|

İÜ Çapa Tıp Fakültesi’nde Sendikal Örgütlenme

İstanbul Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Tıp (Çapa), Cerrahpaşa Tıp, Diş Hekimliği Fakültesi, Onkoloji Enstitüsü ve Haseki Kardiyoloji Enstitüsü’nde taşeron firma elamanı olarak çalışan 700’den fazla temizlik işçisi Belediye-İş Sendikası’nda örgütlendiler. Örgütlenmenin başarılı olmasında bazılarının işten atılmalarına rağmen olağanüstü gayretle çalışan öncü işçilerin ve başta Belediye-İş Sendikası şube başkanlarından Saadettin Öztürk olmak üzere sendika örgütlenme uzmanlarının önemli rolü oldu. Ama bunlar kadar önemli olan ve gelecek mücadeleler için yol gösterici olan şey ise işçi sınıfının farklı sendika ve kesimlerinin gösterdiği dayanışma oldu. Çeşitli engellemelere, işten atmalara, tehditlere rağmen altı aydan daha uzun süredir örgütlenme çalışmalarını sürdüren temizlik işçilerinin bu mücadelesine aynı işyerlerinde çalışan KESK’e bağlı Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) ve Türk-İş’e bağlı Tez Koop-İş Sendikası şube yöneticisi ve üyeleri, İstanbul Tabip Odası ve bu kurumlarda çalışan bir kısım öğretim üyesi destek verdi. Toplu sözleşme sürecine giren bu işyerindeki mücadelenin İstanbul Üniversitesi’nde yine taşerona bağlı olarak sağlık ve büro hizmetleri gibi temizlik dışı işlerde çalışan işçilerin ve başka kurumlarda çalıştırılan taşeron işçilerinin örgütlenme mücadelesine de katkıda bulunması beklenmekte.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki genel işler işçileri olarak sendikal örgütlenmeyi başarıyla tamamladınız. Nasıl bir süreç yaşadınız, bize anlatır mısınız? 

Zeynep: İlk olarak ben Sadettin Bey ile (örgütlenmeyi yapan Belediye-İş şubesi başkanı) burada karşılaştığımda bana Tuncelili birini sordu. Ben de “Öyle biri yok burada çalışan” dedim. “Çocuk bölümünde çalışıyor abla” dedi. Ben de “Ben kendim Tunceliliyim, olsa Tuncelili birini tanımam mı?” dedim. O da bana, “Oh çok güzel, emekçi birini bulduk” dedi. Daha sonra yine dönüp geri geldiğinde bana sendikal örgütlenme yapmayı düşündüklerini söyledi, “Ne düşünürsün?” diye sordu. Ben de “Çok güzel bir şey” dedim. On senedir çalışıyorum ben burada dedim ve hiç emeğimin karşılığını alamıyorum. Amir geliyor ayrı, idare amiri geliyor ayrı, sorumlu hemşire, başhemşire geliyor, doktor geliyor ayrı iş istiyor. Yaptığımız sadece temizlik işi değil. Angarya işler çok bizim yaptığımız. Çok emek verdim gerçekten ve emeğimizin karşılığını almadık. Yine açtık, yani hep açtık. Asgari ücretle ben ne yapabileceğim ki?

“Tamam ama bizim işçilerde birlik yok. Kaç senedir burada çok sorunlarımız oldu, bir birliğimiz olmadı” dedim. “O yüzden önce hocalar, SES üyeleri bize destek çıkarlarsa biz bu işe girelim. Yani sadece işçi değil ama Çapa bize destek çıkarsa her zaman varım” dedim.

Sonra Sadettin Bey “Zeynep abla, yerimiz burası, gelebilir misin?” diye sordu. Ben de tabi gelirim, öğrenirim dedim. Gittim sendikaya. Akşam da dedim eşime danışayım. Zaten biliyorum, tamamıyla destekler böyle şeyleri. Anlattım, ne diyorsun dedim. “Çok güzel” dedi. “Sen üye ol, diğer arkadaşlara bakma ve bir kişi kalsan da sonuna kadar diren. Birle başlar, sonra iki olur, beş olur, örgütlenme böyle yapılır” dedi.

