönünde evrilmeye başladı.
12 Eylül yönetimin işkenceci, baskıcı yönetim koşulları silahlı/şiddete dayalı mücadele biçimleri için siyasal/ sosyal ve toplumsal psikolojik olarak zemin hazırladı. Silahlı mücadeleyi esas alan PKK giderek güçlendi.
1990’larda yeni bir döneme girdik. Sovyetler çökmüştü. Rakipsiz kalan Kapitalist-emperyalist sistem bütün sosyal devlet uygulamalarını geri almaya başladı. Küreselleşme ve Yeni liberal politikalarla eşitsizlik, sömürü ve işsizlik giderek arttı. Yeni liberal politikaların uygulanması ile sosyal devlet uygulamalarından yoksun sendikasız, sigortasız çalışma koşullarında çalışan, işsiz kalan Türk emekçi kitleler ve gençlik ya dini mezhebi cemaat örgütlenmelerine ya da Türk milliyetçisi siyasi eğilimlere yöneldi. Kürt yoksul çoğunluk ise benzer şekilde ya PKK ve DTP eksenindeki Kürt kimlik hareketine ya da dini cemaatler içine çekildi.
Sistemini sürdürmek için Komünizm öcüsünden yoksun kalan Emperyalist sistem bir yandan büyük ölçüde kendi kontrolünde veya desteklediği “uluslararası terörizm” ve “radikal İslami hareketleri” öne sürerken diğer yandan sadece etnik-ulusal, dini-mezhebi kimlikleri kapsayan “insan hakları”, “demokrasi”, “özgürlük” politikalarını yükselterek kitlelerin desteğini almak istiyordu. Daha önce desteklediği anti-komünist otoriter ulus devletler, artık her koşulda işine yarayan bir araç değildi.
Emperyalist-Kapitalist egemenlik sistemi için petrol ve diğer enerji kaynakları nedeniyle çok önemli olan Ortadoğu ve tüm Avrasya bölgesi giderek daha da önemli hale gelmeye başlamıştı. Egemen sistem bu bölgede emperyalistkapitalist sisteme, küresel kapitalizme karşı çıkmayan her türlü demokratik hak arayışına sıcak bakıyordu. PKK uluslararası destek bulduğu ortamda daha da etkili olmaya başladı. Yaşanan çatışmalar büyük manevi ve maddi yaralar açtı ve açmaya devam ediyor.
Hepimiz biliyoruz ve yakın tarihten öğrendik ki emperyalist sistem için esas olan bu tür sorunların eşitlikçi, demokratik bir çözümü değildir. Onlar sorunların kendi bölgesel egemenliğine zarar vermeyecek ya da güçlendirecek tarzda çözülmesini veya her zaman kullanabileceği şekilde bir tür çözümsüzlüğü isterler. Onların çözümü “barışçı” olabileceği gibi kanlı da olabilir.
Şimdi parlamenter/demokratik Kürt siyasal hareketi olarak DTP özelindeki Kürt mücadelesinin yeni bir baskıya alındığı koşullarda yaşıyoruz. Halklarımız arasında İzmir’de, Çanakkale’de yaşandığı gibi gerilimler artıyor. Ortak yaşanan kentlerde mahalleler daha da bir ayrılmaya başlıyor. Nereye gidiyoruz?
İşte burada haykırmak gerekiyor.
Heeeeeey!… Türkleeeeeer!… Kürtleeeeeer!… Nereye gidiyoruz? Bize yakışan bu muydu? Heeeeey!…….
Türk, Kürt, Sunni, Alevi işçileri, emekçileri, yoksul halkları…
Bu ülkeyi Türklerin ve Kürtlerin eşit özgür olarak yaşadığı, emperyalist-kapitalist sömürün son bulduğu bir yeni uyanış dönemine mi sokacağız, yoksa…

Yoruma kapalı