Sonra bu arkadaşım, Saniye izinliydi, raporlu. Onu aradım, anlattım. Ben izne çıktım. On gün sonra burada gelmişler, konuşmuşlar, örgütlenmişler. Toplandık gittik, 70–80 kişi üye olduk. Çok güzeldi, insan o kalabalığı görünce, bu iş başarılacak diyor. Yönetim çağırıyor, birer kişi, ikişer kişi, üçer kişi. Arkadaşlar hep çözülmüşler, “abi üye olduk” demişler hepsi. İstifa ettiriyorlar sendikadan. 65 miydi, 67 milyon mu verip tekrar noterden kâğıtlarını geri aldırıyorlar. Bana geldi sıra, ben “Hayır” dedim. Doğru mu söylüyorsun diye sordu, “Ben bunca yıldır burada çalışıyorum, hiç yalan söylediğimi gördünüz mü? Yasal bir şeydir, yasa dışı değil, olsam oldum derim” dedim. O da “Zeynep’e inanıyoruz” dedi.

Sonra Cumartesi günü hiç unutmuyorum, bu çok büyük bir darbeydi; çalışıyorum, bir arkadaş “Yönetici seni çağırıyor” dedi. Orada hiç unutmuyorum, bu bana çok acı geliyor. Bir arkadaşa yazdırıyorlar, imzalatıyor; hem ağlıyor, hem yazıyor böyle, elleri titriyor. Şöyle bir göz attım, gözleriyle işaret yapıyor, yani ben sizin hakkınızda bir şey demedim diyor. Adam beni içeriye aldı, “Zeynep’i içeriye alın” dedi ve kapıyı kilitledi. Bir müdür, bir kadın çalışana kendine yakıştırıp da böyle davranıyor. Bu bana çok ağır geldi. Yine de hiç pes etmedim. Saygısızlık yapmadım, işimde hiç kusur yapmadım. “Zeynep Hanım, doğru söyle, sen sendikaya üye olmuşsun” dedi. Ben yine “Hayır, olmadım” dedim. Bir arkadaşla evinden telefonla konuşmuş, “Ben gördüm taksiyle sendikaya gittiler” demiş. Oysa yalan, sendika şurası ben hiçbir zaman taksiyle gitmedim. Bir başka arkadaşı getirdi, benim yüzüme çıkardı, o “Hayır, Zeynep abla yoktu” dedi. Sonra yine “Tamam sözüne güveniyoruz, gidebilirsin” dedi bana. “Ama elebaşı sensin” dedi. Ertesi gün beni Acil Cerrahi’de bir merdivenin başında akşama kadar hiç çıkmayacak eski bir muşambanın üzerindeki boya lekelerini çıkartmaya gönderdi. Bir gün akşama kadar bana kazıttırdı orayı. Ben o gün merdivenden gittim aşağı, geldim yukarıya, o günü doldurdum. Yemeksiz, çaysız. Akşam çıktım buraya, buranın şefi var, “Senin iş akdin fes oldu, bana iş elbiselerini teslim eder misin?” diyor bana. Ben de “O zaman çıkışımı verin elime, ben de size elbiseleri teslim edeyim” dedim. Ertesi gün geldim, “Benim iş akdimi fes ettiniz ama bana çıkışımı vermediniz” dedim. Bana “Zeynep Hanım, siz gidin evinize, çıkışınız evinize gönderilir” dedi. Çıktım, o gün bu gündür altı aydır biz hiçbir gün buraya gelmemezlik yapmadık. Sabahın yedisinde sanki işe gelirmiş gibi geliyor, akşamın dördünden sonra da dönüyorduk. Geceleri de ev çalışması yapıyorduk. Geceleri tinercilere denk geldik, çapulculara denk geldik.

Saniye: Arkadaşlarımızı üye yapmak için evlerine gittik. Semt semt dolaştık, evlerini tespit ettik. Kimisi bize kapıyı açmıyordu, kimisi bizi kovuyordu. Kimisi bize çay veriyordu, kimisi vermiyordu. Çoğu eski eleman, “Sendika bize ne verebilir ki, sendika hiçbir şey yapamaz” diyordu. Altı aydır bu şekilde bugüne getirdik.

Zeynep: Hakkımızı alıp evde oturmak değil, geri işe dönmek istiyoruz. Özellikle onların, bizleri ispiyon edenlerin karşısında işimize geri dönmek istiyoruz.

Kaç kişi için yetki alınmış oldu bu şirkette?

Zeynep: 612 kişi üyedir, toplam işçi sayısı 715. Bunlar Çapa’dan, Cerrahpaşa’dan ve Haseki Onkoloji’den. Toplamı 715 işçi, Çapa 380 kişidir. 715’in 612’si üye olmuş. Geriye kalan 100 işçi de artık gelip üye oluyorlar.

Toplu sözleşme görüşmeleri ne zaman başlayacak? Sizin işe geri alınmanız talebi ilk talep sanırım.

Saniye: Yarın temsilcilerle toplantı var. İtiraz falan olmamış, dolayısıyla yarın tam öğreneceğiz ama görüşmeler başlayacak inşallah. Taslak çalışması yapılıyor. Şartımız işten çıkartılmış olan dört arkadaşa iş başı yaptırılması. Bu yapılmadan masaya oturmayacağız.

Bu hastanede örgütlü olan diğer çalışan kesimlerin, SES olsun, doktorlar olsun sizin örgütlenmenizin başarıya ulaşmasında nasıl katkıları oldu? 

Zeynep: Evet, gerçekten bunun faydası oldu. SES olsun, doktorlar olsun, “Biz bu işte varız” dediler. Bazılarıyla kendileri görüşüyorlardı, kendileri götürüp imzalatıyorlardı, notere götürüyorlardı. Örneğin bizimle, işten çıkartılanlarla ilgili hocalardan en az 65 tane imza toplandı. “Bu işçiler sendikalaşmadan dolayı işten çıkartıldı, işe geri döndürülmelerini istiyoruz” diye imza topladılar. SES olsun, hep odalarını açtılar bize. Toplantılarımıza hemşireler de girdi, doktorlar da girdi. Hiçbir zaman yanlış bir şey yapmışsınız demediler bize. “Bu çok güzel bir şey, yasak bir şey değil. Siz hakkınızı arıyorsunuz, asgari ücretle gerçekten bir geleceğiniz yok” dediler.

Saniye: Ama biz ilk işten çıkarıldığımızda geri durmuş olsaydık, bu iş bu noktaya gelemezdi. Kanunen tüm haklarımız aranıyordu zaten. Bizler evde oturmuş olsaydık buraya gelmezdi. Biz oturmadık, her gün buradaydık, mücadele ettik. Para alıp evimizde oturmak değil, bu iş için çalıştık. Bizler geri durmuş olsak bu noktaya gelmezdi çünkü zaten işçiler çok korkuyorlardı. Onlardan da bazılarına hak veriyorum, tek bir asgari ücretle çalışan çok yoksul insanlar vardı. Bu çalışma bana zaten bunu da kazandırdı. İnsanlara gidince ne şartlarda yaşıyorlar görüyorsun, gerçekten dolaplarında hiçbir şey yok. O yüzden onlara da hak veriyorduk; gözyaşı dökerek, korkarak üyeliğini veriyorduk. “Acaba işten çıkarırlar mı?” diye. O vicdan azabı beni çok rahatsız ediyordu. Yani ya başaramazsak, o işçiler de işten çıkartılırsa. Bunun korkusu da bende vardı. Ama kendimizi hep başaracağımıza inandırdık.

Gerçekten büyük bir çalışma yaptık. Ben evimi unuttum. Kız kardeşim ameliyat oldu, durumu çok ciddiydi, o gün ben burada gece on bire kadar üye aldım ağlayarak. Oğlum ateşler içindeydi, ben bir hafta komşulara teslim ettim, ilgilenemedim. “Bu işin içine girdiysek başaracağız” dedik. Eşim de bana çok destek verdi. Geç gitmeme bana sebep görmedi, hep beni destekledi yani. Ezilen benim, kölelik yapan benim, hak sahibi olmayan benim. Ben burada hakkımı kazanmazsam evde de kazanamam. Ama öyle insanlar var ki ters tepki gösterdikleri zaman onun da zorluklarıyla karşı karşıya gelirsin. Ama ben hep diyorum eşime de teşekkür ediyorum çünkü hep benimle beraber oldu.

Yoruma kapalı